Geçmişle Yüzleşme- Diyarbakır Cezaevi


Geçmişle Yüzleşme- Diyarbakır Cezaevi

Halkoylamasıyla 12 Eylül döneminin yargılanmasını engelleyen geçici 15. Maddenin kaldırılması üzerinden iki yılı aşkın bir zaman geçti. Kısa sayılamayacak bu sürede geçmiş dönemin yargılamasında henüz istenir düzeyde yol alabilmiş değiliz. Yargılamalar neredeyse başlangıç düzeyinde kaldı. İddianame 7. duruşmada okunabildi. Davanın gidişatındaki iddiasızlık müdahil ilgisine yansıdı. İlgi azalmaya yüz tuttu.

Benim tartışmak istediğim  “ana dava” çerçevesinde olan ama farklı bir dava olarak yürüyen Diyarbakır cezaevi davamız ve yüzleşme kültürümüz. Dava henüz açılmış değil. Soruşturma genişleyerek ve derinlemesine sürüyor. Umarız ki uzama hayra ve tüm dellillerin toplanarak davanın güçlü açılmasına delalettir. Dava açıldığında seyri üzerine de söz haklarımız baki. Müdahil olduk. Sırası gelirse söyleyeceğiz elbet. Ama önce yüzleşme kararlılığımız ve reflekslerimiz sonrasında davanın kapsamı.

Yüzleşme sözcüğünün içinin boşaldığını sıkça tekrarlar olduk. O kadar sık tekrarlamamıza rağmen henüz  başaramadık veya tamamlayamadık yüzleşmeyi. Telaşımız sürecin tamamlanmadan aceleyle bitirilmesi veya defterin yarım yamalak kapatılması için değil kuşkusuz. Tam tersine sürecin derinlemesine işlememe olasılığının belirmeye başlamasının tedirginliğidir hissetiğimiz. Atılan adımların kararsız ve yavaş oluşu ürkütüyor bizi.  Korkarız ki bu kadar sık tekrarlanan ama hala başarılamamış olan bu önemli sorunumuz çürümeye ve eskimeye başlasın. Bu nedenle şimdi tekrar içini doldurmanın zamanı.

Yüzleşmeden;  geçmiş yaşanmış bir olayı yeniden ele alabilmeyi, çok yönlü bilince çıkarma süreçlerini işletebilmeyi, taraflar varsa tüm taraflarca ele alınabilmesini ve haksızlık yapılmışsa bu haksızlıkların hukuk önüne çıkarılması, hesaplaşılması ve de tüm sonuçlarla yeniden okunmuş temize çekilmiş dersleriyle, anılarıyla, ceza ve yeniden yargılama, aklamalarıyla, kültürel tüm öğeleriyle  tarihe teslim etmeyi  anlıyorum ben. Bu kapsam genişletilebilir. Eklerle zenginleştirilebilir. Ben yenileme canlandırma adına mümkün olduğunca geniş kapsamlı tutmaya özen gösterdim. Ama sorunumuzun üzerini örtmek atlamak olmadığını tam aksine kapsamını genişletmek ve derinleştirmek olduğunu vurgulamaya çalışmış oldum.

Yüzleşmeyi zorlaştıran temel etken, yaşadığımız ve yüzleşmeye çalıştığımız geçmişimizin travmatik yükünün ağırlığı ve kapsamıdır. Geçmişimizin bu ağırlığı yükümüzü azaltma çabaları olarak zaman zaman yüzleşmenin içini boşaltmaya, zaman zaman da görmezden gelerek üzerinden atlamaya, kaçınıp bir kısmının üzerinin örtülme çabalarına neden oluyor. Ayrıca bu dönem çok çeşitli kesimleri ilgilendirmekte, hem de çeşitli altüst oluşlar farklı kırılmaları içermektedir. Ki bu geniş kesimler bu dönemleri farklı yaşantılamış farklı deneyimlere sahip olmuşlardır. Ayrıca ele alınmaya çalışılan sadece 12 Eylül dönemi değil. Yakın geçmişimizin neredeyse tümü. Ağırlıklı olarak son 30 yılı. Türkiye’nin ele almaya çalıştığımız yakın geçmişi tam bir yangın yeri. Mağduriyetler diğerinin anlamasını zorlaşatırabilecek kadar ağır. İrili ufaklı bir çok yangın olmuş ve çok değişik kesimler etkilenmiş. Her bir defasında değişik kesimlerin mağduriyeti öne çıkmış. 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, Balyoz’u hepsi son 30 yıla sığmış. Felaketin altında binlerce hayat, karartılmış gelecekler, kırılmış onurlar, dağılmış toplumsal hareketler var. Bütün bu yaşanan darbelerin, altüst oluşların, nedenleri üzerine çok fazla politik çıkarım yapmak geniş bir tartışma yapmak mümkün. Ben bu konudaki politik görüşlerimi saklı  tutarak bu genel tablodan yüzleşme adına bazı sonuçlar çıkarmaya çalışacağım.

