HDP’de yeniden yapılanma olanaklı mıdır?


 HDP sözcüsü Ayhan Bilge’nin Demokrat Haber’de yayınlanan açıklamasında Siyasette rakibinizin gücü sizin zaaf ve zayıflığınızın mazereti olamaz. Güçlü bir özeleştiriyle yeniden yapılanma çalışmalarına başlamalıyız diyerek HDP’de geniş çapta eleştiri ve özeleştirinin yapılacağına dair sinyaller vermişti. Henüz nasıl ve ne zaman güçlü bir özeleştiri yapılacağını bilmiyoruz ancak HDP dostu bazı yazarlar görüşlerini açıklamada gecikmediler.

HDP’nin yakın çevresindeki aydınların yaptıkları eleştiriler, partinin karşılaştığı sorunları görünür hale getirdi. Açıklığın ve objektif eleştirilerin bir yararı da bu olsa gerek.

İlericiler, liberaller, eşcinseller, sanatçılar, yazarlar, HDP’yi son iki seçimde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destekledi. Devasa bir entelektüel birikim HDP’nin etrafında yoğunlaştı. Güç veren sosyal katmanların, partinin seçimlerde başarılı mı yoksa her türlü olumsuz koşullara rağmen başarısız mı olduğunu sorgulaması doğaldır. Ayhan Bilge’nin açıklamalarından anlaşılıyor ki parti tartışmalara önem veriyor ve tartışmaların önünü açmak istiyor.

1 Kasım seçimlerinde HDP yöneticileri yaptıkları hataları ve oluşan zararları, uzun vadeli bir vizyonla ve iç iletişim kanallarını sonuna kadar açarak, kendilerine destek veren sosyal gruplarla tartışmaya başlaması, yararlı bir başlangıç olur.  Ayhan Bilge’nin açıklaması dikkate alınırsa böyle bir irade var ancak şimdilik herhangi bir hazırlık görünmüyor.

Türkiye’de birçok ilerici demokrat, HDP’nin Türkiye’nin yeni bir sol partisi olmasını istiyor. Bu ise ancak partinin geniş bir eleştiri ve özeleştiri sınavından geçmesi ve politik kimliğini yenilemesiyle mümkün olabilir.

 

HDP nasıl daha da güçlendirilebilir?

 

Soldan ve HDP çevrelerinden gelen ve 5 noktada odaklanan eleştiriler dikkatle analiz edilir ve gerekli politikalar geliştirilirse, HDP Türkiye’nin güçlü sol partisi olabilir. Eleştirileri şu başlıklar altında gruplamak mümkün:  

PKK’nin şiddet merkezli politikalarına karşı ürkek duruşu

Seçim stratejilerindeki çelişkiler

Örgütsel yapısındaki çift başlılık

Programının sosyal-kültürel hedeflerle sınırlı tutulması

Özerklik ve gönüllü birlikteliğin genel tanımlamalarla sınırlı tutulması 

 

Şiddete karşı ürkek duruşu

 

HDP’nın seçim sonuçlarını değerlendiren Ferdan Erkut, partinin silahlı şiddete karşı direnemediğini yazdı. 200 şubesi saldırıya uğrayan HDP’nin içinden gelen "Şiddet, karşılıksız mı bırakılacaktı?" sorusuna net cevap verebilmeliydi. PKK ve diğer bazı gruplarla Türkiye’nin demokratikleşmesini yeni bir bakışla tartışabilseydi, devletin şiddeti tırmandırarak HDP’yi yıpratmasına karşı sivil inisiyatiflerle direnişler örgütleyebilirdi ama olmadı.

 

10 Ekim’deki Ankara katliamının oluşmasına göz yuman AKP yöneticileri ve devletin amacı, Ferdan’ın vurguladığı gibi, parlamentoda yer alacak HDP’nin 80 milletvekilini etkisizleştirmekti. Çünkü parlamenterlerin devletin şiddete karşı nasıl bir politika izlediğini araştıracak ve yanlış politikalara karşı örgütleyebilecekleri “devasa parlamento içi ve dışı sivil bir siyaset ve direniş” hattından korkuluyordu.  Sarayın ve TSK’nın şiddet politikalarının karşısında geniş bir cepheyle karşı konulamadı. Uygulanan sıkıyönetimlere ve cinayetlere karşı Türkiye’nin önemli bir bölümü seyirci kaldı. Kürt halkının karşılaşabileceği en zor koşullarından birinde batı ile bağlantısı kesildi; Kürt-Türk kardeşliği de iyi bir sınavdan geçemedi. 

