Diyarbakır cezaevi ile ilgili gerçek ve samimi yüzleşme gerekiyor


 

Aralık 2015 de TBMM de insan hakları inceleme komisyonuna bağlı bir alt komisyon oluşturuldu. Ben de basından izleyerek haberdar oldum. Sanıyorum haberler konuyla ilgili olmayanların dikkatinden kaçabilecek kadar tek tüktü ve gündemin ağırlığıyla alt sıralarda yer alıyordu. Alt komisyon AKP nin önerisiyle CHP ve HDP katkısıyla oluşturuldu. İsmi “Diyarbakır 5 nolu cezaevi ile ilgili alt komisyon”. Başkanı AKP Mardin milletvekili Orhan Miroğlu. Henüz diğer partilerin komisyon için belirledikleri isimleri bilmiyorum. Basına yansımadı-belki de dikkatimden kaçtı-. Komisyonun önüne koyduğu hedefleri basına yansıdığı ve haberlerde yer alan özensiz dağınık anlatımlardan(belki hedeflerin kendileri de bu izlenimi doğuruyordur, bilmiyorum) izleyebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla biliyorum. Komisyon ilk toplantısını 18 Şubat 2016 da yaptı. Yine basından izlediğim kadarıyla bu toplantının tanık dinleme formatında olduğunu ve tanıkların anlatımı, komisyon üyelerinin serbest değerlendirmelerinden oluştuğunu anlıyorum. İlk komisyonda dinlenen kişilerin Bayram Bozyel, Abdurrahim Semavi ve Mesut Baştürk olduğu da basında yer aldı. Tanıklık yapan iki arkadaşı Diyarbakır’dan, cezaevinden tanıyorum, biliyorum. Üçüncü kişiyi tanımıyorum. Basında komisyonun ana hedefinin tanık anlatımlarını toparlamak olup olmadığı yer almadı. Bu tanıklıkların hangi formatla alınacağı, nasıl kayıt yapıldığı, anlatımların hangi bulgu ve belgelerle desteklendiği, tanıkların hangi sırayla dinlenmesinin programlandığı yer almadı, bilmiyoruz.

Komisyonun kurulması; geçikmişliğin ağır yükü, içinde bulunduğumuz siyasi atmosferin derin gölgeleri, aradan gecen 33 yıllık sürede atılmayan adımların yarattığı güven ve samimiyet kayıplarına rağmen yaraya bir parça merhem olabilir. Diyarbakır cezaevi mağduru olarak iyimser bir umutla, bazı düşüncelerimi ve önerilerimi paylaşmak istedim.

