Kürtlerle savaş için özel bütçe

 

Savaş ve güvenlik harcamalarını olağanüstü arttıran 2018 Bütçesi, içte ve dışta birçok önemli olayın gürültüsü ve yankıları arasında sessiz sedasız Meclis Komisyonu’nda kabul edildi.

HDP Milletvekili Osman Baydemir, Meclis Genel Kurulu’nda Kürdistan deyince AKP’li Başkan Vekili’nin ırkçı bir tepkiyle cezalandırılmasaydı belki de bütçenin Meclis’te tartışılmakta olduğunu öğrenemeyecektik.

Bu bütçenin de diğerleri gibi, AKP ve Saray’ın öncelikleri dikkate alınarak hazırlanan bir savaş ve güvenlik bütçesi olduğunu zaten biliyorduk. Önceki yılın tahsisatının yıl bitmeden tükendiğini ve PKK ile süren savaşta yeni silah ve mühimmat alımı için ek vergiler koymak zorunda kaldıklarını ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek açıklamıştı.

Oysa bütçe denilen belgenin demokrasilerde büyük önemi var.

Bütçeler, iktidarların vatandaşlardan alınan vergilerin nerelere, hangi oranda ve ne miktarda harcanacağına ilişkin bir taahhütüdür. Harcama kalemleri ve miktarları uygulanan mali politikaları, onlar da genel anlamda ülkenin nasıl yönetileceğini gösterir. Demokrasilerde vatandaş ödediği verginin her kuruşunun hesabını siyasi iktidardan bir şekilde sorar. Bu amaçla gerek temsilcileri aracılığı ile parlamento içinde, gerekse parlamento dışında her fırsatta iktidarları denetler.

Tabii Türkiye’de, özellikle de AKP iktidarı boyunca olup biten bu değil.

Erdoğan ve AKP iktidarı devlet hazinesini kendi hazineleri olarak görüyorlar. Herhangi bir konuda vatandaşa hesap vermek zorunluluğu da hissetmiyorlar. Dolayısıyla bütçeler, gelir gideri kabaca gösteren bakkal defteri muamelesi görüyor.

Vergiler ve devletin diğer gelirleri vatandaşın beklentilerine ve ülkenin ihtiyaçlarına göre değil, Saray’ın ve AKP’nin keyfine göre belirleniyor.

2018 bütçesi de böyle bir bütçe. Bu bütçede ülke kaynaklarının çok önemli bir bölümü, yaklaşık yüzde 15’i savaş ve güvenliğe ayrılıyor. 2018 yılında da Saray’ın hem savaş hem de kendisini koruma bütçesi yaptığı anlaşılıyor. 

2018 bütçesinde savaş ve güvenlik ödenekleri bir yıl öncesine oranla da çok büyük artışlar gösteriyor.

AKP’NİN 2018 BÜTÇESİ SAVAŞ BÜTÇESİ

Muhalefetin “savaş bütçesi” olarak adlandırdığı bu bütçe, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi. Muhtemelen fazla bir değişikliğe uğramadan genel kurulda da kabul edilecek.

Komisyonda yaklaşık 1 aydır tartışılan bütçe 762.8 milyar lira gider 696.8 milyar lira gelir gösteriyor. Tabii her zamanki gibi ülkenin gideri gelirinden fazla olduğu için 66 milyar TL açık veriyor. Bu açık herhalde dış borçla ya da AKP iktidarının sık sık başvurduğu ‘Mahiyeti belirsiz kaynak’lara baş vurularak kapatılacak. Bunun da sadece temenni olduğunun gerçekleşen açığın bundan çok daha yüksek olacağını da söylemek gerek.

2018 bütçesinde Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesi yüzde 41 arttırılıyor. Bu artış oranı ile de birinci sırada yer alıyor. Buna karşılık Milli Eğitim Bakanlığı ödeneklerindeki artış yüzde 9, yanlış değil sadece yüzde 9. Diyanet İşleri Başkanlığının zaten büyük olan bütçesi de geçen yıla göre yüzde 12 arttırılmış.

