Keyman’a göre Afrin’de olanlar ‘Ahlaki realizm’

 

Küyerel sitesindeki dünkü seçme yazılara bakarken, ‘Fırat Kalkanı’ndan Afrin ve Münbiç’e Ahlaki Realizm’ başlıklı bir yazıya gözüm ilişti. “Herhalde Afrin’deki son rezilliklere değiniyor olmalı” diye düşündüm.

Sonra da yazının ‘saygıdeğer’ bilim insanı, Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Fuat Keyman’a ait olduğunu gördüm.

Yazıyı okuyunca bayağı üzüldüğümü ve hatta şaşırdığımı söylemeliyim.

Keyman’ı yazılarından ve konuşmalarından liberal, hatta sosyal demokrat eğilimli bir yazar olarak anımsıyorum.

Oysa okuduğum yazısı, bilimsel bir kılıfa sokulmaya çalışılmış AKP ve devlet güzellemesi niteliğindeydi.

Tekrar tekrar okudum.

Keyman, AKP-MHP-Devlet Koalisyonu’nun Suriye ve Kürt politikasını özellikle de neredeyse bütün Avrupa’nın kınadığı Afrin operasyonunu muazzam bir başarı örneği olarak anlatıyordu.

Üstelik de sadece görmek isteyenlerin kolayca görebildiği ya da bazı Batılı medya mecralarında izleme olanağı bulabildiği birçok gerçek, Keyman’ın yazısında yer almıyordu. Hatta tam tersi sahneler anlatılıyordu okura, gerçekle ilgisi olmayan.

TEKÇİ DEVLET POLİTİKALARINA ÖVGÜ

Bunların ötesinde yazıda yoğun bir militarizm kutsanması, savaşçı, tekçi devlet politikalarına yönelik övgü had safhadaydı.

Keyman yazısında, Afrin’de Kürtlere yönelik uygulamaları, garip bir şekilde, ‘Ahlaki realizm’ olarak adlandırıyor. Hatta bu uygulamaların Kürtleri hedef aldığından hiç söz etmiyor bile.

Doğrusu, “Pes’ demek lazım.

‘Saygıdeğer’ bilim insanımız, günümüz savaşlarının niteliklerini anlatarak başlıyor ‘bilimsel’ açıklamalarına. Şöyle diyor özetle:

“Savaşların giderek ‘asimetrik’ nitelik kazanması, yani ordular arasında değil fakat devlet ile devletaltı örgütler arasında yapılması da savaşın kazananın ‘Saha-Masa-Algı ekseni’nde belirlendiği gerçeğini güçlendiriyor.”

Sonra lafı Türkiye’nin Kürtlere yönelik savaşına getiriyor:

“Türkiye, jeopolitik güç ve çıkar mücadelesi yapan diğer aktörlerden farklı olarak güvenlik ile insani durumu, ahlak ile realizmi birleştirdi” yorumu yapıyor.

“Bu nasıl olmuş?” diye merak ettiyseniz, devam edelim:

“Saha, Masa, Algı; Türkiye’nin Fırat Kalkanı’nda, özellikle de Afrin’de, Zeytin Dalı Harekatı’nda elde ettiği ve büyük bir olasılıkla Münbiç’te de elde edeceği başarıyı belirleyen üç boyut. Türkiye’nin başarısı, bu üç alanda birlikte ve eş-zamanlı yürüttüğü stratejide yatıyor. Her alanı eşit önemde görmek, tüm alanlarda güçlü ve kapasiteli olmak ve doğru hamleleri yapmak başarıyı getirdi.”

Bilim insanı değil de adeta askeri stratejist! Ve bize sanki Milli Güvenlik Kurulu kararlarını anlatıyor.

“Her alanı eşit önemde görmek”!

Doğru, bu bakış sınırlarımızın öte tarafındaki Kürtleri ayrım gözetmeden düşman bellemek ve onları bir beka sorunu olarak görmek demek.

“Her alanda güçlü ve kapasiteli olmak”!

Suriye’nin özellikle kuzeyinde her alanda cihatçı örgütleri desteklemek, onlarla her alanda içiçe olmak demek.

“Doğru hamleleri yapmak”!

Burada da herhalde, Suriye’de devre dışı kaldıktan sonra Rusya’ya, Putin’e biat ederek doğru bir hamle yapıldığını, bu sayede Suriye Masası’nda bir sandalye kapıldığını anlatmak istiyor.

