Devleti yıkmak veya ele geçirmek



İngiltere’de Sol Birlik kurulmasından kısa bir zaman sonra Syriza ve PODEMOS’un başarılarının etkisiyle önemli ideolojik ve politik tartışmalar yaşandı. Gavin Mendel-Gleason & James O’brien (G.M.G & J.0.) tartışmaları İrlanda Sol Magazin’de yayınlanan iki uzun makalede özetlediler. Devlet, demokrasi ve mülkiyet ilişkilerini 21. Yüzyıl koşullarında yeniden mercek altına alan bu yazıların, ilerici politikalarda uzak görüşlülüğe kapıyı aralamış olması bakımından dikkatle üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Görüşlerimi kısa tutarak uzun alıntılarla yazarların düşüncelerini özetlemeye çalışacağım.    

Demokratik yol

“Farklı stratejiler üzerine tartışmalar 1830’larda başladı ve Birinci Enternayonel’de politikaları belirlemenin anahtarı oldu. Marksistlerle Anarşistler arasında yollar bu yöndeki polemiklerden dolayı ayrıldı. 1905 ve 1917 Rus devrimlerinde ise işçi konseylerinin oluşumu sürecinde tartışmalar Marksistlerle Anarşistleri ayıran faktör olmaktan çıktı Marksist hareketin merkezine taşındı.” (G. M G ve J O. 2014 ).

Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de 1960’larda Dev-Genç ve TİP arasında ve daha sonraları 1970’lerde TKP ve diğer sol devrimci gruplar arasında düşmanlığa varan tartışmaların merkezinde yine stratejik farklılıklar yatıyordu.

Dün olduğu gibi bugün de devlete bakış stratejik tartışmaların merkezi olmaya devam ediyor ve hala soldaki gruplaşmaları belirleyen temel faktörlerden biridir. Sol gruplar arasında süre giden polemikleri uzun zaman takip eden G. M.G ve J.O tartışmaların devleti ele geçirmek veya yıkmak üstünde odaklandığını söylüyorlar.

Devleti ele geçirmeyi amaçlayanların politik stratejileri “devlet gücünü yasal demokratik yollardan ele geçirmeyi öngörüyor. Pratikte bunun anlamı özgür ve adil kabul edilen seçimler aracılığıyla çoğunluğun desteğini kazanmaktır” (G. M G ve J O. 2014 ). Devletin yıkılmasını isteyenler 1917’den sonra Avrupa’da Anarşistlerle Troçkist’lerdir. Devleti yıkıp onu işçi konseyleriyle değiştirmeyi hedefliyorlar. Çin, Vietnam ve Latin Amerika devrim deneyimlerinin yarattığı büyük heyecanın etkisiyle gerilla savaşlarıyla devletin zayıf olduğu kırsal alanlardan başlatılacak silahlı mücadeleyle devleti yıkmak…

Birinci Enternasyonel’den bu yana, devleti yıkmak veya ele geçirmek tartışılıyorsa dikkate alınması gerekir. “Parlamenter seçimler, mitinglere katılmayan sıradan insanlara ulaşmanın olanaklarını yaratıyor. Parlamento karşıtı devrimci gruplar parlamentonun kapitali sınırlandırmada ne kadar sınırlı olduğuna vurgu yapıyor. Parlamentodan yana olanlarla karşıt olanlar arasında ayırım yapmak zor. İkisinin pozitif tarafları olduğu kadar negatif tarafları da az değil” (G. M G ve J O. 2014 ).

Parlamenter seçimlerin lehinde ve aleyhinde geliştirilen iki strateji farklı teorik kanıtlar taşıyor. Parlamentarizme karşı olan komünist hareketin geliştirdiği mantık şöyle: Seçimlere ve parlamentoya katılma ancak işçi sınıfının burjuva iktidarını yıkmasının çok zaman alacağı ve devrimci hazırlığın olmadığı koşullarda mümkün olabilir. Proletarya diktatörlüğünü gerçekleştirmek için burjuva parlamentosu eleştiri, propaganda ve ajitasyon yapmak amacıyla kullanılabilir. Parlamentoyu yıkmak komünist hareketin tarihsel görevlerinin başında gelir, daha da önemlisi kapitalist mülkiyete son vermeden önce burjuva toplumunun ilk kurumu olan temsili demokrasinin işlevine son verilmelidir.

