MİT'in yeni şefi!

Son yayımlanan 694 Numaralı Kanun Hükmünde Kararname ile  MİT Cumhurbaşkanı'na bağlandı.

Zaten ona bağlı değil miydi diye sorabilirsiniz.

Tabii ki ona bağlıydı. MİT Müsteşarı için "Benim karakutum" diyen Erdoğan değil miydi? 

MİT, onun  emriyle Suriye'deki cihatçılara  tıbbi yardım malzemelerinin arasına gizlenmiş ağır silahlar yollamadı mı?

Suriye ile ilgili bütün eylemler ve dış politika adı altında tedavüle sokulan hamleler hep Erdoğan'ın doğrudan talimatlarıyla yürürlüğe sokulmadı mı?

Yine MİT, onun talimatıyla Erdoğan muhaliflerini, onu eleştiren ne kadar yazar-çizer varsa onları dinlemiyor mu? Sosyal medyada Erdoğan'a yönelik eleştiri yapanlar anında derdest edilip tutuklanmıyor mu?

Politikacılar hakkında Erdoğan'ın tabiri ile, 'teknik takip uygulaması' onun doğrudan talimatıyla olmuyor mu?

Bunlara 'Hayır' diyecek bir tek TC vatandaşı çıkabilir mi?

Sanmıyorum.

Hemen herkes, Cumhurbaşkanı'nın istihbarata ne kadar meraklı olduğunu daha doğrusu ne kadar bağımlı olduğunu biliyor.

Erdoğan, cumhurbaşkanı değil de istihbarat  örgütü başkanı gibi davranıyor.     

Hayran olduğu ve örnek aldığı Osmanlı padişahı Abdülhamit Han da öyle yaparmış.

Hafiyebaşı gibi zamanının önemli bir bölümünü muhalifleri, düşmanları ve potansiyel muarızlarını o zaman dinletmek olmadığı için izletmek, takip etmek, jurnalcilerin, ihbarcıların ilettiği bilgileri incelemek ve bu konularda gereken tedbirleri almakla geçirirmiş.

Belki de bu sayede 30 yıl iktidarda kalabilmiş.

Erdoğan henüz yolun yarısında. Diğer yarıyı da garanti altına alabilmek için güvenlik önlemlerini sürekli sıkılaştırıyor.  

Bunun ne kadar önemli olduğunu bakın önceki gün NTV'de bir zamanlar gazeteci olan Oğuz Haksever'in çanak sorusu üzerine nasıl anlatmış:
 

 MİT DEVLETİN BAŞINA BAĞLANMALI

"Devletin başı istihbaratta en önemli bilgileri istihbaratları alması gereken kişi değil midir? İstihbaratın başı devletin başına bizzat bağlı olmazsa devlet hareket kabiliyetini kaybeder. İstediğim anda istediğim şekilde bu istihbari bilgiler bize gelsin ki biz de atmamız gereken adımları buna göre atalım. Büyük devletlerin hepsinde istihbarat devletin başına bağlıdır. ABD'de, Fransa'da hepsinde devlet başkanına bağlıdırlar. Parlamenter demokrasilerde bu başbakanlara bağlıdır.

Biz şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne ilk adımı attık. 2019 Kasım ayında da ikinci adımı atacağız ve o tarihten sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi çok daha güçlü şekilde devam edecektir. Bundan sonraki sürecin güçlenerek devamı gerekmektedir. 15 sene önce MİT'in ciddi bir portföyü yoktu şimdi var. İslam dünyasında var batıda var. Buralarda çok ciddi bir iletişim söz konusu. Bu olmadan bunu yürütemezsiniz ki."

Bu sözlerden  birkaç makale çıkarabilirsiniz.

Hep diyoruz, aslında Erdoğan'ın saklısı gizlisi yok. Her şeyi dobra dobra anlatıyor. Her adımını istihbaratın gizli bilgileri ile attığını söylüyor. Dolayısıyla onun bu söylemine göre, karar oluşturmak için her konuda MİT'in raporu gerekiyor. Ya da atacağı adımları atmadan önce MİT'in bazı adımları atması gerekiyorsa o adımları attırıyor. Sonra ona göre politika belirleyip kararlarını veriyor.

Bu bir polis devleti bile değil, tamı tamına istihbarat devleti yaklaşımı.

Ne diyor?

"15 sene önce MİT'in ciddi bir portföyü yoktu, şimdi var. İslam dünyasında var, Batı'da var."

Bu sözlerden MİT'in yurtdışı faaliyetlerinin son 15 yılda nasıl arttırıldığını anlıyoruz. Bunun daha da arttırılmaya çalışıldığını anlıyoruz.

