Medyaya yeni 15 Temmuz ayarı

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın medya patronları ve yöneticileri ile bazı ‘akredite’ yazarlara verdiği iftar yemeği görünümlü brifingin fotoğrafları çok çarpıcı.

Cumhurbaşkanı konuşuyor (Talimatlar veriyor aslında) karşısında medya sahipleri ya da temsilcileri elpençe oturuyor.

Herhalde konuşma aralarında ve de sonunda konuşmayı ne kadar beğendiklerini ifade eden baş hareketleriyle birlikte candan bir alkışı da esirgememişlerdir Cumhurbaşkanı’ndan.

Celal Başlangıç bu brifingin bir bölümünü yazdı.

Cumhurbaşkanı’nın medya sahip ve temsilcilerine hapisteki gazeteci ve yazarlarla ilgili aktardığı yeni bilgilerin de ne kadar yalan yanlış olduğunu anlattı.

Ben de, bu medyaya yeniden hiza verme, yön gösterme toplantısında dile getirilen başka bir konuya değinmek istiyordum.

Hep yazıyoruz, konuşuyoruz.

İktidar, 15 Temmuz yargılamalarında dile getirilen, açıklanan bazı bilgilerden, ifadelerden ve iddialardan çok rahatsız. Şimdiye kadar mahkemelerde birçok sanık tarafından ileri sürülen iddialar, ifadeler 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin karanlıkta kalan birçok noktanın olduğu gerçeğini doğrular nitelikte.

Bu darbe girişiminin, kontrollü olmanın ötesinde, önceden ince bir şekilde planlanmış ve kontrol altında yürütülüp sonuçlandırılmış bir kurmaca darbe girişimi olduğu iddiaları artık alenen konuşuluyor.

Bir süredir iktidarın halkla ilişkiler memurları, sarayın görevlileri sağda solda bu gelişmelerin FETÖ’cülerin yeni bir darbe girişimi olarak nitelendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

Cumhurbaşkanı da medya brifinginde aslında bu konudaki endişeleriyle birlikte talimatlarını da iletiyor.

Böyle bakınca, bu medya brifinginin sadece hapisteki gazetecilerle ilgili bilgi vermek, iddiaları yanıtlamak ya da Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüşe ilişkin beklentileri iletmek olmadığı gün gibi açık.

Esas meselenin 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin iddialar ve söylentilerle ilgili olduğu anlaşılıyor.

Medya sahip ve temsilcilerine asıl 15 Temmuz girişimi ve FETÖ tehlikesi konusunda yeniden hiza veriliyor. Öteki konularda medya zaten gereğini yapıyor. Ters bir durum söz konusu değil.

Ama 15 Temmuz yargılamalarını Saray medyası da diz çöktürülen eski merkez medya da mümkün olduğu kadar vermek istiyor. Bunları verirken, ne kadar filtreden geçirirlerse geçirsinler kafaları karıştıran birçok ayrıntı, soru işaretlerini arttıran birçok açıklama da yayınlanmış oluyor.

Daha şimdiden mahkemelere Saray’ın onayı ile tayin edilmiş yeminli savcı ve yargıçların bile kafaları karışmaya başladı.

Sahibinin yazarı A. Selvi’nin birkaç hafta öncesinden dile getirdiği hikaye de bu idi.

“Mahkemelerde dile getirilen iddialar organize bir çalışmanın ürünü. FETÖ’cüler yeni bir darbe peşindeler.”

Buna ‘Algı operasyonu’ diyordu Saray’ın memuru.

Aynısını patronu da söylüyor.

Akredite gazetecilerden biri, sözünü ettiğimiz medya brifinginin bu boyutunu yazmış.

Yazmış demek tabii lafın gelişi. Yazdırılmış.

Yazı, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, medya dünyasına Tarabya Köşkü’nde verdiği iftar yemeğinde FETÖ ile mücadele konusundaki mesajlarını sürdürürken, işin henüz bitmediğini söyledi.” diye başlıyor.

Yine aynı akredite yazardan alıntılıyorum:

“Onlarla vereceğimiz mücadele öyle az buz değil. Bakın her yerden bir şeyler çıkıyor. Virüs bütün bünyeyi sarmış vaziyette. Bu işi öyle ufak tefek olarak ele alamayız.”