21. yüzyılın başlarında Latin Amerika ve Avrupa’da oluşan yeni sol hareketler demokrasiye, parlamentoya ve seçimlere komünistler gibi bakmıyor. Emekçi yığınların iradesini sosyalizm yürüyüşünde zorunlu görüyor çünkü demokratik sol partiler parlamenter seçimleri meşruiyeti kazanmanın tek yolu olarak anladıklarından demokrasiyi de değişimin amacı ve sonucu olarak görüyor.

Fakat egemen elit kendi kendini üretebilen devlet kurumunu işlevsizleştirmeye çalışıyor. Dünya çapında yaygınlaştırılan başkanlık ve iki partili rejimler demokratik parlamenter meşruiyeti ve demokrasiyi boğuyor. Temsili demokrasiden uzaklaşıp otoriterliğe doğru yönelme devletin toplum yararına radikal dönüşümleri durdurmak için yeniden yapılanmasıdır. Bu nedenle sol akımlar devrim ve devlet arasında tarihsel geçmişe dayanan politik görüşlerini pratiğin sınavından geçiriyorlar. Nedir bu görüşler?

Devlet ve devrim

“Radikal solda yer alan tüm grupların stratejilerinde devleti yıkma ana hedef olarak duruyor. Geliştirdikleri bu görüş 19. yüzyıl sosyalistlerinden kalma” (G. M G ve J O. 2014 ).

Sosyolojik, politik, felsefi ve bilimsel alanlarda devrim derin dönüşümleri radikal düşünceleri özlü ifade eden bir kavram. Tarihin her döneminde devrim farklı anlamlar taşıdı.“Bazen kadın devrimi veya sanayi devrimi gibi onlarca yıl alan derin sosyal dönüşümleri gerçekleştiren projeleri”,  bazen emperyalist egemenliğe karşı başkaldırmayı anlatmanın yoludur. Fakat kimi tarihsel süreçlerde bir sınıfın iktidarı ele geçirmesi olarak anlaşılır.

Bir sınıfa dayanan iktidarları devretmenin çeşitli yolları olduğunu tarihten biliyoruz. Syriza lideri Çipras ve Fransa sol cephe lideri Melenchon devrim terimini metaforik anlamda kullanıyorlar. Bu liderler tarafından “pasif devrim” ve “vatandaş devrimi” kullanılırken demokrasi genişletilerek yapısal reformlarla devlet aparatının değişimini öngörüyorlar” (G. M G ve J O. 2014 ). Devletin ele geçirilip halkın egemenliğine devredilmesi amaçlanıyor. Ne yeni demokratik kurumlarla değiştirilmesi ne de yıkılması amaçlanıyor.

Devleti egemenlik altına almanın veya yıkmanın etrafındaki bitmek bilmeyen tartışmalarda taraflar devlet kavramından ne anlaşıldığına göre duruş belirliyorlar ve söylem geliştiriyorlar. Sol radikal geleneklerden gelenler “devletin kapitalist olduğunu ve işçi sınıfının kendi özgürlüğü için bunu kullanamayacağını belirtiyorlar. Bu nedenle yıkılıp yenisiyle değiştirilmesi gerekir” (G. M G ve J O. 2014).

Komünist veya sosyalist bir partinin seçimlerde çoğunluğu elde etmesi durumunda egemen elit devleti bir güvence olarak yanında göremeyeceği için ekonomik yatırımlarını durduracak, çeşitli yolları deneyerek sosyalist iktidarı yıkma yoluna gidecektir. Şili 1973 ve İspanya 1936 buna verilebilecek öğretici örneklerdir.

Sosyalist emek hareketi demokratik yollardan iktidarı ele geçirdiğinde politik eliti mülkiyeti koruyamama korkusu sarıyor. Bu nedenle “ayaklanmaları savunanlara göre kapitalist ülkelerde demokrasi aldatıcıdır, sağ isterse elindeki maddi olanakları ve medyayı kullanarak istediği zaman sosyalist bir programı uygulatmaz” (G. M G ve J O. 2014 ).

Devrim sosyal karakter aldığında da devlet engelleyici bir rol oynamaya devam eder. Devrimci gruplar dünya çapında egemen kapitalist sistemin güç dengesini hesaba katarak en başta devletin denklem dışı bırakılmasını istiyor. “Ancak ondan sonra işçi konseyleri oluşumu ve halk arasında sivil toplum faaliyetleriyle sosyalizmi inşa etmek mümkün olabilir” (G. M G ve J O. 2014 ) diyorlar. Devletin olanaklarından uzaklaştırılan ve savunmasız bırakılan sermayenin emekçi yığınlar tarafından ele geçirilmesi garanti altına alınabilir.

