AKP’nin Lahey’de yargılanma korkusu

 

 

“15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü yurtta, yurtdışındaki temsilciliklerimizde ve yavru vatan Kıbrıs’ta coşkulu törenlerle kutlandı.”

Bu da nereden çıktı demeyin.

15 Temmuz bildiğiniz gibi Bayram ilan edildi. Bir hafta boyunca coşkulu törenlerle kutlamalar yapılacak. Bu bayrama Demokrasi ve Özgürlükler Günü adını verdiler.

O gün sokaklar, caddeler muhtemelen ‘Hain FETÖ’ sloganları atan göstericilerle kaynayacak.

Bayramın programını bilmiyorum ama abartılı törenler yapılacağı muhakkak.

Herhalde o gün başta TRT olmak üzere radyolar, televizyonlar yukarıdaki lafı tekrarlaya tekrarlayan bir hal olacak. Gazetelerde de hep bir örnek manşetler yer alacak.

Devletimiz, milli bayramlarda kullanılan bu standart resmi söylemden hiç vazgeçmedi.

Bu slogan 27 Mayıs darbesinden sonra daha fazla duyulmaya başladı.

27 Mayıs darbesi yapıldığında ben ortaokul öğrencisiydim.

Tabii o zaman bu darbenin Türkiye’de askeri darbeler dönemini başlatan bir darbe olduğunu bilemezdim.  Lise yıllarımda neyin ne olduğunu öğrendim.

Darbenin sonrasında bir anayasa yapıldığı için olsa gerek, bayramın adı Hürriyet ve Anayasa Bayramı olmuştu.

Bu bayram, 27 Mayıs darbesinden sonra 3 Nisan 1963’te kabul edildi, 12 Eylül darbesinden sonra 18 Mart 1981’de MGK kararı ile kaldırıldı.

27 Mayıs Bayramı 27 Mayıs darbesini izleyen birkaç yıl kutlanmış olsa bile halkın büyük bir çoğunluğunun itibar ettiği bir bayram değildi.

Kimsenin ilgilenmediği ama sadece resmi olarak, zoraki kutlanan bir bayramdı.

12 Eylül’ün darbecileri de bunu biliyordu. Hem o nedenle, hem de tatil günlerini sayısını azaltma gerekçesiyle bayramdan vazgeçildi.

Bunları niye yazdım.

“Bu bayram da acaba aynı akîbete uğrar mı?” sorusunun yanıtını merak ediyorum.

 

15 Temmuz Bayramı kutlamaları

İktidar 15 Temmuz Bayramına büyük önem veriyor. Kutlamalarla, halkın bu darbeye ilişkin tepkilerinin ve hissiyatının canlı kalmasını sağlamaya çalışacak. Törenler, darbenin baş sorumlusu olarak gösterilen ‘Hain FETO’ ve yandaşlarının lanetlenme ayinlerine dönüşecek.

Tabii iktidarın bütün amacı bu kutlamaları bir siyasi rant fırsatı olarak kullanmak. 

Hedefi, şimdiye kadar yaptığı gibi 15 Temmuz darbe girişimini ‘Tanrının lütfuyla’ nasıl bir fırsata çevirdiyse bunun bayramını da bu fırsatın devamı haline getirmek, darbe girişimini alabildiğince kanırtırcasına sömürmek.

Bunu sadece siyasi rant elde etmek için yapmayacak.

15 Temmuz duruşmalarındaki ifadelerden, açıklamalardan ve savunmalardan ortaya dökülen pis kokuları da örtbas edebilmeyi amaçlıyor.

15 Temmuz darbe girişiminin kontrollü bir darbe olmanın ötesinde önceden bilinen ve organize edilen düzmece bir darbe olduğuna ilişkin iddiaların önüne geçebilmeyi planlıyor.

İktidar, kutlamalar ne kadar gürültülü patırtılı olursa bu iddiaların kafa karıştırmasının önüne geçebileceğini sanıyor.

Bu kutlamalar ne kadar hamasi ve duygusal olursa bu konudaki iddiaların, gerçeklerin baskısından kurtulabileceğini hesaplıyor.

İktidarın aslında korkudan ödü kopuyor.

Yandaş kalemler bile iktidarın içinde bulunduğu psikolojik durumu anlatmaktan çekinmiyor. Tabii bazısı bunu iktidarın nasıl her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesap ettiğini söyleyip yalakalık yapmak için yazıyor. Ama yazdıkları aynı zamanda iktidarın ruh halini ifade ediyor.

 

AKP iktidarı nelerden korkuyor?

 Bakın Milliyet’te çıkan ve iktidarın ülkede olup biten güncel olaylara  yaklaşımını övmek için yazılan bir yazıda neler var.