Demek ki öncelik, ülkenin ilk öğrenim çağındaki çocuklarının neredeyse dörtte birinin karma sınıflarda ders görmekten kurtarılması değil, daha yeni model ve daha etkili silahların alınmasıymış.

Öğretmen yerine PKK ile savaşmak üzere paralı asker istihdam edilmesi ya da yine PKK ile savaşta kullanılmak üzere, silahlı -silahsız insansız hava araçlarına milyarlarca lira ödenek ayrılması demek ki daha önemliymiş.

Bütçe denilen belgenin bu militarist ve güvenlikçi tercihlerin ifadesi olarak ortaya çıktığı anlaşılıyor.  

Bu belgeye göre Sağlık Bakanlığı ve ilgili kuruluşların bütçesinin de ancak yüzde 12 oranında arttırılabildiğini öğreniyoruz. Demek ki ülkenin sağlık sorunu neredeyse yok denecek kadar azalmış!

Savunma ve güvenlik ile ilgili kurumlara başlangıç ödeneği olarak 92 milyar TL ayrılmış. Bu miktar, bütçe genelinin neredeyse yüzde 15’i civarında. 2017 yılında 64 milyar 306 milyon 50 bin TL olan bu başlangıç ödeneği önümüzdeki yıl için 92 milyar 718 milyon 151 bin TL’ya çıkarılmış. Bir yıl arayla sadece güvenlik ve savunmayla alakalı 9 kurumun toplam bütçesinde 28 milyar 412 milyon 101 bin TL’lık artışa gidilmiş.

Bu gerçek, önümüzdeki yıl iktidarın içerde ve dışarda savaşı daha da yoğunlaştıracağı, güvenlik tedbirleri adı altında devlet şiddetini daha da koyulaştıracağı anlamına geliyor.

Aşağıdaki tablo bu harcamanın ayrıntılarını veriyor:

  • Milli Savunma Bakanlığına 40.4 milyar TL.
  • Milli İstihbarat Teşkilatı’na 2 milyar 335 milyon 535 bin TL.
  • İçişleri Bakanlığı Bakanlığı’na 7 milyar 300 milyon 918 bin TL.
  • Jandarma Genel Komutanlığı’na 13 milyar 311 milyon 208 bin TL.
  • Emniyet Genel Müdürlüğü’ne 27 milyar 792 milyon 655 bin TL.
  • Sahil Güvenlik Komutanlığı’na 682 milyon 700 bin TL.
  • Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na 18 milyon 373 bin TL.

2013 -2015 yılları arasında yani İmralı sürecinde de Milli Savunma bütçesinde her yıl artış oluyordu. Ama bu artış olağanüstü boyutlarda değildi. Örneğin, 2013 yılında Milli Savunma Bakanlığı’na (MSB) ülke içindeki ‘terör’ olayları ve çevre ülkelerde yaşanan gelişmeler gerekçe gösterilerek 20 milyar 359 milyon TL ödenek ayrılmıştı. Bir yıl önce, yani 2012’de ise bu ödenek 18 milyar 230 milyon TL idi.

  • 2013 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’ne 14 milyar 777 milyon TL
  • Jandarma Genel Komutanlığı’na 5 milyar 843 milyon TL  
  • MİT Müsteşarlığı’na 995 milyon lira TL
  • Sahil Güvenlik Komutanlığı’na da 432 milyon TL’lık kaynak ayrılmıştı. Güvenlikle ilgili bu dört kurumun toplam bütçesi ise 22 milyar 47 milyon liraya ulaşmıştı.

2103’le 2018 arasındaki fark, AKP iktidarının hızla bir savaş ve güvenlik iktidarına dönüştüğünü gösteriyor.

