Aydınmı(?)yız ?

  

12 Eylül 1980 sonrasındaki aydının aldığı tavır, « korkusu », korkuyu içelleştirmesi, hem iliklerine kadar korkması hem övünmesi, açık kapılara omuz atması, iktidar sahiplerinin ve hele devletin saldır dediğine saldırması, kıskançlıkları, çekememezlikleri ve daha pek çok konu incelenmeyi bekliyor.

Bu arada kimi ilerici, devrimci, yurtsever siyasi partilerin ve siyasi kümelerin aydın harcama konusunda öteden beri birbirleriyle yarışmaları da irdelenmeli mutlaka :

Aydınları « kullanmak », « denemek » ve sonra kimini « çok bağımsızdı », kimini « kariyeristti », kimini « ajandı » ve hatta « polisti » veya buna benzer suçlamalar ve aşağılamalarla devre dışı bırakmak çok görülen tatsız bir oyun havasına girdi. Ve bu oyun aralıksız sürdürülüyor. Böylece bu tür siyasi partiler ve siyasi kümeler aynı zamanda birer « aydın yeme » makinasına dönüşüyor. 

Kimi siyasi partiyse hem aydınlarla birlikte yürümekten yana hem de onların angajmanının samimi olmadığını zannetmektedir. Yani aydının siyasi angajmanını bizzat o aydının siyaset yapmasını isteyenler ciddiye almamaktadır. Bu da bize özgü bir durum.

Siyasi bir partiye üye olan aydınlardan kiminin o siyasi partinin kayıtsız şartsız militanı havasına bürünmesi de son derece garip : Bütün siyasi partilerin yeterince yöneticisi, üyesi, militanı varken üyeliğe kabul ettiği aydından beklediği herhalde onun sıkı bir militan kesilmesi değildir, o aydının aydın olarak yürüyüşünü sürdürmesidir. Ülkemizde ve benzer cografyalarda ihtiyaç duyulan aydındır, siyasetci, militan ve siyasi yönetici değildir, bu sonunculardan çünkü bol miktarda zaten bulunuyor. Uzun siyasi dönemler ve binbir deneyimden sonra hemen hemen her ülkede siyasetle ugraşmak bir tür meslek biçimini alıyor ve siyasi kümeler, « siyasi sınıflar » oluşuyor, siyasetten yaşamak, zengin olmak bile artık çocuk oyuncağı. Rüşvet, hırsızlık, yakınlarını korumak, kollamak, para-pul, mal-mülk sahibi olmalarını sağlamak hemen hemen her ükede bilenen yollardan. Denemeyenler istisna. 

Bu bağlamda işte aydınların yarattığı/yaratacağı, birer etik, ahlak, mesleki ahlak, dürüstlük merkezi olarak işleyecek kümelere ise gereksinme her zamankinden daha çok.

Aydınlar arasındaki çekememezlikler, kıskançlıklar, dedikodu, iftira, suçlamalar, intihal (yani bilimsel veya sıradan çalışmalar hatta sıradan bir makale için bile başkasının araştırmasını, incelemesini çalıp çırpmalar) da ilgi çeken ve ele alınması gereken konulardan. O kadar çok hırsızlık, çalıp-çırpma var ki bunların sıralamasını yapmak bile bir kitap oluşturacak boyutta. Böyle bir ugraşta amaç sadece isimler vererek bu tür ahlaksızlıkları yapanları teşhir etmek değil, onlar zaten kendileriyle mutlaka hesaplaşıyordur, amaç bu tür terbiyesizliklerin yinelenmesini önlemektir.

Bütün bunlar incelendikten sonra ülkemizde aydın var mı yok mu sorusuna yanıt vermek olanağını bulabileceğimizi umuyorum.

Bu bağlamda işte diğer ülkelerdeki ve ülkemizdeki aydın örnekleri, ükemizdeki aydınların kendi deneyimlerine dayanarak çıkardıkları çözümlemeleri, önermeleri ve benzer çalışmalar yararlı ve yol gösterici olabileceklerdir.