Önce ‘Adalet’ yürüyüşünden nasıl korkulduğunu anlatan bölüm:

“2013’ten bugüne Kılıçdaroğlu’nun söylemleri ile gelişen olaylar arasındaki paralelliği araştıran bir frekans çalışması başlatıldı. Bu dönemden itibaren Türkiye’nin DAEŞ’e destek olduğu, Suriye’ye silah gönderdiği, sorumluların Lahey’de yargılanması gerektiği söylemlerinin ortaya atıldığı, buna paralel olarak MİT TIR’ları gibi olayların yaşandığı değerlendirmesi yapıldı. FETÖ’nün son 3 yıldaki söylemleri ile CHP’nin söylemleri de karşılaştırılıyor, kapsamlı bir ‘söylem analiziyle’ örtüşmeler inceleniyor.”

Türkiye’nin IŞİD’e destek olmasının, Suriye’ye silah göndermesinin uluslararası suç olduğunun farkındalar. Diyorlar ki, “Muhalefet bunları ortaya atıyor, bizim yargılanmamızı sağlamak için.”

Yani yargılanacak bir suç işlediklerini bal gibi biliyorlar.

“Uluslararası basın ve aktörlerin işbirliği ve koordinasyonunda geliştirilen propagandanın, Erdoğan ve AK Parti’nin Lahey’de yargılanmasını sağlamak amaçlı olduğu yönünde de değerlendirme yapılıyor. Kılıçdaroğlu’nun da bu söylemlerden bağımsız hareket etmediği görüşü hakim.”

“Muhalefet bizi Lahey Adalet Divanı’na göndermek istiyor” diyorlar açıkça.

Buna karşı yeni bir dil geliştirilmesinin gerekli olduğunu konuşuyorlarmış kendi aralarında.

“AK Parti’nin, karşı bir propaganda ile bu işbirliğini deşifre ederek, yeni bir dil geliştirmesi gerektiği değerlendiriliyor. Bu söylemin, 15 Temmuz darbe girişimini, ‘Meclis ve demokrasinin müdafaası üzerinden konuşma’ çerçevesine oturtulması gerektiği ifade ediliyor. Düşük yoğunluklu, toplu bir iletişim kampanyası ile seçilmiş hükümetin kendisini nasıl koruduğunun anlatılması gerektiği düşüncesi öne çıkmış durumda.”

15 Temmuz darbe girişiminin ne olduğu konusunda vatandaşlar arasında beliren kuşkuları gidermek için neler yapılması gerektiğini tartışıyorlarmış

Sonra darbeye ilişkin iddiaların nasıl çürütülmesi gerektiği üzerinde durmuşlar.

“Kontrollü darbe, OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz’un da bir darbe olduğu, Saray’ın 15 Temmuz’u ile halkın 15 Temmuz’unun farklı olduğu gibi kavramlaştırmalar da benzer bir çerçevede değerlendiriliyor ve bunlara karşı ek söylem geliştirilmesi üzerinde duruluyor.”

 

Açlık grevi, adalet yürüyüşü ve bayram

 Sonra da dehşet senaryolarına sıra geliyor:

“Kılıçdaroğlu’nun “adalet” yürüyüşü de bu çerçevede değerlendiriliyor. 15 Temmuz’un yıldönümüne yürüyüşün sonunun denk getirilmesi gibi bir amaç olabileceği, bunun provokasyonlara yol açabileceği masadaki değerlendirmelerden. (...)Yürüyüş şimdilik ‘siyasi etkinlik’ olarak ele alınıyor. Ancak yürüyüşün özellikle Sakarya-Kocaeli ayağına gelindiğinde alacağı hal dikkatle izleniyor. Buradan itibaren işin şeklinin değişebileceği değerlendiriliyor.”
Buraya dikkat.

Belki de yürüyüşü İstanbul’a ulaşamadan Sakarya-Kocaeli sınırında durdurmayı amaçlıyorlar.

Sonra da asıl korkularını dile getiriyorlar:
“Açlık grevi, adalet yürüyüşü ve 15 Temmuz’un yıldönümü parametrelerinin bir kesişme noktasına ilerleyebileceği, buradan da hükümetin almak zorunda kalacağı güvenlik odaklı önlemlerin uluslararası alana taşınmasının amaçlanmış olabileceğinden hareketle önlemler alınıyor.”

Hükümet, yürüyüşü dağıtmak için polisiye önlemler alacak. Muhalefet de bunu iktidarı zor durumda bırakabilmek amacıyla uluslararası platformlarda kullanabilecek.

“Bunun da önüne geçmek lazım” diyorlar.

Bu şartlarda bu ‘bayram’a ‘korku bayramı’ demek daha doğru olmaz mı?