Erdoğan’ın bekası için Esad teferruat!

 

“Mevzubahis olan Erdoğan’ın bekasıysa Esad teferruattır!” diye belki alenen söylenmedi ama iktidarın yalan makinaları bu ifadeyi çeşitli şekillerde telaffuz etmeye başladılar.

“Türkiye’nin bekası için kiminle gerekiyorsa onunla görüşmek gereklidir ve meşrudur” diye bas bas bağırıyorlar.

Biz de söyledik, “Erdoğan sonunda Esad’la da görüşecek. Söz konusu Kürtler, (Onların beka dediği şey) olunca Erdoğan, herkesle görüşebilir” dedik.

Suriye’de siyasi çözüm için, eğer ertelenmez ise Soçi üçlü zirvesi başlıyor. Zirveden hemen önce Suriye Devlet Başkanı Esad’ın aniden Soçi’ye gittiği açıklandı.

Böylece Soçi üçlü zirvesi dörtlü zirveye dönüşmüş oldu.

Bu ziyaret pek öyle sonradan ortaya çıkmış gibi de görünmüyor. Hatta planlı bir ziyaret olduğu bile söylenebilir.

Ziyaretin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve Putin arasında yapılacak zirve öncesine rastlaması oldukça anlamlı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Putin-Esad görüşmesinde, Rusya-Türkiye-İran arasında yapılacak üçlü zirvenin ön hazırlığının yapıldığını söyledi. Görüşmede Suriye’nin geleceği için siyasi çözümün ele alındığını belirten sözcü, “Esad’ın gelecekteki rolüne Suriye halkının karar vereceğini” vurguladı. Peskov, Putin’in ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Kralı Selman ile de telefon görüşmesi yapacağını ve Suriye konusunu ele alacağını açıkladı.

Bu açıklamadan iki şeyi kesin olarak anlamak mümkün:

Birincisi: Esad, üçlü zirvenin dördüncü ayağı olarak Soçi’de bulunuyor.

İkincisi: “Esad’ın gelecekteki rolüne Suriye halkının karar vermesi gerektiği” konusunda zirvenin bütün liderleri, tabii Erdoğan da hemfikir.

ESAD’IN GELİŞİNE LİDERLER ONAY MI VERDİ?

Kuşkusuz Esad’ın doğrudan Erdoğan’la ya da Ruhani ile görüşüp görüşmediği ya da görüşüp görüşmeyeceği çok da önemli değil. Önemli olan böylesine önemli bir toplantıya fiilen katılmasa bile Esad’ın, Erdoğan ve Velayeti’nin yanısıra Soçi’ye çağırılmış olması.

Hatta Esad’ın Soçi’ye gelmesinin dahi tarafların onayıyla olduğunu varsaymamız gerekir.

Bu konudaki kararın Erdoğan’ın bir hafta önceki Soçi ziyareti sırasında alınmış olma ihtimali büyük. Çünkü Erdoğan’ın Putin’le o görüşmeye tepkili gittiğini biliyoruz. Giderken ABD ve Rusya dahil olmak üzere Suriye’deki tarafları sert bir şekilde eleştirmiş ama dönüşünde ılımlı mesajlar verip, “sorunun siyasi çözümü için ikna oldum” açıklamasını yapmıştı. 

Bu “İkna oldum” lafını “Esad’lı bir çözüme ikna oldum” diye okumak gerçekçi olur. Çünkü Suriye meselesinde neredeyse bütün taraflar Esad’lı bir geçiş sürecine ikna olmuş durumdalar.

İki hafta önce Putin ve Trump’un Vietnam’da yaptıkları görüşmede Suriye meselesinin artık siyasi yöntemlerle halledilmesi gerektiğine ilişkin bir protokol imzaladıklarına göre sürecin bu çerçevede yürüdüğü muhakkak.

İşte bir hafta önce Soçi’de Putin’in Erdoğan’ı bu protokolden söz edip siyasi görüşmeler yoluyla çözüme ikna ettiği anlaşılıyor.

Kuşkusuz siyasi çözüm konusunda ikna olmanın Esadlı bir çözüme ikna olmak olduğunu Erdoğan çok iyi biliyor.

Diyeceksiniz ki Erdoğan, Suriye’deki bütün ölümlerden ve yıkımlardan sorumlu tuttuğu ve ağır bir şekilde suçlayıp sürekli hakaret ettiği Esad’la bir çözüm sürecine katılır mı?

“Katılır mı?” sorusu Esad’ın dolaylı da olsa zirveye katılmasıyla geride kaldı. Erdoğan’ın en çarpıcı ve en hayati U dönüşü bu oldu. Artık yeniden bir araya gelip ailecek görüşürler, tatillere giderler mi bilinmez!

Bunu Erdoğan istese bile Esad’ın kaldırması şüpheli. Zaten bir araya gelmeleri de şart değil. Putin ikisiyle de ayrı ayrı görüşerek arabuluculuk işini gayet iyi yapıyor.

Peki, Erdoğan böyle bir sürece niçin razı olmuş olabilir?

Artık Suriye’de sınırlı ve kontrollü İdlib operasyonuna katılmanın dışında hiçbir hareket kabiliyeti kalmayan Erdoğan için bu son fırsat. Belki siyasi çözüm sürecine katılarak Esad ve Rusya’dan “Kürtlere, Efrin’e karşı bir harekat izni koparabilirim” diye düşünüyor olabilir.

