Muktedirler de yargılanır!

 

Dün Almanya’nın Nürnberg kentindeki tarihi Adliye Sarayı’nda Nazilerin yargılandığı salondaydım.

Ekim1945’le  Ekim1946 tarihleri arasında yapılan duruşmalarda 24 Nazi savaş suçlusu insanlığa karşı işledikleri suçlar nedeniyle mahkeme önüne çıkarıldılar ve çeşitli ağır cezalara çarptırıldılar.

Hitler ve onun en büyük suç ortağı olan Propaganda Bakanı Göbbelsise daha önce, Berlin’e giren Kızıl ordu’ya teslim olmamak için saklandıkları sığınakta intihar etmişlerdi.

İşledikleri suçları biliyorlardı. Ama kibirlerinden ve korkularından yargılanmak yerine intiharı seçtiler. Cesetlerinin bile ele geçirilmesini istemedikleri için de intihar ettikten sonra bedenlerinin yakılmasını vasiyet ettiler.

Nürnberg duruşmalarından sonra Adalet Sarayı restore edilerek normal yargı faaliyetine devam etti. Nazilerin yargılandığı salon da duruşmalar için kullanıma açıldı.

İşte o tarihi salonda, bir duruşma yapılmaktaydı. Görülen bir yaralama davasıydı. Davayı izliyordum ama aklım başka bir yerdeydi.

Aklım, salona girmeden önce koridordaki tarihi duruşmaları yansıtan fotoğraflardaydı.

Fotoğraflarda milyonlarca insanın ölümüne, Avrupa ve Rusya’nın neredeyse baştan aşağı yakılıp yıkılmasına neden olan Nazi savaş suçluları duruşmalar sırasında görülüyordu.

Suratlarında pişmanlık, korku ve çaresizlik karşımı bir ifade ile oturuyorlardı. 

Düşündüm, bu insanlar, en güçlü en etkili ve en pervasız oldukları zamanlarda acaba birgün düşecekleri bu durumu akıllarına getirmiş olabilirler miydi?

Bütün Avrupa’da insanlara zulüm uygularken, günahsız ve suçsuz insanları zindanlara, toplama kamplarına atarken, uyduruk yargılamalarla ağır cezalara çarptırıp işkence tezgahlarında ya da sorgusuz sualsiz bir duvar dibinde onlarcasını birden infaz ederken bu sonu düşünmüşler miydi?

Hiç zannetmiyorum.

Gösterişli üniformaları ya da giysileriyle, silahlı korumalarıyla, verdikleri kesin ve korkutucu buyruklarla herhalde bu konumlarının, bu güçlerinin sonsuza kadar devam edeceğini düşünüyor olmalıydılar.

İçlerinden ve kendi aralarında, “Bizi asla kimse alt edemez, kimse bize karşı çıkamaz ve kimse bize bir şey yapamaz” diye böbürlendikleri de muhakkak.

Ayrıca, “Devlet biziz, biz ne dersek o olur, bütün ülke bizim bir sözümüzle ayağa kalkıp bizi destekler. Milyonlar nasılsa bizim yanımızda” dediklerini de biliyoruz.

Sonra bütün bir Avrupa’yı, hatta dünyanın büyük bir bölümünü kana buladıktan sonra fazla değil, dört yıl içinde bütün o güç, iktidar, debdebe, hamaset ve kibir yok oldu gitti.

Sadece kendilerini değil, ülkelerini de yok edip gittiler. Ve arkalarından bütün dünyan ınnefretle anacağı kanlı ve rezil bir tarih sayfası bıraktılar.


15  TEMMUZ "YALAN" BAYRAMI'NDA SÖYLENEN YALANLAR

Mahkeme salonunda, bir yandan Nazi savaş suçlularını ve işledikleri suçları düşünürken bir yandan da insanların nasıl olup da suç işlerken, işledikleri suçlar nedeniyle hesap vermeyecekleri zehabına kapılabildiklerini soruyordum kendi kendime.

Ülkem Türkiye’yi ve içinde bulunduğu durumu düşündüm. Bu soruyu bir kere daha sordum kendi kendime. Kederlendim…

15 Temmuz ‘Yalan Bayramı’ nedeniyle yapılan hamaset toplantılarını aklıma getirdim. Yalan üzerine inşa edilmiş bir bayram ve bu yalan kullanılarak meydanlara toplanan yüzbinlerin fotoğrafları gözümün önüne  geldi.

Nürnberg’de Hitler’in yüzbinleri toplayıp yalanlarla örülmüş hamasi nutuklarını attığı meydanda dolaşırken de aklımda bu sahneler ve sürekli olarak halka söylenen yalanlar vardı.

