Dikkat! Solculuk bulaşıcıdır!

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bazı toplantılara katılmak ve görüşmeler yapmak için geldiği Londra’da İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn ile de buluştu.

Kılıçdaroğlu’nun katıldığı toplantılar ve yaptığı görüşmeler içinde ben en fazla Corbyn ile yaptığı görüşmeyi önemsedim.

İşçi Partisi lideri Corbyn İngiltere’de Haziran ayında yapılan erken seçimde beklentilerin aksine çok büyük bir başarı kazanmış ve Muhafazakar Parti’nin çoğunluğuna son vermişti. Üstelik de seçim kampanyasının başında partisinin yüzde 25’ler civarında dolaşan oy oranını yüzde 40’ın üzerine çıkararak iktidarın en büyük alternatifi durumuna gelmişti.

Corbyn bu başarıyı solun, sosyalizmin klasik yaklaşımlarını halkın gündelik sorunlarına uyarlayarak gerçekleştirmişti. Halkın beklentilerini ve ihtiyaçlarını dikkate alan son derece etkili bir seçim kampanyası yürütmüştü.

Kendisinden önce gelen ve “Solla olmaz” diyerek partiyi sürekli sağa, Muhafazakar Parti çizgisine çeken İşçi Partili liderlerin aksine, “Solla olur” demiş ve “zenginden alıp yoksula vereceğini” ilan etmişti.

Corbyn ayrıca savaş ve silahlanma karşıtı bir programı benimseyerek milliyetçi, yayılmacı ve gerginlik yaratıcı devlet politikalarına da karşı çıkarak barışı savunmuştu.

Tabii Corbyn bunları seçim kampanyası nedeniyle halktan daha fazla oy alabilmek endişesi ile söylemiyordu. O bunları 40 yıldır tutarlı bir şekilde savunuyordu.

Söz gelimi, savaş ve barış konusundaki düşünceleri hep aynıydı. Savaşa karşı ve barıştan yana bir politikacıydı. Hatta partisinin savaş yanlısı tutumuna sürekli muhalefet eden bir milletvekiliydi. 

Yaşamı, politik faaliyetleri ve günlük olaylara bakışı hep aynı istikrarlı, tutarlı sol çizgiyi takip eden bir solcuydu.

İşçi Partisi’nin lideri olunca da bu çizgisi ve yaklaşımları değişmedi.

SOLLA OLMAZ - SOLLA OLUR

1999 yılında Londra’ya geldiğimde ilk tanıştığım insanlardan biri Jeremy Corbyn oldu. Kuzey Londra’da bir solcu derneğin yıllık park festivalinde çimenlere oturmuş, programda bulunan bir konserin başlamasını bekliyordu.

Tanıştırıldıktan sonra önce Türkiye’nin, sonra da İngiltere’nin sorunlarına

ilişkin kısa bir değerlendirme turu attık.

Daha sonra Corbyn’i bütün önemli savaş karşıtı gösterilerde, barış toplantılarında, göçmenlerin değişik etkinliklerinde görmeye devam ettik.

Corbyn, o ilk tanıştığımız gün yaptığımız kısa turda özgürlükler, savaş ve barış, kapitalizm, sömürü, adalet vb temel konularda ne söylemişse aynı şeyleri, tabii çok daha kesin ve parlak sloganlar halinde Haziran ayında yapılan seçimin propaganda dönemi boyunca tekrar etti.

Ülkenin seçkinleri, bu seçkinlerin kontrolündeki merkez medya ve hatta partili milletvekillerinin çoğu onun bu fikirleriyle alay ederken o, ülkenin her tarafını dolaşıp solcu bir seçim kampanyası gerçekleştirdi.

Ve sonuç, onunla dalga geçenler için hayal kırıklığı, ülkenin yoksulları, işsizleri, emeklileri, öğrencileri ve sıradan insanları için müthiş bir ümit oldu. 

Kılıçdaroğlu Londra’da işte böyle bir sol liderle görüştü.

  • Bir tarafta “Solla olur”diyerek her türlü sağcı, devletçi, ulusalcı ve milliyetçi yaklaşıma karşı çıkan savaş karşıtı, barış yanlısı Jeremy Corbyn.
  • Öte tarafta, “Solla olmaz” diyerek partisini sağcı, milliyetçi çözümlerin peşinde sürükleyen, devletine biat etmiş, iktidarın yasakçı politikalarına destek veren bir politikacı, Kemal Kılıçdaroğlu.
  • Bir tarafta devletçi yaklaşımları ve hatta kraliyet gelenekleri reddeden devrimci bir politikacı.
  • Diğer tarafta, “Devlet söz konusu olduğunda gerisi teferruattır” diyen bir anlayışı benimsemiş devletçi bir politikacı.
  • Bir tarafta Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak her türlü anayasal hakka sahip olması gerektiğini savunan, zindanlara atılmış Öcalan dahil, bütün HDP’li milletvekillerinin ve seçilmişlerin özgürlükleri için tavır koyan Corbyn.
  • Diğer taraftan Kürt kentleri, kasabaları, mahalleleri yakılıp yıkılırken sesini çıkartmayan, siviller katledilirken tepki göstermeyen ve Kürtlerle yan yana durmayı dahi kabul edemeyen Kılıçdaroğlu.
  • Biri sola, sosyalizme inanmış ve bu amaçla mücadele eden ve sol bir programlarla seçmeni ikna ederek iktidar adayı olan bir lider.
  • Diğeri, kağıt üzerinde sol, sosyal demokrat ama, “Solla olmaz” diyerek devletçiliğin, ulusalcılığın çıkmazına savrulmuş ve girdiği her seçimi kaybetmiş bir lider.