Bir de şu aşağıdaki satırlara bakın:

“Sahada askeri kapasite ve strateji, masada diplomatik doğru hamleler ve siyasi kararlılık, algıda sivil kayıplar temelinde ve çatışma sonrası talana karşı doğru hamleler ve mesajlar, Afrin’de ve Münbiç’te elde edilen başarının anahtar niteliğindeki unsurları. (Mınbiç’te ne olacağını henüz bilmiyoruz)

Sivil kayıpların önlenmesi için TSK tedbirler almış. Sonuç: 300 civarında sivil kayıp.

Talana karşı doğru hamleler yapılmış. Göz boyamak için bir iki engelleme girişimi. Arkası yok. ÖSO’nun cihatçıları ganimet ve yağma için birbirlerini öldürüyor. Örgütler birbirine giriyor.

Sonuç mu Sayın Keyman?

KÜRTLERİN HER ŞEYLERİNE EL KONUYOR

Yağmayı, talanı bitirip, bu sefer tümden Kürtlerin nesi var nesi yoksa her şeylerini gas petme faslı başladı. Bunlar TSK’nin gözü önünde yapılıyor.

Hocamızın dünkü, bugünkü haberlere bakmadığı anlaşılıyor.

Afrin’de bir yandan da etnik temizlik sürüyor. Kürtlerin boşalttığı evlere Guta’dan, İdlib’den getirilen cihatçılar aileleriyle birlikte yerleştiriliyor. O bölgelerin Kürtlerden arındırılması ve cihatçıların yerleştirilmesi stratejik bir karar.

Bütün bunlar bir devlet politikası.

Keyman’ın bu yazıyı bu meseleleri değerlendirmek için yazmadığı ortada.

Ve devam ediyor Türkiye’nin başarılarını sıralamaya:

“Gerek Afrin-Zeytin Dalı Harekatı’nın askeri stratejisinin askerlere bırakılması gerekse de Türkiye’nin askeri kapasite ve teknoloji alanında son dönemde attığı önemli adımlar, sahadaki başarı ve algıyı yarattı. Batı ve uluslararası toplum da Afrin ve Münbiç başarısında (Mınbiç savaşı daha başlamadı. Belki de hiç başlamayacak) Türkiye’nin askeri güç ve kapasitesini gördü.”

Türkiye’nin askeri kapasitesinin arttığı bir gerçek. Türkiye son yıllarda sürekli silahlanıyor ve silah teknolojisi alanında büyük yatırımlara girişiyor. Bunu halkın yoksulluğuna, ülkenin derin ekonomik sorunlarına rağmen yapıyor.

Bunu Kürtleri ezmek ve çevresindeki ülkelere korku salarak bölgesel güç olmak amacıyla yapıyor. Hatta iktidar liderleri, sözcüleri, kalemşörleri sık sık, “Osmanlının son zamanlarda kaybettiği toprakları kazanmaktan” söz ediyor.

Keyman’ın alkışladığı başarı bu mu?

“Batı Afrin’de Türkiye’nin askeri kapasitesini gördü” diyor.

Hangi kapasiteyi?

Fırat Kalkanı’nda 7 ayın sonunda IŞİD çekilince El Bab ele geçirilebildi. Afrin’de ise SDG (Suriye Demokratik Güçleri) kısa bir direnişten sonra taktiksel olarak geri çekilince TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) iki ay sonra Afrin merkezine girebildi. Karşılarında zırhlı araçları, ağır silahları olmayan, hafif silahlarla savaşan bir güç vardı.

Sonraki cümleleri ise Keyman’ın ayarında bir bilim insanına yakıştırmak zor.

“Türkiye, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Afrin harekatının öncesi ve başlangıcından itibaren gösterdikleri “siyasi kararlılık ve irade”, Washington-Moskova ekseninde Türkiye’yi doğru noktada konumlamaları ve Amerika ve Rusya arasındaki çıkar ve güç çekişmesini Türkiye yararına kullanmaları sayesinde, masada başarılı oldu.”

Açıkçası Keyman’ın gördüğü bu müthiş politikayı, kararlılık ve iradeyi biz anlamamışız.

AFRİN’DE OLANLARA ‘AHLAKİ REALİZM’ DEMEK

Geldik bu değerli yazının en can alıcı bölümüne… Bu satırları Saray broşürlerinden almadım.  Fuat Keyman’ın yazısından alıyorum.