İnanılmaz bir yalan dolan atmosfer ile ülke insanı, gerçekler yerine bir hayal ve hamaset dünyasında yaşatılıyor. Sevgili Ragıp Duran medyanın da dahil edildiği bu yalanlara medyatik gerçek diyor. Söylenen neredeyse her şey yalan. Ve yalan üzerine kurulu bir dünya insanlara dayatılıyor. Yine Ragıp Duran’ın deyimiyle hakiki gerçek ise bu dayatmaların tam tersi.

Ve bu yalanlara ya da medyatik gerçekliğe karşı çıkanlar ise düşman, hatta vatan haini ilan ediliyor.

AKP’nin Genel Başkanı 15 Temmuz’da ki mitingde inanılmaz şeyler söylüyor. Hainlerin yok edileceğinden, kafalarının koparılacağından bahsediyor. Kafa koparmanın anlamı ‘İdam cezası’nın getirileceği olmalı.

“Bütün dünya bize düşman” diyor genel başkan. “Bize karşı komplo içinde olan ülkeleri saymaya kalksam diplomatik skandal çıkar” demeyi de ihmal etmiyor.

Her şeye ama her şeye müdahale ederek  her uygulamanın daha da ağırlaştırılmasını, en ufak bir yumuşamaya da ılımlılılığa fırsat verilmemesini istiyor.

FETÖ ve terör suçluları için tek tip elbise giydirilmesini istiyor.

ABD’nin Guantanoma esir kampında Müslümanlara yapılanlara meğer gıpta ile bakarmış. Şimdi mazlumluktan zalimliğe terfi edince (!) oradaki uygulamaların Türkiye’de kopyalanması için Adalet Bakanı’na talimat veriyor.

Talimatın gereği de itirazsız hemen yerine getiriliyor ve hükümet tarafından Guantanamo uygulamalarının en kısa zamanda başlayacağının tekmili veriliyor.

İnsan hakları savunucularının toplantısı, ne idüğü belirsiz biri hbarla basılıyor.

Genel Başkan anında, bu toplantının bir casusluk faaliyeti olduğunu açıklıyor. İnsan hakları savunucularının yabancı ülkeler hesabına çalıştığını ilan ediyor. Bunun üzerine mahkeme, bunu emir telakki ediyor ve anında gereğini yerine getiriyor. 10 insan hakları savunucusundan  6’sını tutukluyor. Avukatlar, tutuklamaların boş dosyalarla yapıldığını söylüyor.

“BİZİ ANCAK ÖTEKİ DÜNYADA YARGILAYABİLİRLER” DİYENLER

Hala Nazilerin yargılandığı salondayım ve son birkaç gün içinde cereyan eden olaylar gözümün önünden hızlı bir film şeridi gibi geçiyor.

Ülkemin en parlak aydınlarına, gazeteci, yazar ve düşünürlerine, suçsuz insanlara karşı uygulanan zulmü, haksızlıkları ve keyfi baskıları düşünüyorum. Cezaevinde intihar edenleri düşünüyorum. Hak aradıkları için açlık grevine duran genç eğitimcilerin tutuklanıp vicdansızca ölüme terk edildikleri aklıma geliyor.

Türkiye’den bu zulüm, baskı ve adaletsizlikler nedeniyle kaçıp Avrupa’da yeni bir hayat kurmaya çalışan arkadaşlarım, meslektaşlarım gözümün önünden geçiyor.

Her gün ülkemde polis asker şiddeti ile öldürülen, zindanlara atılan insanlar hakkında dinlediğim hikayeler beynimi tırmalıyor.

Benim ülkemde baskı,  zulüm ve işkence var. İnsanlık suçları işlenmeye devam ediyor. Bunun sorumluları,  “Bizi ancak öteki dünyada yargılayabilirler” diyorlar.

Nürnberg Savaş Suçları Mahkemesi de bir zamanlar böyle düşünenler savaş suçu işleyenler için kurulmuş özel bir mahkemeydi.

Günümüzde, siyasi iktidarların hem uluslar arası hukuk kurallarını ihlalleri  hem  de kendi halklarına karşı işledikleri suçlar için başka mahkemeler kuruldu.

Lahey Uluslar arası Ceza Mahkemesi bunlardan biri…

Hala Nürnberg Adalet Sarayı’ndayım.

Nazi savaş suçlularının yargılandıkları salonun girişindeki panoda, yazan,“Suçlular sonunda hak ettikleri cezalara çarptırıldılar” yazısının önündeyim...