 

AKP’li vekil Orhan Miroğlu, HDP’nin 7 Haziran seçimlerinden sonra onu destekleyen ilericilerin eğilimlerini dikkate almadığına inanıyor. “HDP’liler, PKK’nin çatışmayı yeniden başlatmasının vahamete yol açacağını biliyorlardı elbette ama PKK’ye itiraz edemediklerini söylüyor”(O.M 2015) Fakat Miroğlu HDP’nin PKK icazetinde siyaset yaptığını söylerken, AKP-TSK işbirliğinin Türkiye’yi yeni bir maceraya sürüklediğini görmezlikten geliyor. Ortadoğu’da emperyalist amaçlar güden, karakollar kuran, özel güvenlik yasaları çıkaran, Suriye’de terörle iktidarı değiştirmeye kalkışan ve İŞİD’e lojistik destek sağlayan bu asker-sivil ittifakının barışa katkı yapacağını mı sanıyor?  

 

HDP öncelikle dengesiz güç kullanan devlet karşısında duruş belirledi ve haklıydı. Kürt halkına yönelen katliamın mağduru olan savunmasız sivil halka arka çıkarak PKK ile arasında mesafe koymayı başaramadı. Selahattin Demirtaş’ın “PKK elini tetikten hemen çeksin” çağrısı havada kaldı. Türkiye genelinde “PKK tasfiye ediliyor” algısı yaratan hükümete karşı iki ateş arasında sıkıştırılan Kürt halkına sahip çıkılamadı, iç ve dış kamuoyu harekete geçirilemedi.

 

Çelişkili seçim stratejileri

 

HDP’nin savaş karşısındaki çelişkili politikalarını Cumhurbaşkanlığı, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde de görmek mümkün. 3 seçim kampanyasında da farklı ve çelişkili stratejiler izlendi.

 

İlk seçimde parti, zayıf, soyut, hatta biraz romantik de kalsa, stratejik açıdan pozitif idi ve alternatif sunan bir strateji izledi. “Yeni yaşam, büyük insanlık!” aslında ancak güzel masallarda anlatılabilecek insancıl ve sevimli bir hedefti. Çatışmalardan bıkmış Türkiye toplumunun rüyasını dillendiren bu amacı HDP uzun zaman sürdüremedi.  

 

7 Haziran’da beklenmedik bir biçimde “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganı kabul edildi. İktidar kavgası veren muhalefetin bu hedefini HDP kendisininkiyle birleştirebilirdi. Politik yönden doğru olmasına rağmen öncekini reddetmemesi gerekirdi. “Parti sorumluları, sanki önceki hedefi kendileri koymamış gibi unutuverdiler. HDP Kürt sorunundan dolayı muhalif olan imajını terk ederek pozitif, alternatif karakterini uzun zaman taşıyamadı” (H.Ü 2015)  Anti-iktidar söyleminin yanında Kürt ve Türk insanına umut veren güzel bir geleceğin hayalini kurmada başarısız kaldı.

 

1 Kasım seçimleri sürecinde parti iki ateş arasında kalmıştı. Devlet ve PKK arasındaki çatışmalarda milyonların yaşam hakkını içeren bir deklarasyonla üçüncü bir yol çizilemedi. Savunma amacıyla “İnadına HDP” sloganını benimsedi. Partinin fiili geri çekilme süreci hızlandı. “Eldekini korumaktan başka bir çağrışımı olmayan, savunmaya geçildiğini ilan eden bir stratejiydi.” (H. Ü. 2015)

 

Önceki iki seçimde söylediklerini anımsatan bir söylemden en küçük bir çağrışım bırakmadığı gibi somut savaş ortamını da anlatmıyordu.

 

Örgütsel yapısı demokrasiyle çelişiyor

 

Ortadoğu’da saldırgan, ülke içinde ise tek adamla devleti yöneten asker-sivil elit HDP’yi iki ateş arasında bıraktı ve 1Kasım seçimlerinde bilinen sonuçlar geldi. Sonuçların yalnızca şiddete karşı çelişkili duruş sergilemesinden kaynaklanmadığını dile getirenler az değil. Örgütsel yapının sonuçlar üstünde olumsuz etki yarattığı birçok kişi tarafından paylaşılıyor. HDP bugün bir örgütler koalisyonudur. Birey hukuku geçerli değildir. Birey olarak üye olanlar bile sanki bir örgütsüzler örgütü gibi kabul edilirler.” (D.A. 2015)Tek tek üyeler, azınlıkta olan ancak çok güçlü grupların gölgesinde, sesiz ve pasifler.

 

Üyeleri pasifize edilen HDP’de en çok söz sahibi olan grubu, silahlı gücüyle PKK oluşturuyor. Sosyal tabanıyla da üstünlüğü tartışılamaz olan PKK, siyasetini silahların gölgesinde geliştirdi ve bölgenin en önemli silahlı gücüne dönüştü. Siyasette farklı sosyal grupları kendine bağladı, dindarlar dahil sağdan sola çeşitli kesimlerden taraftar kazanmayı başardı. HDP ve öncesi partileşme girişimleri, PKK hazırladığı güce dayanarak, yükseldi. Tahir Elçi işte bu nedenle onu silahlı politik bir örgüt olarak tanımladı.

