Kürt sorununu yıkarak çözmek!

 

 

AKP iktidarı önce Diyarbakır’ın tarihi merkezi Sur için yıkım kararı aldı,

Orası henüz yıkılırken, ikinci karar Silopi için çıktı.

İktidarın sıradan bir dairesi haline getirilen Danıştay, hukuka ve mevcut yasalara aykırı bir kararla yıkım emrini onayladı.

Bu karar sürpriz değil.

Kürt şehirlerinde yaşayan hemen herkes Kürt şehir ve kasabalarının yakılıp, yıkılması operasyonlarından sonra sıranın kalan binaların yıkımına geleceğini biliyordu.

O nedenle şimdi Dadaloğlu’nun o ünlü türküsündeki dizeyi tekrarlıyorlar.

“Hakkımızda Devlet etmiş fermanı”

Devlet kararını çoktan vermiş. Sadece Sur ve Silopi de değil, sırada devletin saldırılarına maruz kalıp zaten bir kısmı yıkılmış birçok şehir ve kasaba var.

Karar sadece Kürt şehir ve kasabalarına, mahallerine ilişkin değil, bütün Türkiye Kürdistanı’na ilişkin.

Yeni adı ‘Çökertme Planı’

Eski, bilinen adı Şark Islahat Planı. Devletin değişmez paradigması.

1925’lerde, 1938’lerde, 1990’larda tam anlamıyla beceremedikleri, başaramadıkları ya da kısmen başarabildikleri bu ırkçı ve asimilasyoncu hain planı, bu sefer buna büyük bir şevkle sarılan AKP eliyle gerçekleştirmek istiyorlar.

Hatırlatalım, plan şu:

Kürtler ya asimile olacaklar. Haklarını, özgürlüklerini, kültürlerini, kimliklerini unutup yaşadıkları otoriter düzenin bir parçası haline gelecekler. İkinci sınıf vatandaş olarak onlara verilen, verilecek bazı haklarla yetinip yaşayacaklar.

Ya da en temel haklarına kavuşmuş eşit yurttaşlar olarak barış içinde, özgürce, hakettikleri, insanca bir yaşam sürdürecekler.

Buna itiraz ederlerse (Zaten uzun yıllardır itiraz ediyorlar, karşı çıkıyorlar. Kürt sorununun nedeni de bu) yıkıma, baskıya, sürgüne, zulme ve ölüme razı olacaklar.

Plan tabii bu kadar değil. Kürt nüfusun dağıtılması ve boşalan yerlere Kürt olmayan ‘ahalinin’ yerleştirilmesi gibi esaslar da içeriyor.

 

1990’lı yıllarda binlerce köy yakıldı, yıkıldı

AKP iktidarı, sahte olduğu iddiaları iyice açığa çıkan 15 Temmuz Darbe Girişimi sayesinde ilan edilen OHAL’e de güvenerek bu planı gerçekleştireceğini zannediyor.

1925’lerden itibaren devlet neredeyse bütün iktidarlara bu planı uygulatmaya çalıştı. 1925’i izleyen yıllarda, Dersim Soykırımı’nın gerçekleştiği 1937-39 yılları ve onu takip eden süreçte onbinlerce Kürt, Zaza, Süryani, Ezidi yaşadıkları yerlerden göçe zorlandı. Bugün, Ege’nin, Akdeniz’in, Orta Anadolu’nun birçok yerinde gördüğümüz, bildiğimiz Kürt yerleşimleri bu planın somut göstergeleridir.

Ben 20-21yaşlarımda mesleğe yeni başlayan bir gazeteci olarak Gediz Vadisinde, Orta Anadolu’da, Konya ilçelerinde, Söke Ovası’nda Kürtlere ve Kürt yerleşimlerine rastladığım zaman çok şaşmıştım.

1990’lı yıllarda Devlet bu amaçla yeni ve büyük bir saldırıya girişti. PKK ile savaş gerekçesiyle, sorunu barışçı ve demokratik yollarla çözmeye yönelmek yerine bildiği yöntemlere başvurdu.