“Afrin Harekatı’nın başında, özellikle Washington ve Batı medyasında ve uluslararası toplum içinde, “Bu süreçte sivil kayıpları çok yüksek sayıda olacak”, “Türkiye, Suriye’yi işgal ediyor”, “Türkiye, Kürtlere düşman” haberleri arka arkaya yapılıyordu. Türkiye, gerek sivil kayıpları minimize edecek hareket tarzıyla gerek kendi güvenliği için bu harekatı yaptığı vurgusunu güçlü seslendirerek gerekse de özellikle Kuzey Irak’ta insani yardım temelinde attığı adımlarla bu haberlerin bitmesini sağladı.”

Yukarda sıraladığı soruların gerçek cevaplarını vermeye çalıştım.

Keyman, 300 sivilin ölümünü az buluyorsa bir şey diyemem.

Türkiye’nin Afrin’i işgal ettiğini cümle alem söylüyor. İktidarın temsilcileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan söylüyor. “Vali atayacağız” diyor. Daha ne desin?

“Türkiye Kürtlere düşman” lafları da doğru değilmiş. Böyle söylüyor hocamız.

Bunu öncelikle gidip Kürtlere, hatta AKP’ye, olmadı HÜDA-PAR’a oy veren Kürtlere sormak lazım.

En ilginci de Türkiye’nin özellikle Kuzey Irak’ta insani yardımlar yaptığına ilişkin satırlar.

Ben bu meseleyi o coğrafyaya da giderek, o bölgelerdeki insanlar ve örgütlerle de görüşerek yakından izleyen bir gazeteciyim ama bu insani yardımların ne olduğunu bilmiyorum.

Çünkü hoca, Türkiye aleyhine söylenen bazı sözlerin ve aleyhte haberlerin bu sayede sona erdiğini iddia ediyor.

İlginç… Sağa sola da sordum, bunu bilen kimse yok. Demek ki iktidar kaynaklarının hocaya verdiği bilgiler içinde bunlar da var.

Hocamız kendisine verilen yanlış bilgiler üzerinden sonuçlar çıkarmaya devam ediyor:

“Afrin’e girilmesinden sonra hızla yayılan, “ÖSO güçleri kenti yağmalıyor” haberlerine karşı da Türkiye’nin kentte yağma girişimlerine karşı kontrolü hızla sağlaması bu haberlerin bitmesini sağladı” diyor.

Baştan aşağıya yanlış bir cümle. Durumun böyle değil tam tersi olduğunu yukarda anlattım.

“Bu yazının önce neresini düzeltsem?” derken aşağıdaki cümleler geliyor.

Türkiye, Amerika ve Rusya’dan İran, Suudi Arabistan ve İsrail’e, bölgede at koşturan tüm büyük güçlerden farklı olarak, Suriye sorununa “insani ve ahlaki” yaklaştı, evlerinden ayrılmak zorunda bırakılan mültecilere misafirperverlik gösterdi. Bu temelde, jeopolitik güç ve çıkar mücadelesi yapan diğer aktörlerden farklı olarak Türkiye, güvenlik ile insani durumu, ahlak ile realizmi birleştirdi. Bu birleşime, bir dış politika vizyonu ve kimliği olarak, “Ahlaki Realizm” diyebiliriz.”

Hocamız Türkiye’nin Suriye iç savaşındaki rolünü “Ahlaki realizm” ile açıklıyor.

Bunlara ne demeli?

“Başkasının toprağına göz dikme, işgale heves etme, sınırların ötesindeki Kürtleri yok sayma, kendilerini nasıl yöneteceklerine ilişkin kararlarını tanımama, Kürtleri ve onlarla birlikte hareket eden halkları, grupları etnik temizliğe tabi tutma, desteklediği cihatçı örgütlere Kürtlerin mallarını yağmalatma, kültürlerine, yaşam tarzlarına saldırma, Kürtlerden boşalan yerlere kendisine tabi cihatçı örgütleri yerleştirerek o bölgelerde hatta oluşacak yeni Suriye yönetiminde  söz sahibi olabilmenin yollarını zorlama...”

Bunlar ahlaki realizm tanımına giriyor mu?

Yazı çok uzadı. Keyman’ın yazdıklarının gerçeklerle bağdaşmadığını yazmak zorunda hissettim kendimi.

Saygın bir bilim insanı nasıl böyle yalan yanlış, tek taraflı bilgilerden yola çıkıp iktidar ve devlet methiyesi yapar, bunu hala anlayabilmiş değilim.