Ayaklanmalarla devleti yıkma stratejisinin birbirine bağlı iki aşaması var. Birinci aşamada devletin “devrimci durum oluşana kadar darbelerle yıpratılması ve ikinci aşamada ise yeni oluşan demokratik kurum ve konseylerle halkın devrime yığınsal katılımını” (G. M G ve J O. 2014 ) gerçekleştirmek.

Seçimleri izlemeden toplumsal devrimi hedefleyenlerin mantığında şu noktalar dikkat çekiyor; “eğer devlet kapitalist devletse sosyalist dönüşümün aracı olamaz. İktidarı elde etmek için seçimlere girmenin stratejik anlamı yoktur. Sosyalist ayaklanmacılar seçimlerle güç kazanma gibi bir derdi olmadığından politik yığınsal örgütlenmeler yapmak da onlar için anlamsızlaşıyor” (G. M G ve J O. 2014 ). İdeolojik düşüncelerine uygun bir parti ve yığınların yer alacağı emekçi sosyalist konseylerle yetiniyorlar. Ayaklanma stratejisini hedefleyen bir parti büyümeyi amaçlar, toplumsal çoğunluğu değil. Bu görüşler anarşist, troçkist ve öteki sol gruplar içinde yaygındır.

Gerçek bir sol parti var olan çürümüş kapitalist sistemi demokratik ve eşitlikçi olanla değiştirme hedefinden uzaklaşmamalı. Politikasının her bir tuğlası sistemi sarsma ve ona alternatif yaratma zemini üstüne inşa edebilmeli. İktidarda yozlaşmayacak, mevcut duruma uyum sağlamayacak, demokrasiyi önde tutarak strateji geliştirebilecek sol bir parti kapitalizmi ve sosyalizmi demokrasiyle yönetebilmelidir. “Yirmi birinci yüzyılın sol partisinin kapitalizmi yöneterek sonunu getirebilecek gücü olabilmeli” (G. M G ve J O. 2014).

Kapitalist devlet

“Kapitalizmle devlet arasında ilişki Marksistler arasında uzun tartışmaların konusu oldu. Görüşlerdeki farklılık çeşitliydi. Bir uçta devletin burjuva sınıfının yürütme aygıtıdır diyenler öbüründe kapitalist sınıftan görece özerk diyenler. Marksistler devleti egemen sınıfın yönetim aracı olarak görür” (G. M G ve J O. 2014).

Üretim araçlarını elinde tutanlar sömürülenleri baskı altında tutmak için devleti kullanır. Maddi kaynakların büyük bir kısmı çalışanlardan zenginlere devlet aracılığıyla aktarılır. Fakat modern çağda toplumlar kapitalizm öncesi yapılarından çok daha ileridedir, sömürülenler de eskisi gibi güçsüz değiller. Mücadeleleriyle bazı olanaklar elde etti. Çocuk parası, emeklilik, sağlık ve eğitim gibi sosyal harcamalar neoliberalizm tarafından azaltılmasına rağmen hala yoksulların güvencesidir.

“Kritik dönemler hariç devlet sosyal grupların etkisine açık. Genelde devlet doğal olarak kapitalizmi yaratmaz fakat kapitalistlerin çıkarlarını korumaya ve geliştirmeye yöneltilir. Nüfusu doyurmak ve vergi toplamak için üretimin sürmesi, yatırımların aralıksız yapılması gerekiyor. Devlet kendini üretebilme kapasitesine sahip, güçlü bir kurum, toplumdaki güçler arasında denge oluşturur. Günümüzde devlet kapitalistlerin çıkarlarını koruyor. Devleti ve işyerlerini demokratikleştirmek paralel götürülmelidir. Birini diğerinin önüne geçirmek doğru bir yöntem olamaz. Kapitalist saflarda yer alan devlet özünde kapitalist ortamda faaliyet sürdürür sosyoekonomik koşulların değişmesi durumunda duruşunun değişmesi kaçınılmaz olur.” (G. M G ve J O. 2014)

Devam edecek

– Gavin Mendel-Gleason & James O’brien Yıpratma stratejisi: Bölüm 1 Devleti yıkmak mı ele geçirmek mi? İnternational Sosyalist Network, 1 Şubat 2014