SANCAR: 2013-2018 ARASI ARTIŞ YÜZDE YÜZ

HDP Milletvekili Mithat Sancar da Osman Baydemir’e Kürdistan dediği için ceza verilmesi kararını eleştirmek üzere Meclis genel kurulunda yaptığı konuşmada, görüşülen bütçenin bir savaş bütçesi olduğunu vurguladı.

Ve şunları söyledi:

“Bu bir savaş bütçesidir, doğrudur. Barış dönemi bütçesi böyle olmadı. 2013 ve 2014 yılları Türkiye'de çözüm süreci yürütüldüğü dönem. Bu iki dönemin bütçesi ile 2017 bütçesi arasında Millî Savunma Bakanlığı için yapılan artış yüzde 20 değil, yüzde 40 değil, yüzde 50 değil arkadaşlar, yüzde 100'dür. Eğer kendi içinizde bu kadar ağır tahribatları olmuş bir sorunu, on yıllardır yaşanan bu çatışmaları barışçıl yollarla çözmeyi denerseniz Millî Savunma Bakanlığına değil sağlığa, eğitime, kadının haklarını geliştirmeye, çocuklara bütçe ayırırsınız.”

Daha önce de yazdığım bir yazıda, savaş ve güvenlik harcamalarındaki artışlara dikkati çekerek “Erdoğan bir iç-dış savaşa mı hazırlanıyor” diye sormuştum.

Bütçesini denk getirmek ve cari açığını kapatabilmek için yabancı yatırıma, borca ve dış yardıma muhtaç bir ülkenin askeri ve güvenlik harcamalarını bu boyutlarda arttırması kabul edilebilir bir durum olamaz.

Stockholm merkezli Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre Türkiye gayrı safi ulusal gelirinin yüzde 2.3’ünü, belki de 2.5’unu silahlanmaya ve güvenlik harcamalarına ayırıyor. Bu oran İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkelerin bu amaçla yaptığı harcamalardan fazla.

Buna rağmen Türkiye Ruslardan S-400 hava savunma sistemleri almaya çalışıyor. Amerika’dan F-35 jet savaş uçakları için anlaşma yapılıyor. İngiltere’den, İsrail’den, Almanya’dan, Fransa’dan ve daha birçok ülkeden silah ve teçhizat satın alıyor.

Erdoğan iktidarı sürekli olarak iç güvenlik güçlerinin de sayısını arttırıyor. Bu güçleri yeni silahlarla donatıyor ve yeni bazı örgütlenmelere giderek kendi iktidarının güvenliğini korumak için tedbirler alıyor.

Bu arada AKP’li bazı kadrolar da milis amaçlı kullanılmak üzere silahlarla donatılıyor.  

İktidar, Türkiye’nin birçok sorununu çözemediğini, sanayileşmesinin yetersiz olduğunu, ürettiğinin kendisine yetmediğini, eğitim kalitesinin en alt seviyelerde olduğunu çok iyi biliyor. Buna rağmen ülke ulusal gelirinin önemli bir bölümünü iktidarını uzatabilmek amacıyla militarist amaçlar ve Neo-Osmanlıcılık uğruna harcamaktan da çekinmiyor.

Sürekli dış borca ve yatırıma muhtaç bir ülkenin üstelik de milyonlarca insanın açlık ve yoksulluk sınırında yaşamını sürdürürken silahlanmaya, askeri harcamalara ve iç güvenliğe bu kadar para ayırması kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir şey değil.

Osman Baydemir aslında konuşmasında biraz da bunları söylemek istiyordu.

“Barış, kardeşlik, bir arada olmak” tan söz ediyordu.

Ama savaş bütçesinin konuşulduğu bir ortamda barış laflarını dinlemek istemediler. Kürdistan’dan söz edilmesine ise tahammül edemediler.

Belki de Kürdistan’da sürmekte olan savaşın daha da yaygınlaştırılarak yoğunlaştırılmasını amaçladıkları için olsa gerek.

Oysa Mithat Sancar’ın da konuşmasında belirttiği gibi Türkiye’nin savaş değil barış bütçelerine ihtiyacı var.