Birincisi ve belki de en önemlisi yangının belli dönemlerinde ağırlıklı olarak farklı politik hareketler, gruplar, kişiler ve akımlar etkilendi, mağdur oldu. Dönüp geriye baktığımızda toplamı görüyoruz.  Şimdi toplumun önemli geniş bir kesimi yaralı. Toplam her bir dönemde görece farklı kesimlere yoğunlaşan her bir mağduriyeti kapsıyor. Ancak her bir dönem tek başına ele alındığında konuşulan mağduriyet sınırlı bir kesimi kapsıyor hassasiyetler ona göre spesifikleşiyor. Farklı dönemlerde görece farklı kesimlerin ağırlıklı olarak etkilenmiş olmaları gerçeği, her bir dönemi tek başına ele alırken  toplam mağduriyeti kapsayamadığımız gerçeğini anlamamızı kolaylaştırıyor. Üstelik son yıllarda bu dönemi yaşamış mağdurlardan sadece sınırlı bir bölümü politik karar mekanizmalarını önemli ölçüde elinde tutuyor. Eğer bu kesim sadece kendi dönemi ile yüzleşmeye çalışır da geri kalan dönemleri önemsemezse o zaman yangından etkilenen diğer kesimler için süreç kapanamamış tamamlanamamış yarı yamalak çiziktirilmiş boş defterlere dönebilir. Ayrıca da komünistlerin, solun, emekten yana güçlerin ve Kürtlerin her dönemde muhalefette kalmaları ve ötekileştirilmeleri gerçeği bu dönemde de değişik ağırlıklarda devam ediyor. Bu durum o kesimlerin mağduriyetinin boyutlarının anlaşılmasını ve hesap sorulmasını zorlaştırıyor. Ekim 2012’de Diyarbakır cezaevi için talimatla ifademe başvuran yetkili savcılık’a tekrar gitmiştim. Konu nereden açıldıysa, Diyarbakır cezaevi davasının açılırsa ağır suçlamaları, iddiaları içerebilecek bir dava  olabileceğine geldi. Ben de ortada sadece plan ve niyetlerin olduğu Ergenokon davasında verilen 20 yıllık hapis cezalarına bakınca; planların en kötü senaryo ile uygulamaya geçtiği ve insanlık dışı uygulamaların en ağırını yapabilmek için yarışıldığı 12 Eylül ve Diyarbakır cezaevi davalarında verilebilecek cezaların elbette o oranda beklenebileceğini belirttim. Geçmiş dönemle yüzleşeceksek sadece bir kesimin zarar gördüğü bir zaman dilimiyle değil yakın tarihimizin tamamıyla yüzleşeceğiz. Etkilenenlerin farklı  ama failin tek olmasa bile birbirinin izleklerinden yol aldığını bilerek.

İkincisi yüzleşmeyi çeşitli boyutlarıyla gerçekleştirmek. Yüzleşme sürecini çok yönlü tamamlayarak yüzleşmenin derinlik kazanmasını sağlamak ta önemli.  Yüzleşmenin kişisel, toplumsal ve hukuki boyutları var. Kişisel olan o dönemde ezilen kurban edilen tarafın ve yakınlarının yaşadıkları travmayı rasyonalize edebilmeleri, anlamlandırabilmeleri ile mümkün. Mağdur olan taraf için; fiziki sözlü işkenceler, kayıplar ve yaşanan  travmalar  geçmişte kalmış acılardır.  Dönem kapanır, işkencenin sadece fiziksel izleri kalır, bazen izleri dahi kalmaz. Ama herşey bir dönem gibi izler gibi doğal ve kendiliğinden kapanmaz. Bazen hiç kapanmaz.  Travmanın etkileri mağdurun peşini bırakmayabilir. Karabasanlarla uykularda, kabuslarla uyanıkken çağrışımlarla, ani hatırlamalarla ve yaşanan paniklerle takip edebilir mağduru. Yakasını bırakmaz, ensesinden ayrılmaz.  Mağdurun iki seçeneği vardır ya kovalandıkça kaçaçaktır, ya da durup yüzleşecektir. İşte mağdur korkulara sanrılara kabuslara dönüşmüş bu acıları anlamlandırmayı, rasyonalize etmeyi, bilinçe çıkarmayı, anlatabilmeyi, desteklenmeyi, yardım alabilmeyi  başarırsa… Yani yüzleşmeyi   başarırsa aslında bütün bunlardan kurtulmuş olacaktır. Kişisel anlamda yüzleşmenin arındırıcı destekleyici boyutu vardır. Toplumsal olrak yaraların sarılması ancak bu adımla sağlanabilir. Acılar yaşanıp dönem kapandıktan sonra yüzleşme diye tutturmamızın bir nedeni de budur.

Bir sonraki yazıda yüzleşmeye,Diyarbakır cezaevi davası başlarken yüzleşmeye devam etmek umuduyla…


Dr.İsfendiyar Eyyuboğlu