Bu iki lider tabii ki bu ilk görüşmelerinde birbirlerine bu karşıt fikirleri söylemiş değiller.

Nitekim yapılan açıklamada bu buluşmanın daha çok bir protokol görüşmesi olduğu ve Türkiye’nin güncel meselelerinin genel olarak ele alındığı anlaşılıyor.  

Buna rağmen ben, CHP Genel Başkanı’nın Jeremy Corbyn ile görüşmüş olmasının bile önemli olduğunu düşünüyorum.

AVRUPA SOLUNUN UMUDU

Corbyn, Avrupa’da giderek etkisini ve halk desteğini yitiren sol ve merkez sol partileri için de bir umut haline geldi. Ekim ayının 18’nde Brüksel’de Avrupa Merkez Sol partileri konferansında yaptığı konuşmada  bir kahraman gibi karşılandı, ayakta alkışlandı.

Bu konuda A. Kargılı’nın 19 Ekim 2017 tarihli Artı Gerçek’te çıkan yazısını özet olarak vermek istiyorum. 

“Kıta Avrupası’nın merkez sol liderleri Corbyn’in İşçi Partisi modelini, sosyal demokrat hareketleri canlandırmak için bir model olarak görüyorlar. Çünkü, Fransa'dan Almanya'ya, Avusturya'dan Hollanda'ya, İspanya'dan Yunanistan'a kadar Avrupa'da, bir zamanlar güçlü olan sosyal demokrat partiler eski güçlerini kaybederken İngiltere İşçi Partisi, son seçimlerde kazandığı başarı ile bir istisna olarak öne çıktı.

Corbyn, kendisinden son derece emin bir konuşma yaptı ve Avrupa sol partilerine “kazanmak mümkün” mesajı verdi.”

“Neoliberalizmin üç temel ilkesi olan düşük vergiler, devletin düzenleyici rolünden vazgeçilmesi ve özelleştirme Avrupa toplumuna refah getirmedi” dedi. Eğer sosyal demokrat partiler neoliberalizmin bu ilkelerini savunmaya devam ederlerse seçimleri de kaybetmeye devam ederler vurgusu yaptı. Corbyn, merkez sol liderlerin uzunca bir zamandır devam eden liderliklerini kınadı ve şunları söyledi:

"Çok uzun zamandır hareketimizin en etkili sesleri,statükoyu ve yerleşik düzeni korumaya pek hevesli göründüler.
Umutsuzca politikalarını merkezde tutmaya çalıştılar. Ama bunu yaparken buldukları tek şey, ya bu merkezin yer değiştirdiği ya da aslında politik elitlerin başta düşündüğü yerde hiç olmadığı oldu.

Radikal siyasi söylemlerin sol tarafından terk edilmesi Avusturya ve Fransa’da olduğu gibi aşırı sağın ve reaksiyoner partilerin yükselişine yol açtı.

Bozulan sistem, milliyetçi ve yabancı düşmanı politikaların gelişmesi için verimli bir zemin sağladı.

Hepimiz, aşırı sağın bu nefrete ve bölünmeye dayalı politikalarının ve suçlamalarının sorunların çözümüne bir yanıt olmadığını biliyoruz. Ancak, karşı karşıya olduğumuz sorun için açık ve inandırıcı radikal bir alternatif sunamazsak, bozuk sistemi değiştirme şansımızın olduğunu topluma anlatamazsak, onlara gelecekte daha iyi bir yaşam umudunu veremezsek olsa olsa aşırı sağın toplumun en derin noktalarına kadar ulaşmasının yolunu açarız. Onların mesajları olan “korku” ve “bölünme” bizim de politikamızın temeli haline dönüşür.

Ancak biz, radikal bir alternatif sunabiliriz, ilerici siyaseti bu yüzyılın ana gücü yapacak fikirlere sahibiz. Ancak mesajımızı doğru seçmezsek, , temel inançlarımız için ayağa kalkmazsak ve değişimi savunmazsak batarız ya da yerimizde sayarız.

Neoliberal ekonomik model çöktü. İnsanların çoğu için artık işe yaramıyor. Eşitsizlik ve zenginlerden düşük vergi, artık IMF'nin bile kabul ettiği gibi toplumumuza da da ekonomiye de zarar veriyor.

Ancak bu politikaları bir yana bırakır toplumla bütünleşirseniz kazanmak mümkün arkadaşlarım. Biz, bunu yapmaya devam edeceğiz. Eğer mesajımız yeterince cesur ve radikal ise, eğer gerçekten çoğunluğun ne olduğunu dinlersek, elitlerin de onların uzmanlarının da yanlış olduklarını kanıtlarız."

Bütün Avrupa’da, sol ve merkez sol partiler için bir umut olarak görülen Corbyn’den Türkiye’de kendisine sol ya da sosyal demokrat diyen her partinin öğrenecek çok şeyi var.

O nedenle, “Sol bulaşıcıdır” dedim.

Bakarsınız, Corbyn’nin sol söylemlerle kazandığı başarı CHP liderini ve CHP içinde birilerini etkilemiş olabilir.

Bakarsınız, bir gün CHP de kendini sol bir parti olarak görmeye başlar!