MİT'in İslam ülkelerindeki faaliyetlerini biliyoruz. Suriye, Irak'taki faaliyetleri de malum.

MİT'in Kandil civarında kalkıştığı operasyonda 2 önemli elemanının PKK tarafından yakalanması fiyaskosundan söz etmiyorum bile.
 

MİT'İN AVRUPA'DA ARTAN FAALİYETLERİ

Batıdaki faaliyetleri en son Almanya'da ortaya çıktı. Ama genel olarak bütün Avrupa'da AKP ve Erdoğan muhaliflerini izlemek ve gerekirse zararsız hale getirmek için yoğun bir örgütlenme ve faaliyet içinde olduğunu görüyoruz.

Bu faaliyetler, FETÖ'cülerle, PKK ve PKK yandaşlarıyla ve sol örgütlerle mücadele kisvesi altında bütün muhaliflerine yönelik olarak son 15 yılda  artık gizlenemeyecek boyutlarda arttı.

Bunu, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine gönderdiği özellikle din adamları, öğretmenler ve diğer kamu görevlilerini kullanarak yürüttüğü casusluk faaliyetleriyle yapıyor. MİT, Erdoğan ve AKP yanlısı faaliyetleri ile Avrupa'daki Türkiyeli toplumun ayrışması ve birbirine düşmesi için yoğun bir çaba içinde.

Gerekirse bunun için Avrupa'da kendisine bağlı dernekler, örgütler hatta partiler kurduruyor.

Bu amaçla devletin örtülü ödeneğini herhangi bir sınır tanımadan kullanıyor.

Erdoğan, son kararname ile sadece MİT'i kendisine bağlamadı. KHK ile MİT'in de üzerinde bir istihbarat örgütünün kurulduğunu ve onun da Erdoğan'a bağlandığını öğrendik.

Kararname, "Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yükümlülüklerini yerine getirmesiyle ilgili koordinasyonu sağlamak ve istihbarat çalışmalarının yönetilmesinde temel görüşleri oluşturmak, uygulamayı belirlemek üzere Cumhurbaşkanı başkanlığında Millî İstihbarat Koordinasyon Kurulu(MİKK) kurulduğunu" belirtiyor.

Bunun yanı sıra kurulduğundan bu yana ne iş yaptığı pek bilinmeyen kısa adı KDGM olan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığını da unutmamak lazım. Herhalde onu da en kısa zamanda Cumhurbaşkanı'na bağlamaları gerekir.
 

 MİT'İ NİÇİN YENİDEN KENDİNE BAĞLADI

Biz yukarıdaki soruya dönersek.

Cumhurbaşkanı zaten kendine bağlı olan başta MİT olmak üzere bu kurumları KHK'lar ile yeniden kendisine bağlayarak ne yapmak istiyor?

Cevabı basit. Kasım 2019'da resmen yürürlüğe girecek olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin o tarihi beklemeden yürürlüğe girmesi için gereken adımları atıyor.

Ayrıca konuyla ilgili birçok yasada değişiklikler yaparak OHAL'in kaldırılması gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kaldıklarında bu değişikliklerin kalıcı olmasını kendince garanti ediyor.

Kendisini ve MİT başta olmak üzere güvenlik ve istihbarat örgütleri görevlilerinin dokunulmazlık zırhının sürekli olması için önlem alıyor.

Bu kadar yeter mi?

Sürekli olarak korku içinde yaşayıp  bu korkuyla iktidarını sürdürmeye çalışan her despotik lider gibi Erdoğan da bunlarla yetinemez.

Nitekim yetinemediğini kendisi açıklıyor.

Bakın NTV'deki aynı programda bu konuda ne diyor:
"Çankaya'da bir harekat merkezimiz yoktu ama Beştepe'de bir harekat merkezimiz var. Burada sadece bakanlarımızın değil önemli kurumlarımızın da temsilcileri var ve burası 24 saat çalışır. Ne oluyor ne bitiyor. Hangi bakanlıkta ne oluyor hepsi anında bu merkeze bunu geçerler biz de bütün Türkiye'yi bu merkezden izleriz. Zaman zaman çatkapı yaparım. Bu merkezden ayrıca 81 ilin valisi ile görüşme imkanım var. Gerektiğinde oradan bağlantıları kurarız o ilden öğrenmemiz gereken ne varsa öğreniriz."

George Orwell buna "Ağabey sizi gözetliyor" devleti adını vermişti.

Biz "Korku dağları bekler devleti" desek yeridir.