GEZİ DİRENİŞİ: Cennete ki isyan


GEZİ DİRENİŞİ: Cennete ki isyan

Gezi direnişi İstanbul’a sığmadığı gibi Türkiye sınırlarını da aşarak dünyadaki tarihsel olaylar arasında yerini aldı. Kültür ve sanatla, esprilerle, ince zevkle, yaratıcılıkla örülmüş, şiddete başvurmayan, korkusuz ve ısrarcı gösteriler uluslararası arenada Türkiye’ye sempati kazandırdı. Chapulling ve Standman bir trende dönüştü.

Hükümetin hemen baştan karşı cephe alması, orantısız güç kullanması, katılanları küçük ve dışarıdan talimat alan marjinaller olarak görmesi Gezi direnişini küçültmedi, tam tersine büyüttü ve Global krizin yarattığı başka ülkelerdeki gösterilerinin içinde en kararlı ve en nitelikli olanların düzeyine yükseltti.

2011 yılından sonra Gezi direnişine benzeyen farklı ülkelerde farklı nedenlerle birçok halk hareketi gerçekleşmişti.

Kitlesel ayaklanmaları tetikleyen, küresel kapitalizmin gelişmesindeki süregelen çarpıklıktır ve bir türlü aşılamayan 2008 krizidir.

Brezilya, Şili, İsveç, Yunanistan, İspanya gibi hızlı gelişen ülkelerde benzer isyanların çıkmış olmasını yalnızca hükümetlerin performansına dayandırmak yanlış olur. Aynı şekilde benzer isyanları teknolojik devrimlerin yarattığı haberleşme ağlarıyla veya yatay-dikey ilişkilerle anlatmaya çalışmak da gerçeklerin ancak bir kısmını görmektir.

Çok uzun yıllardan sonra Türkiye'de ilk defa destek vermeme konusunda karar almış gibi görünen Kürt hareketine rağmen geziye sembolik de olsa katılan Kürt gençlerle Türk gençleri aynı yerde, aynı amacı paylaştılar. Bunun gibi liberallerle solcuları, kendilerine anti kapitalist diyen müslümanlarla sosyalistleri ve işverenleri bir araya getiren Gezi direnişi, Türkiye’de merkez sağ partiye karşı bir çıkıştı.

Brezilya ve Şili’de ise iktidardaki sol sosyal demokrat artilerin politikalarına karşı bir isyandı. Teknolojik haberleşme ağlarının çok ötesinde, tamamen farklı bir ideolojik yarılmanın dipten gelmekte olduğunun örneklerini yaşadık.

Halk direnişlerinin gerçek nedenleri, bize 'cennet' diye sunulan global kapitalizmin kırılmaya mahkum sosyo-politik fay hatlarında boylu boyunca uzanıyor. Kapitalizm birbirini tektikleyen artçıl depremlerle sürekli sarsılıyor. 

Günümüzde uygulanan   liberal politikalarla, egemen elit otoriter bir 'cennet' oluşturdu. Seküler sivil toplumu oluşturan şehirli orta sınıf yavaş yavaş buna isyan ediyor. Egemenler tam kendi cennetlerini oluşturduklarında cennetteki cehennemi yaşayan sessiz büyük çoğunluk ötekileştirmeyi kabullenmiyor ve geleneksel parametreleri kırıp parçalamak için hareketleniyor. Bu tam anlamıyla egemen ideolojiye karşı baş kaldırışıdır. Gençler sokaklara çıkmaya başladığında dünyanın her yerinde insanlar medyadan bunu izledi ve meydanların gücüne güvenmeye başladı. Egemenleri korkutan sadece kontrol edemediği sanal medya değil meydanlara çıkan halkın gücü idi.

Gezi isyanını başlatan gençlik kamu mülkiyetini özelleştiren, özel hayata müdahale eden, rant hırsıyla doğayı katleden İslami fundamentalistlerle onların egemen olduğu serbest pazar fundamentalistlerinin aynı olduğunu gördü. Moral ve ilkesel prensiplerle anlatılması gereken bu realiteyi ‘yatay’ ve ‘dikey’ haberleşme ve örgütlenme ağları içine sıkıştırarak anlamlandırmak mümkün mü?   

Yüzyılımızın teknolojik haberleşme olanaklarını en iyi şekilde kullanarak sokaklara çıkan 90’ların gençleri, demokrasi ve kapitalizm arasında onarılması zor bir çatlağın oluşmasını hızlandırdı. Genç nesil, temsili demokrasiyi istemiyor. Çürümüş ve yalnızca egemenlere yarayan bu toplumsal yönetim modelinin işlemediğini kendi yaşamlarıyla öğrendiler. Demokrasi ve özgürlüğü birleştirerek Taksim komününde küçücük bir parkta alternatif bir yaşamın örneğini oluşturdular.   