Fakat ABD dahil bütün tarafların siyasi çözüm konusunda uzlaştıkları bir süreçte böyle bir harekatın bu süreci berhava edeceğini herkes biliyor. Bu nedenle şimdilik Erdoğan’ın Efrin’e ilişkin planlarını gerçekleştirebilmesinin önü kapalı gibi görünüyor.

Nitekim Rusya’nın devlet haber ajansı Sputnik, dün Soçi kentinde bir araya gelen Rusya, Türkiye ve İran genelkurmay başkanlarının, Suriye'de geri kalan DAİŞ ve El Nusra (yeni ismiyle Fetih el Şam) militanlarının varlığına son vermek için somut adımlar üzerinde anlaştıklarını haber veriyordu.

Bu, İdlib’deki El Nusra güçlerine karşı üç ülkenin ortak operasyona başlayacakları anlamına geliyor.

Böyle bir durumda Türkiye silahlı güçlerinin İdlib’i bırakıp Efrin’e operasyon yapması mümkün olabilir mi?

PUTİN ERDOĞAN’A NASIL BİR ÇIKIŞ ÖNERECEK?

Belki de Putin Erdoğan’a, “Böyle bir sürece katılmaktan başka seçeneğin yok. Ama katılırsan sana bu sorundan çıkış için ‘şerefli’ bir çözüm bulabiliriz” dedi ya da diyecek.

O ‘şerefli’ çözümün ise, Suriye’nin yeniden kurulması için toplanacak kongreye Suriye’deki bütün taraflarla birlikte Kürtlerin de katılmasına razı olmaktan geçtiğini Erdoğan çok iyi biliyor. Bu konuyu önceki yazımda ele almıştım.

Çünkü Erdoğan’ın bu konuda Rusların ne düşündüğünü bilmemesi söz konusu bile olamaz. Ruslar her vesile ile Suriye Masası’nın etrafında Kürtlerin de olması gerektiğini açıkça telaffuz ediyorlar.

Erdoğan-Putin görüşmesinin hemen öncesinde, Rusya ile YPG arasında varılan bir protokol Rusların bu konudaki görüşlerinin kanıtı sayılabilir. Teslim alınan DAİŞ’lilerin eş ve çocuklarından oluşan 42 Rus vatandaşının Rusya’ya iadesi için YPG ile bir protokol yapıldı. Bir Rus generalle YPG yetkilileri ile imzalanan bu ‘resmi protokol’ muhatap alındıklarını da gösteriyor.

Dolaylı da olsa Esad’la görüşmeyi bile kabul eden Erdoğan, Kürtlerin kendi geleceklerinin konuşulacağı masaya oturmasına yine de karşı çıkabilir mi?

Türkiye’nin beka meselesi diyerek görünüşte hala karşı çıkıyor.

İçinde Kürt geçen her toplantıyı, her masayı hatta her cümleyi Türkiye’nin bekasına tehdit olarak algılayan Erdoğan’ın bu bakışını aslında kendi bekasına bir tehdit olarak gördüğünün de altını çizmek gerek.  

Zarrab davasında da aynı anlayışla (Aynı yalanlarla) kamuoyunu ikna etmeye çalışıyorlar.

Hep bir ağızdan, “Bu Türkiye’ye, daha doğrusu Erdoğan’a yönelik bir darbedir” demeye başladılar bile.

Böylece daha şimdiden mahkemede ortaya dökülecek pislikler konusunda kamuoyunu yönlendireceklerini düşünüyorlar.

Esad konusunda ise böyle bir endişeleri yok.

Nasıl daha önce Rusya, İran konusunda ve başka birçok konuda 360 derece dönüşler yaşandıysa yine öyle yapılacak.

Zaten bir süredir bunun zemini hazırlanıyor.

Gerekçe hepsinde aynı; “Ülkenin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapıyoruz”.

Ülkenin menfaatleri dedikleri şey, Erdoğan’ın iki dudağı arasından çıkan her bir laf. Söylediği herşey dış politikada ve uluslararası platformlarda Türkiye’nin tavrını, aldığı pozisyonu ifade ediyor.

Şimdi Zarrab davası vesilesiyle iyice sıkıştığı sırada öyle anlaşılıyor ki sadece Esad’a da değil her şeye ‘Evet’ diyebilir.

Rusya’nın kendisine önereceği ’şerefli’ çıkışı dahi benimseyebilir.

Ve bu çerçevede Esad’a nasıl ‘evet’ dediyse, bakarsınız Kürtlere değil ama, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bazı şartlar ileri sürerek de olsa ‘Evet’ diyebilir.

Malum, Erdoğan’ın çevresindeki gözlerini kan bürümüş hayalperest faşistler sürekli onu savaş için kışkırtıyor. “Kürtler senin beka sorunundur” diye bağırıp çağırıyorlar.

Böyle bir hamaset ortamında Erdoğan, Rusya’nın önerilerini kabul edebilir mi?

Kendi bekasını tehlikede görürse, belki eder.

Ama ederse de bunu tabii sizin, benim hele de Kürtlerin hatırına yapmaz.

Türkiye’nin bekası, pardon kendi bekası gerektirdiği için yapar.

Tam tersini de yapabilir tabii. Böyle bir durumu ise dile getirmek bile istemiyorum.

Ne yapacaksa, yakında anlayacağız…