Birincisi ve belki de en önemlisi, Diyarbakır cezaevinde yaşadıklarımızla hesaplaşmada sıfır noktasında değiliz. Hukuki olarak 12 Eylül generalleri yargı önüne çıkmış olmalarına rağmen(ne kapsamda bir yargılamaysa?) işkence ve kötü muameleye ilişkin benim ve işkence mağduru birçok arkadaşımın Diyarbakır Cum. Savcılığına yaptığı başvuru “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla dava aşamasına gelemeden kapanmıştır. 2010 yılında Anayasanın geçici 15. Maddesinin kaldırılışı sonrasında yapılan birçok başvuruyla ilgili olarak, savcılıkça uzun, kapsamlı ifadeler alındı, şüpheli sıfatıyla birçok fotoğrafın teşhis edilmesi istendi, İstanbul Adli Tıp Kurumuna bine yakın kişi sevk edilerek adli raporlar düzenlendi; bu kapsamda oldukça geniş delil toplama yoluna gidildi. Ancak anlaşılamaz bir şekilde, her nedense bir aşamadan sonra 01.07.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Bu karar, çok çeşitli çevrelerle paylaşmamıza rağmen hak ettiği tepkiyi alamamış, yeterli kamuoyu oluşmamıştır. Ben ve bildiğim kadarıyla sınırlı sayıda pes etmemiş-bu uzun ve meşakkatli hak hukuk arama yolunda- birkaç arkadaş davayı Anayasa Mahkemesine taşıdık. 06.02.2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurumu yaptım. Şimdi biraz sabır, biraz umut çokça öfkeyle çıkacak sonucu bekliyorum. Kıssanın hissesi Diyarbakır cezaevi öncelikle; pervasız ve kural tanımaz saldırgan işkencelerle, gururla fetih marşları ve tekbirler eşliğinde yaratılmış enkazdır. Enkazın altında biz mağdurlar ama herkesi ilgilendiren acıtan yanıyla da hukuk vardır. Önce hukuk enkazın altında çıkarılmalı, sonra her ne yapılacaksa-anımızı ve belleğimizi koruma adına bir müze mi yoksa başka bir şey mi?- temizlik yapılan alanda “bir inşa” çabasına girilmeli. Komisyonun başlarken atladığı, söylemesi gerekeni ben söyleyeyim; olup biteni yargı önüne çıkarma çabaları engellenmektedir, dava açılmadan kapanmak üzeredir. Hukuki hesaplaşma sayfası açılmadan kapanmak üzeredir. Varsa olanaklarımız, yapılmış hunharlıkları hukuk önünde, yapabildiğimiz kadarıyla temize çekelim. Enkazın altındaki hukuku çıkararak, suçlardan, acılardan ve kinden arındırarak yeni bir sayfa açalım ve  geçmişe bırakma adımını öyle atalım.        Diğer yandan şimdiye kadar çok çeşitli kanallardan tanıklıklar toplanmış, kayıt altına alınmıştır. Savcılıkların aldığı kapsamlı ifadeler, tanıklıklar ve çeşitli sivil toplum ve insan hakları topluluklarının kayıtları bunlara örnektir. Ben hem D.Bakır savcılığına 10 sayfa yazılı ifade vermiştim hem de Ankara İnsan Hakları Vakfında görsel kayıt altına alınmış uzun bir tanıklıkta bulunmuştum. Bildiğim kadarıyla birçok kişinin de bu tanıklıkları ve ifadeleri kayıt altındadır.  Komisyon bu yolu yeniden yürümek yerine uygun işbirlikleriyle bu tanıklıkları çok geniş kesimlerle paylaşabilir, birer örneğini milletvekillerinin incelemesine, bilgisine açabilir, mecliste bir arşiv oluşturarak yitip gitmemesine katkıda bulunabilir. Ayrıca bu tanıklıklara dayanarak oluşturulmuş belgesel görseller var. Bunları kültür varlıkları olarak alıp değerlendirebilir. Diğer yandan geniş bir kampanyayla; o dönem cezaevi mağdurları ve yakınlarından, 5 nolu cezaevinin müze haline getirilmesi için 10 bini aşkın imza topladık.  Toplanan imzaları 3.11.2009 tarihinde ben, aynı dönem Diyarbakır cezaevinde işkence mağduru olan Sıracettin Salman ve İHV yöneticisi Dr. Metin Bakkalcı’nın katılımı ve destekleriyle dönemin D.Bakır AKP milletvekili Abdurrahman Kurt’a-o dönemin Adalet ve Kültür Bakanlıklarına da iletilmek üzere- mecliste teslim ettik. Umarım o günden bu yana gerekli adımlar atılmış, her adım atıldığı noktada kalmamış, unutmanın ferahlatıcı kuyularına bırakılmamıştır.