“Onlar hapiste de olsa yine bizim için tehlikedir. Öyleyse kimse normalleşme falan beklemesin” deniliyor.

Arkasından yine mağduriyet edebiyatı.

“Bu sürece gelene kadar bizim de eksiklerimiz, yanlışlarımız olmuş olabilir. Bundan dolayı iş buraya kadar gelmiş olabilir. Fark ettik, şimdi de üzerine üzerine gidiyoruz”

Türkçesi şu:

Hatayı biz yaptık. Ama bizim hatamız suç değil. Bu bizim hakkımız. Başkalarının yaptığı hatalar, mesela Bank Asya’ya gidip para yatırmak, ya da önünden geçmek suç. ‘Fetö’nün gazetesine yazmak ise ağırlaştırılmış müebbedlik suç...

Yani bu işin öyle kolay kolay biteceğini zanneden varsa yanılıyor.

Akredite yazar devam ediyor:

“Cumhurbaşkanı, FETÖ ile mücadele kararlılığını her fırsatta vurguluyor, vurgulayacak.

Önce darbe girişimini savuşturmak, ‘sonra FETÖ’yü devletin kılcal damarlarından temizlemek’ olarak gelişen mücadelede üçüncü bir ayak, algı operasyonlarını bertaraf etmek.”

İşte medyanın yeni istikameti bu.

“Algı operasyonlarını bertaraf etmek konusunda en önemli hedef kontrollü darbe iddialarını bütünüyle ortadan kaldırmak” olunca, bu görev de bütünüyle medyaya düşüyor.

Ama buna rağmen güneş balçıkla sıvanamıyor. Bir türlü mızrak çuvala girmiyor.

İşte örneği:

Akredite yazar, TSK ve MİT’in, Genel Kurmay Başkanı Akar ile MİT Müsteşarı Fidan’ın 14 Temmuz’da yaptığı saatlerce süren görüşmeyle ilgili açıklamalarına yer vermiş.

Bu açıklama güya bu algı operasyonlarını ortadan kaldırmaya yönelik yapılmış.

Altı saat süren görüşmede ordudan atılacak subayların tek tek incelendiği ileri sürülüyor. Görüşme bu nedenle uzamış.

Kimsenin bu gerekçeye inandığını sanmıyorum.

Bu işin bir tarafı. Diğer tarafı daha ilginç.

TSK ve MİT neden bu açıklamayı yapmak için neredeyse bir yıl beklemiş olabilir? Öyle ya, tam bir ay sonra darbe girişiminin birinci yılı.

Böyle bir açıklama ile algı operasyonları ortadan kalkmaz. Kuşkular, soru işaretleri daha da artar.

Darbe girişiminin birinci yılını tamamlıyoruz hala darbeyle ilgili dişe dokunur, bir açıklama yapılmış değil. Darbenin sivil ayağı ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması bizzat Cumhurbaşkanı tarafından engelleniyor.

Şimdi de medyaya yeni bir istikamet çiziliyor.

“Mahkemelerde ortaya atılan iddialara, işaret edilen önemli ayrıntılara ve ortalığa dökülen yeni bilgilere” itibar etmeyin. Göreviniz 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki gerçeği perdelemektir.”

Çünkü Erdoğan şunu iyi biliyor:

Bu darbe girişimi ne kadar karanlıkta kalırsa OHAL yönetimi de o kadar uzar gider. Çünkü medya patronlarına yaptığı açıklamaya bakılırsa daha yüzbinlerce kişi kamudan atılsa, onbinlerce kişi tutuklanıp zindanlara tıkılsa bile bu FETÖ tehlikesinin geçme, bitme ihtimali yoktur.

Bu gerekçe Erdoğan’ın yaşamsal garantisidir.

Erdoğan’ın medyadan istediği işte bu garantinin kayıtsız şartsız desteklenmesidir.

Medya patronları ve yönetici takımı emri almıştır. Görev en iyi şekilde yerine getirilecektir.

Evet, belki getirilecektir ama bunun kaçınılmaz sonucu değiştireceği zannedilmesin.

Ne yaparlarsa yapsınlar gerçekler mutlaka ortaya çıkacaktır.