Türkiye’de bir parkın yıkılması, Şili’de üniversite harçları ve Brezilya’da otobüs fiyatları büyük gösterilerin başlama nedeni oldu. Bu talepler büyük şehirlerde yaşayan insanlardan olumlu destek buldu ve protestolar eşitsizliğe, yönetici elitin adaletsizliğine, çürümüşlüğe ve hayat pahalılığına karşı yöneldi ve giderek geniş boyutlar aldı. Şimdi durulmuş gibi görünse de Türkiye ve dünya benzer direnişlere hazırlanıyor.

Kuzey Afrika, Avrupa ve Latin Amerika’da baş gösteren uluslararası protesto hareketlerinin birçok ortak özellikleri olduğu kadar farklılıkları da az değil. Mısır ve Tunus’taki yığınsal kitle hareketlerinin ortak amacı totaliter rejimleri yıkmak, liberal temsili demokrasiye geçmekti. Türkiye’de ise yıkık dökük ve kötü işleyen demokrasinin daha da kötüleşerek totaliter biçimler almasının önüne geçmekti.

Politikadaki bu farklılıklar ekonomik alanda da az değildi. Kitlelerin talepleri kapitalizmin gelişimindeki bölgesel farklılıklara bağlı olarak çeşitlilik gösteriyordu.

Prosperity (güzel gelecek) istikrarı garantilemiyor. Direnişler kapitalist küreselleşmenin belirli düzeylerini hedef aldı: Global pazarı genişletme çabaları çok büyük sorunlara neden oluyor. Cennetin cehenneme dönüştürüldüğü bir süreç yaşanıyor. Kamuya ait yeşil alanlar azalıyor, doğa tahrip ediliyor, eğitim ve sağlık sektörüne yatırım azalıyor, özelleştirme artıyor ve kültür halktan uzaklaştırılıyor. Dünyada politik otoriter rejimler hızla artarken 'cennet'te yaşayanlar cehennemin yollarını döşüyor.

Halklar mücadeleyi kısır bir ikilem içinde sıkıştırmıyor. Kimse Türkiye’nin bir Yunanistan olmasını, Mandela'dan sonra bir Muabe’nin gelmesini, Mubarek’in alternatifinin Mursi olmasını, AKP iktidarının bir darbeyle son bulmasını istemiyor. Halklar yapısal değişimden yana. Artık daha fazla insan 21. yüzyılın gerçeklerini gören, adaleti ve eşitliği herkes için talep eden farklı bir solu arıyor.

Benzer durumlar daha önceki büyük tarihsel halk ayaklanmalarında da yaşandı. Tarihteki benzer partisiz ve lidersiz halk hareketlerinden kısa vadede hep 'sağ' kazançlı çıkmasına rağmen, halkın değişim taleplerini dikkate alan 'sol' daha sonra iktidar oldu.

1848’de Fransa’daki ayaklanmaların arkasından yapılan seçimleri sağcılar kazandı. 1876 Paris Komünü'nü ezenler seçimlerde daha başarılıydılar.  Fransız sağı 1968’den sonra parlamenter sayısını daha da arttırdı. 1989’da Doğu Berlin’de demokratik bir sosyalizm için yürüyüşe geçenler sonunda yığınsal işsizlik ve özelleştirmeyle karşılaştı. Tüm bu büyük tarihsel olaylardan sonra sağın başarısı uzun sürmedi. Birkaç yıl içinde sol iktidarı ele geçirince daha çok toplumsal değişim gerçekleşti.

Günümüzde devam etmekte olan direnişlerin başını Gezi'de gördüğümüz gibi genç bir kuşak çekiyor. Şehir orta sınıfını oluşturan bu gurubun taleplerini sağ politikaların karşılaması olanaklı görünmüyor.

Geleneksel statükocu politikaları kabul etmeyen bu genç dinamik gücü ancak sol anlar ve sol ona göre politika üretirse toplumun ihtiyacı olan değişimi gerçekleştirme şansı artar. Cennetteki bu isyanı durdurabilecek soldan başka bir politik alternatif ufukta görünmüyor. 

 

Kaynaklar

-Slavoj Zizek, dünyadaki isyanların anlamı, Agora kitaplığı, Ağustos 2013

-El Pais, Turquia y Brazil; seis sorpresas, 23 Haziran

-Seamus Milne, Tarihin intikamı, Verso, 2012