Üç bine yakın köy ve mezraa zorla boşaltıldı. Kürtlerin evleri yakıldı yıkıldı. İki milyonun üzerinde Kürt (Neyseki bu bilgiler artık devletin arşivlerinde Meclis’in tutanaklarında)Batı ve Güney’deki metropollere, büyük kentlere göç etmek zorunda kaldı. Devlet, göç etmesine neden olduğu milyonlarca vatandaşına dönüp bakmadı bile. En ufak bir destek ve yardımda bulunmadı.

Neden olduğu vahim insani ve toplumsal sorunlarla hiç ilgilenmedi.

Devletin başlattığı çatışma, savaş ve göçler nedeniyle ülkenin üçte birinde neredeyse ekonomik hayat durdu.  Ülke tarımı geriledi, hayvancılığı ise yok oldu. Göçler kentlerin konut, altyapı ve ulaşım sorunlarını katlanarak arttırdı.

Savaşa harcanan parayı ise şimdi devleti yönetenler bile hayıflanarak ifade ediyor. Kimi 200 milyar dolar diyor, kimi 100 milyar dolar. Kimi 500 diyor.

Ya insan kaybı? Bu nedenle ölen, öldürülen, sakat kalan, on binlerce insan. Yaşanan insani dramlar. (Bunları rakamlara indirgemek istemiyorum)

 

Yıkımın amacı bilinçli Kürt seçmeni dağıtmak

Şimdi gelinen noktaya bakıyoruz.

Kafa aynı kafa.

Erdoğan ve AKP iktidarının sözcüleri bunu, zaten Kürt kent ve kasabalarını yıkmaya, yakmaya başladıkları zaman ilan etmişlerdi. Kürt şehir ve kasabalarını yıkıp yerine yenilerini, TOKİ şehirleri, kasabaları olarak kuracaklarını söylemişlerdi.

Eh tabii yıkılıp yeniden yapılan şehir ve kasabaların sakinleri de bu arada değişecekti. Kimileri gitmek, yaşadıkları mahalleleri, evleri terk etmek zorunda kalacaktı. Onların boşalttıkları yerlere başkalarının gelip yerleşmesi ise çok normaldi.

Önce bazı kent ve kasabalardaki kendilerince ‘militan’ seçmenlerden  kurtulmuş olacaklardı. Kürt siyasi hareketini büyük oranlarda destekleyen bilinçli Kürt seçmenini dağıtmış olacaklardı. Böylece özledikleri asimilasyonu gerçekleştirecekler ve dönüp, “Kürt sorununu çözdük” diyeceklerdi.

Bu, malum ‘Kürt İslahat Planı’nın yapmak istediği şeydi. ‘Kürtleri Çökertme Planı’ da bunu amaçlıyor.

Birleşmiş Milletlerde yakılan, yıkılan kent ve kasabalardaki göç nedeniyle hazırladığı bir raporda, demografik yapının değişmesi tehlikesine dikkati çekiyor. Asimilasyonu işaret ediyor.

Bu plan,yarım yamalak bir demokrasinin  şartlarında, özgürlüklerin keyfi bir şekilde sık sık ortadan kaldırıldığı ya da sınırlandığı geçmiş süreçlerde bile tamamen uygulanamadı. Bütünüyle hayata geçirilemedi.

Şimdi AKP, OHAL’i de arkasını alarak, ülkedeki hukuku ve kanunları fiilen ortadan kaldıran bir yönetimle bunu gerçekleştirmek için yıkım planlarını yürütüyor. 

Bir yandan da savaşı şiddetlendiriyor. Çünkü böyle bir plana Kürtler hiç ‘evet’ der mi?

Bu plan, bu çabalar 90 yıldır sökmedi. Kürtler diz çökmedi. Referandumda bunun mesajını net bir şekilde verdiler. Sur’da bütün baskılara rağmen direniyorlar. Diğer kent ve kasabalarda da direnecekler.

AKP ise yine Kürtlerin iradesini hiçe sayarak, zor kullanarak yıkacak.

Binalar, mahalleler zorla, şiddet uygulayarak yıkılabilir, ama insanların bilinçlerini, dirençlerini ve kültürlerini yok etmek mümkün değil.