İkincisi, komisyon –basından izlediğim kadarıyla- ulaşmak istediği hedeflerin arasına; siyasi sonuçları araştırmak gibi ilginç ve muğlak bir madde de koymuştur. İlginçtir çünkü bu maddeyle aslında bir dönemin acılarından günümüze ilişkin sekonder kazançlar ve yorumlar devşirilmeye çalışılmaktadır. Komisyon başkanı basına yansıyan alıntıyla şöyle bir tespitte bulunmuş” burada işlenen faili meçhul cinayetler ve bugün gündemimizi işgal eden Kürt meselesinin neden şiddetle terör zeminine taşındığı, Diyarbakır cezaevi ile ilgili gerçek ve samimi yüzleşmeyi gerektiriyor.”  Tersten söylemiyor mu? Hayır, sayın başkan; Diyarbakır cezaevi ile ilgili gerçek ve samimi yüzleşme gerekiyor çünkü biz geçmişte orada şiddet ve teröre uğradık. Orada hiyerarşik bir güç hukuk tanımamış çetelerden çaldığı rolle, dört duvar arasına sıkıştırdığı binlerce insana; ya canını ya da onurunu ve insanlığını alacağım dedi. Biliyorsunuz, hep beraber yaşadık. Biz geçmiş bir hukuksuzluk ve adaletsizlikle hesaplaşmak, oradan bugüne hukuk adalet ve temize çekilmiş bir bellek bırakmak istiyoruz. Bizim derdimiz ortaklaştığımız-ya da öyle sandığımız- adalet ve insan hakları ve geçmiş yaşadıklarımız, bugünün derdi herkesin kendisine ve siyasete… Orada ortak zeminimiz yok. Hele hele her seferinde geçmişten sekonder kazançlar ve yorumlar devşirmeye çalışanlarla hiç ortak zeminimiz yok. Muğlaktır, çünkü yapılan değerlendirme ile ne kadar siyasi görüş varsa o kadar görüş üretilebilecek bir meseleye; günümüze ve PKK nin kökenine dair bir pencere açılmaktadır. Bu ayrı ve Diyarbakır cezaeviyle yüzleşme kapsamının zemini kaydıran bir konudur. Kaldı ki komisyon başkanından yaptığım alıntı içinde eksikleri barındıran ve yanlış olan tekrarlana tekrarlana doğruymuş sanılan bir ezberdir. Diğer yandan meseleyi bu tarzda ortaya koyunca yansıyanlar ve değerlendirmeler de güncelin çekim gücüne kapılıyor. Nitekim basına yansıyan; komisyonda Bayram Bozyel’in anlatımları sadece bu çerçevede kalmış ya da bu çerçeveden ibaretmiş gibi sadece PKK pozisyonu ve Kürt hareketindeki güncel gelişmelerle ilgili değerlendirmeler öne çıkarılmıştır. Diyarbakır cezaevinde olup bitenler tüm bu hukuksuzluklar hiç yokmuş, anlatılmamış gibi. Komisyon gerçek ve samimi bir yüzleşme yapmak niyetiyle ortaya çıkmışsa oradan politik çıkarsamaları ortaklaştırma çabasına girmeden, politik değerlendirmelerini anlamlandırmak için geçmişin acılarını adaletsizliğini hukuksuzluğunu gölgede bırakma çabasında olmamalıdır.

Üçüncüsü, komisyonun sadece tanıklıklarla sınırlı kalıp kalmayacağıdır. Bu tanıklıklar büyük ölçüde değişik ortamlarda yapılmıştır. Vakit kaybetmemek, komisyon ortamını sadece bir ağlama duvarı haline getirmemek ve dinleyenlerin de, anlaşılabilir, şaşkın doruktaki empatileriyle vicdan temizleme sınırlarını aşabilmek için ne yapılabilir? Esas soru budur. Benim önerim öncelikle hukuk yolu tamamen kapanmadan, davamızı divana bırakmadan, acil ve etkili yol ve yöntemler bulmak. İkincisi, Adaletin hukuku aşan daha genel bir toplumsal mutabakata dayandığını bilerek; Diyarbakır cezaevinde o dönemi mağdurların tek başına ve kendi kendilerine ranzadan falan düşerek, yaşamadıklarını tekrar hatırlamak gerekiyor. Adaleti sağlamak adına, yargının ötesinde yasamanın ve daha önemlisi yürütmenin de yapabileceklerini ortaya koyma zamanıdır. Komisyon bu adımları atma hedefini ve iradesini ortaya koyarsa anlamlıdır. Yoksa yaralarımız tekrar kanatılarak acılarımız üzerinden siyasi malzeme üreteceklerin, vicdanlara üfleyeceği yeni nefesler olmayacağız.

 

                                                                             Diyarbakır 5 no’lu cezaevi mağdurlarından

                                                                             Dr.İsfendiyar Eyyuboğlu

 

Basında konu ile ilgili haberleri izlediğim kaynakların linkleri;

http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=135084

http://t24.com.tr/haber/tbmmde-donemin-iskenceleriyle-unlu-diyarbakir-5-nolu-cezaevi-ile-ilgili-alt-komisyon-kuruldu,320748

http://www.haberler.com/diyarbakir-cezaevini-inceleme-alt-komisyonu-8172861-haberi/

http://www.habergunce.com/haber/AKP39li-Miroglu-Diyarbakir-Cezaevi39nde-yasanilanlarla-samimi-bir-yuzlesme-gerekiyor-107673.html

http://haber.star.com.tr/yazar/diyarbakir-bes-nolu-cezaeviyle-yuzlesme-basliyor/yazi-1089881

http://www.milliyet.com.tr/tbmm-insan-haklari-inceleme-komisyonu-ankara-yerelhaber-1118175/

https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_uyeleri_sd.uyeliste?p1=14&p2=10