İLHAN SELÇUK’TAN ABİDİN DİNO’YA MEMLEKET HABERLERİ

 

1970’lerin ortasında ve sonunda ülkeden gelen haberler hiç te iç açıcı değildir. Abidin tedirgindir. Gelişmeleri, olup-bitenleri Fransız gazete ve dergilerden, televizyon kanallarından, radyolardan, ülkeden gönderilen dergi ve gazetelerden izliyor ve üzülüyor. Ülkeden gelenler de iyi haberler getiremiyorlar maalesef.

Türkiye’deki gelişmeleri Abidin’e mektuplarıyla ve telefon görüşmeleriyle aktaran dostları, akrabaları var : Örneğin Yaşar Kemal, yeğeni, ablası Leyla Dino-İleri’nin oğlu Rasih Nuri İleri, Orhan Kemal, İlhan Selçuk, Paris’e gelip-gidenler, gelip gidemeyenler ve diğerleri.

1970’lerin ortasında ve sonuna doğru Abidin’e memleketten, siyasi gelişmelerden, yaşamdan ve öümden bahseden birçok kişi arasında Dino ailesinin diplomat kanadından ve aynı zamanda « eski yazı grafiklerinden » yaptığı resimleriyle tanınan, yani saati gelince ressam, kuzeni Ali Refik İleri’yi de anmalıyız. Genel olarak Refik İleri olarak bilinen ve gençlik fotolarında bir parça Arif Dino’yu anımsatan ve Abidin’i, Abidin’le Güzin’i pek seven Kuzen, 1973-1977 döneminde başkonsolusluk göreviyle bulunduğu Düsseldorf’tan, « Türkisches generalkonsulat » başlığı taşıyan kağıtlara döşendiği, kimi zaman bir resmiyle süslediği mektuplar gönderiyor.

Bu dönemde Abidin’le dostluğunu sürdüren İlhan Selçuk’un sanki biraz daha özel bir konumu bulunuyor. Abidin’i ilk kez 1940’ların ortasında Adana’da Abidin « ikamete memur », Türkçesiyle kendi ülkesinde « büyük gözaltında », « iç sürgünde » iken, « karşı kaldırımdan » gören o günlerin lise öğrencisi İlhan Selçuk ve Abidin daha sonraki yıllarda Paris’te eşleriyle birlikte geçirdikleri günlerde ve sonrasında ilişkilerini derinleştirmek olanağı buldular. Ve bu yakınlık giderek pekişerek yürüdü.  Ortak dostların Paris’e gelip gidişleri vesilesiyle ve karşılıklı haberleşmelerle Abidin ve İlhan Selçuk ağabey kardeş konumunda birbirlerini daha çok sevdiler. İşte bu bağlamda İlhan Selçuk’un Abidin’e yazdığı mektuplardan birini burada sunmak istiyorum :  

İlhan Selçuk genel olarak kısa yazarak işi geçiştirmeyi tercih edenlerdendi. Örneğin 11 Mart 1974 tarihli notunda sadece şunları yazıyor « Sevgili Güzin Abidin’e selam ! İlhan ». Ama kimi kez biraz daha uzun boyluca yazdığı da oluyor. Bir örnek olarak, « 22 Ekim pazartesi İstanbul 1979 » tarihini ve mekanını taşıyan, aynı zamanda o günlerin/anının siyasi analizini de içeren mektubunu alalım :

 « Sevgili Abidin Dino, sana yazmak amacıyla tükenmezi ele aldığımda ‘ayıptır’ diye düşünüp, kutuda küflenmiş dolmakalemi çıkardım. Mürekkep doldurdum. Hep makinayla yazdığımdan parmaklarım uyuşmuş. Öylesine güçlük çekiyorum ki satırları yürütmek için ... Hem harfler de değişik çıkıyor elimden, bir yerde a bir başka yerde a [kulplu a ve kulpsuz a biçiminde yazıyor, elle elbette. MŞG], (...) Senin güzel bir resme benziyen el yazını da düşündükçe, aşağılık duyguları bastırıyor.

Yaşadığmız günlerde zorunluk doğmadan dostlara başvurulmuyor. Bunun için önce bu mektubun gerekçesini dürüstlükle açıklıyayım. » [İlhan Selçuk burada Fransa’da burs kazanan bir sanatçımız için yardımını rica ediyor. Bu özel bölümü geçelim. Sonra ülkedeki son seçimlere sözü getiriyor ve şunları yazıyor. MŞG :]

(...) gelelim Türkiye’ye...

Sevgili Abidin ve Abidin’in sevgilisi Güzin ...

14 Ekim seçimleri kimisi için şok, kimisi için soğuk bir duş oldu. Seçim sandığında ağırlığını yitirmiş gibi görünen sağ, taban gücünü toparladı. İkircikli sosyal demokratların yazgısı sanırım hep böyle oluyor.  Toplum inanılmaz bir keşmekeş içinde yaşıyor. Herşey şirazesinden çıkmış. Böyle zamanlarda sosyalistler kuram tartışmalarında gerçeklerden soyutlanırken, tutucular hayvansı bir içgüdüyle toparlanıp realist bir çözüm için yedek güçlerini seferber edebiliyorlar. Yaşadığımız  olaylara bakarsanız, sanıyorsunuz ki içerden ve dışardan şeytanî bir planlamayla Ecevit ve demokratik solun defteri dürüldü. Ancak bu operasyonun da başarıya ulaşamayacağı kanısındayım. Kissinger’in bir sözünü hiç unutmuyorum. Adam demişti ki : ‘Türkiye ile Yunanistan’ı ne zaman birbirine yaklaştırsak, eski Yunan Tragedyalarındaki [aynen, MŞG] gibi görünmez bir el  işimizi bozuyor.’

Yaşadığımız dönemde kavga öylesine kızıştı ki, sokağa çıktığımız zaman elle tutuluyor, pencereyi açsanız evinize giriyor. Bunu yazıya dökmek çok zor, resmi yapılabilir mi ? bilemem. Devrimciler ve demokratlar hem çok güçlü, hem çok güçsüz. İş ve dış sermaye eğemenleri de öyle ... İnsan bazan [aynen]  bunalıyor, bazan da diyor ki : İşte gerçek yaşam budur.

Eğer kısa sürede ölmezsek, çok şey göreceğiz. Romanları, öyküleri, ve şimdiye değin yaşadıklarımızı aşmak tutkusunun çağımızda insanları sardığını görmemek için kör olmak gerek.

 İkinizi de sevgi ve saygıyla kucaklarım. İyi olun ...

İlhan Selçuk. »