Bunların gerçekleştirilmesini artık büyük ölçüde yeni araştırmacı kuşaklara bırakabiliriz sanıyorum. Bize gelince, bu çabaları vaktimiz, bize ayrılan zaman  dilimi elverirse, mutlaka bir köşesinden tutarız elbette.

İşte bu amaçla şu birkaç noktayı burada dikkatinize sunmak istiyorum :

Aydının birincil görevi aydınlatmaktır : Araştırmalar yapmak, bilgileri toplamak, incelemesini geliştirmek ve kamuoyuna sunmaktır. Halk(lar)ının dünyadaki gelişmelerden haberli olmasını sağlamaktır. 

Hoşgörüyü geliştirmektir.

Doğaya saygılı olmak, onu korumaktır. İnsanın  dünyanın merkezi olmadığını bilmektir. Bunları olanakları ölçüsünde yaymak, duyurmak, yazmak, iletmektir ...

İçindeki çocuğu ve kadını öldürmemektir.

Laik olmak ve laiklik taraftarlığını geliştirmektir. Körü körüne itaat yerine kuşkucu bakış alışkanlığını benimsetmektir. Baş eğme ve kayıtsız şartsız bağlılığa karşı kişisel düşünmeyi ve kişisel karar verme yetisini ve özgürlüğünü savunmaktır. Tek başına da karar almasını bilmek ve öğretmektir.

Eleştirmekle yetinmemek, eleştirilen konu için çözümlemeler üretmek ve önermektir. Sözü eylemle pekiştirmek/bütünleştirmek.

Çareler ve çözümler insan için ve insanı göz ardı etmeden toplum için  üretiliyor ve öneriliyor. Genel çıkarlarla insani çıkarların birleştirilmesini bilen genel bir mutluluk yaratmanın yollarını aramak, tasarlamak, önermek.

Aydın toplumun sanat ve kültürle ilişkilenmesine öncelik vermelidir.

Aydın iyiliği, güzelliği, mutluluğu kendi yaşantısında gerçekleştirmeyi ve paylaşmayı bilendir. Bir kişiyi mutlu edemeyenin bütün bir toplumu mutlu edemeyeceğini bilmek. Evet bir kişiyi mutlu etmeyen/edemeyen nasıl bir toplumun mutluluğu için mücadele edebilir ? Nasıl bir toplumun mutluluğunu sağlayacak yol gösterici olabilir ?

Aydın sosyal/toplumsal olmalıdır : İşçi hareketi ile dost ve karşılıklı anlayışa dayalı kalıcı ilişkiler kurmak anlamında.

Demokrat olmalıdır : Değişik halkların, bu arada bilhassa « azınlık » oldukları iddia edilen halkların haklarını savunmak, onların mücadeleleriyle dayanışma içinde bulunmak yani.    

Aşık olmayı unutmamak. Aşkı yaşamak. Aşkı yaşamak için zaman ayırmasını bilmek. Sevilenleri asla ihmal etmemek.

Düşüncemizi özgürleştirmek. Bugün ve hemen burada, yeryüzünde iyiliği, güzelliği, eşitliği, bilhassa kadın ve erkek eşitliğini, kardeşliği, adaleti, özellikle toplumsal adaleti ve özgürlüğü yaratmak, bunlar için mücadeleden kaçınmamak.

Yaşamımızı kültürel, sanatsal, sportif, felsefi çalışmalarla, uygarlık yaratmaya yönelik ugraşlarla  anlamlı kılmak.

Barış ve huzur içinde insanın kendi kendini oluşturması, geliştirmesi ve aşması için çabalamak.

Barış ve huzur içinde yaşamaya engel olan her türlü yaklaşım biçimleri ve tavırlarla mücadele etmek.

Akl(ımız)ı bütün tapınaklardan uzak tutmak. Esir düşen akıllar varsa onları kurtarmaya çabalamak ve kurtarmak.

Akıl ve bilimin mutluluk için elele yürümesini sağlamak. Bunun için ugraşmak ve gerekirse mücadeleden kaçınmamak. 

Böylece aydın olmak. Yolumuz açık olsun. Yarınlara.