Kürtlere küfür ediyorlar ama oylarına da muhtaçlar!

 


Böyle bir seçim, böyle bir seçim kampanyası görülmüş değil.

HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş cezaevindeki hücresinde rehin ama buna rağmen seçim çalışmalarını zindan şartlarını da zorlayarak yürütüyor.

Sesi, hergün bir önceki güne oranla daha gür çıkıyor.

Onu susturmak ve zindanların karanlığına gömmek isteyenler başarılı olamadı.

Hakkında en çok konuşulan aday da yine o. Yurt içinden dışından birçok gazete yayın kuruluşu onunla röportaj yapabilmek, demeç alabilmek için sıraya giriyor.

İktidarın öz malı gibi kullandığı TRT bile onun konuşmasını yayınlamayı kabul etmek zorunda kaldı.

Belli ki seçim tarihi yaklaştıkça ve seçim tahminlerinde iktidarın değişebileceğine ilişkin belirtiler arttıkça bazı çevreler yasaları hatırlamaya başlamış.

Tabii, yasaları tümüyle çiğneyip, yok sayarken bazı maddelerini hatırlamak onları sorumluluktan kurtarmaz.

Demirtaş’ı hukuk dışı yollarla zindanda tutarken onun seçim konuşmasını yayınlamak zorunda kalmak bir işe yaramaz.

Demirtaş’ın sesini bir türlü tamamen kısamıyorlar, onu susturamıyorlar.

Ondan söz edilmesini engelleyemiyorlar.

Erdoğan, iktidarın sözcüleri, onların yazıcıları ve ekran soytarıları Demirtaş adını duyunca çileden çıkıyor.

Erdoğan dün bu kızgınlığını iktidar yalakası, Kürt düşmanı bir tanıtım görevlisine söylermiş gibi yapıp kendisini izleyenlere aktardı… Demirtaş’ın cezaevinde olmaması gerektiğini söyleyen Muammer İnce ve diğer adayları eleştirdi.

Erdoğan, "(Selahattin Demirtaş) İçeride olan kişi tutmuş cumhurbaşkanlığına aday oluyor, hangi yüzle aday oluyorsun?" dedi.

7-8 Ekim 2014 Kobani Olayları yalanlarını bir kere daha tekrarlayarak bu kurgulanmış olaylar nedeniyle yine Demirtaş’ı suçlamaya çalıştı.

Bu arada, karşısında oturan tanıtım görevlisi de onu büyük bir huşu içinde dinleyip sadece başını sallayarak bu lafları onayladığını belli ediyordu.

Tabii Demirtaş’ın bu iddialarla ilgili olarak,  “Olayların provokasyon olduğu bir gerçektir. Geri kalan illüzyondur.” demiş olması onlar için bir anlam ifade etmiyordu. Hatta bir buçuk yıldır tutuklu olan Demirtaş’a savcıların bu konuda en ufak bir suçlama dahi yöneltmediği gerçeğini ise tabi söyleyemezlerdi.

Bunun üzerine gerçek niyetini açıklayan Erdoğan, Kürt seçmenlere hitap ederek Demirtaş’ı değil kendisini desteklemelerini istedi. 

Kürtlerin sandıkta HDP’ye ve Demirtaş’a gereken dersi vereceğinden emin olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.

BÜTÜN HESAPLAR KÜRT OYLARI İÇİN

Çünkü Erdoğan’ın da hem Cumhurbaşkanlığı için hem de Meclis çoğunluğunu sağlayabilmesi için Kürt oylarına ihtiyacı var.

Bu seçimlerin sonucunu Kürt oylarının belirleyeceği gerçeğini herkes çok iyi anlamış görünüyor.

Erdoğan dahi, Muharrem İnce ve diğer adaylara, HDP’nin adayı Demirtaş’ın özgür bırakılmasına ilişkin açıklamaları nedeniyle kızsa da, kendisi de yine Demirtaş üzerinden Kürtlerden oy istiyor.

Kürtlerin liderine küfür ediliyor ama bir yandan da Kürtlerin oylarına muhtaçlar.

Muhalefetin de iktidarın da hesabı Kürt oyları üzerine.

Muhalefet ittifakı HDP’nin barajı geçmesini giderek daha fazla savunuyor.

Bir yandan da bunun gerçekleşmesi için hatta sandık güvenliği meselesinde Kürtlerle işbirliğine razı oldu.

İktidarın niyeti belli. Güvenlik gerekçesiyle HDP’nin ezici bir çoğunlukla kazandığı köylerdeki sandıkları AKP oylarının ağırlıklı olduğu korucu köylerine ya da garnizonların bulunduğu bölgelere taşıyarak Kürt illerinde yüz binlerce oyu gasp etmeye çalışıyor.

Bu oyun da Yüksek Seçim Kurulu eliyle oynanıyor.

Tıpkı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi bu sefer de seçimin sonucunu YSK belirleyecek.

16 Nisan gece yarısına doğru olanları hatırlayın.

YSK Başkanı Sadi Güven’in henüz oy sayımı sürerken yaptığı açıklamayı unutabilir misiniz?

'Mühürsüz oylarla ilgili yoğun şikayetler ve AKP temsilcisinin talebiyle mühürsüz pusulaları geçerli saydık'

Bu açıklama aslında bir yandan referandumun illegal olduğunun ilan edilmesiydi. Öte yandan da YSK’nin, yürütmenin, daha doğrusu Saray’ın emrindeki sıradan bir resmi büro düzeyine indirildiğinin itirafıydı.

Üstelik de YSK, henüz kesin sonuçları ilan etmeden Cumhurbaşkanı Erdoğan da kesin sonuçları ilan etmişti bile.

“Atı alan Üsküdar’ı geçti” demişti.

İşte şimdi yine 24 Haziran’da, bir değil, iki seçime birden gidiyoruz.

Ve aynı YSK görevde, işbaşında…

Yine iktidarın karanlık seçim hesaplarının uygulandığı bir Saray Ofisi gibi davranmaya başladı.

Valilerin, güvenlik ve istihbarat örgütlerinin kılı kırk yararak planladığı sandık birleştirme ve seçmen taşıma önerilerini birbiri peşi sıra kabul ediyor.

Aynı güvenlik ve istihbarat örgütlerinin, aynı bölgelere ilişkin verdiği, ‘Asayiş berkemal’ raporlarına rağmen yapıyor bunları.

BASKILAR KÜRT OYLARINI NASIL ETKİLEYECEK?   

Devletin valileri ile bağımsız ve tarafsız olması gerekirken Saray’ın Ofisi olmayı kabul eden YSK eliyle yapılan baskılar ve Kürtlerin oylarına yönelik tertipler seçime doğru daha da artacak gibi görünüyor.

Kürt oylarına muhtaç olan Cumhur Cephesi’nin Kürtlere yönelik söylemlerinin dozu daha da yükseleceğe benziyor.

Erdoğan ve İktidar sözcüleri şimdi işi cezaevinde rehin tutulan Demirtaş’a yönelik karalama ve itibarsızlaştırma kampanyasına yöneldiler.

Kürtlerin hapiste tutulan liderlerini kriminalize ederek Kürtlerden oy alabileceklerini zannediyorlar.

Oysa biraz çevrelerine baksalar Demirtaş’a yönelik sempatinin azalmak yerine arttığını görebilecekler.

Demirtaş rehin tutulduğu cezaevi koğuşundan sadece başarılı ve herkesin ilgisini çeken bir seçim kampanyası yürütmekle kalmıyor, aynı zamanda tek başına, varlığı ile ve yaptığı önemli açıklamalarıyla iktidarın dengesini de bozuyor.

Cezaevinde rehin tutulan eli kolu bağlı bir liderle bile baş edemeyen çaresiz bir iktidar ve onun cumhurbaşkanı adayı yenilgiyi hakediyor.

Demir parmaklıklar arkasındaki Demirtaş’a küfrettiğiniz sürece o yükselmeye ve büyümeye devam edecek. Siz ise küçülecek ve kaybedeceksiniz...