 

PKK’nin şemsiyesi altındaki sol bileşenlerin bazıları şiddete yatkın olduklarından, PKK’ye hayran bazılarının ise Kürt halkının mücadelesine yakınlık duyduğundan dolayı partide olmayı uygun görüyorlar. “Batıda HDP’ye yönelen oyların hangi politik saiklerle olduğunu analiz etmede zorlandıkları gibi, oyları kontrol edebilecek örgütsel güçleri de yok.”(H.Ü. 2015)  

 

Özerk ideolojik gurupların varlığı örgütsel sorundan sadece bir tanesi. Eski Şırnak milletvekili Hasip Kaplan, partinin zor koşullardan çıkabilmesinin, eş başkanlık sistemini değiştirmekten geçtiğini söylüyor. Kaplan, Twitter’dan yaptığı açıklamada "HDP'de tüzük gözden geçirilmeli. 8 eş başkan, il eş başkanları, parti meclisi ve merkez yönetim kurulunun yeniden yapılanması şart" derken, yapılacak tüzük değişikliği ile partideki iki başlı temsili sisteme son verilmesini istedi.  

 

Yukardan aşağıya doğru farklı politik örgütlenmelere eşit haklar sağlamak üstüne kurulan örgütsel yapının parti içi demokrasiyle çeliştiğini Hasip Kaplan gibi partide birçok kişi görüyor.

 

İdeolojik ve inanç gruplarına eş başkanlık ve eş sözcülük olanaklarının sunulması, demokrasiyle ve partinin toplumu değiştirme hedefiyle çelişiyor.

 

HDP’nin kurup geliştirdiği eş başkanlık sistemi komünist partilerdeki demokratik merkeziyetçiliğin tam tersi olmasına rağmen her ikisinde de üyelerin özgür iradesi karar almada etkili olamıyor.  

 

İspanya’daki Podemos (Yapabiliriz) ve başka birçok sol parti, örgütsel yapılarındaki politik grupların parti yönetimine temsilci göndermelerini engellediler. Üyelerin sosyal kitle örgütlerinde faaliyetlerini cesaretlendirdiler, desteklediler ancak partilerin merkezlerinde veya ara kademelerinde paralel örgütlenmeler oluşturmalarına ‘politik faaliyetleri zayıflatır ve özgür düşüncenin gelişimini yavaşlatır’ düşüncesiyle engel oldular. Yeni bir örgütlenme modeli geliştirmek, farklı bir ademi merkeziyetçilik geliştirmek, HDP’nin en önemli gündem maddelerinden bir olmalıdır.

 

Partinin geliştirdiği bu örgütsel yapısıyla “mevcut merkeziyetçi, otoriter, anti-demokratik siyasal sisteme / düzene itirazı olanların gücünü açığa çıkarmayı ve bu gücü örgütleyerek, demokratik ve özgürlükçü bir siyasal düzen yaratmayı” (HDP programı) başarması mümkün görünmüyor. 

 

 

Sadece sosyal-kültürel hedeflerle sınırlandırılmış bir program

 

Partinin örgütsel yapısındaki tıkanmalara, programdaki ekonomik vizyon eksikliğini eklemek gerek. Eğer yeniden yapılanma gerçekten geliştirilecekse programdaki politik kültürel paradigmaların etkisiyle yazılan bazı temel saptamaların yeniden formüle edilmesi gerekiyor.   

 

“Tüm dünya halklarının kurtuluş ve özgürleşme mücadelelerini kendi mücadelesi sayar” (HDP programı). Zamanın gerisine düşen bir görüş gibi duruyor. Kürt hareketi dahil dünyanın hiçbir yerinde artık kurtuluş mücadelesi verilmiyor. ‘Kurtuluş’ kendi içinde ayrılığı içerir, oysa HDP ayrılığı değil birliği savunuyor. Kaldı ki dünyada halklar temel insan hakları, barış, adalet, çevre, demokrasi ve sosyal ve ekonomik eşitlik için savaşım veriyor.   

 

“Partimiz, uluslararası sermaye kurum ve kuruluşlarının dayattığı neo liberal sömürü, soygun ve talan politikalarına” (HDP programı) karşı mücadeleyi desteklemekle sınırlı kalıyor. Halkların yaşamını zorlaştıran, savaşların önünü açan liberal politikalara karşı ekonomik alternatif geliştirmenin tam zamanıdır. Fakat HDP programı genel kabul gören söylemlerle yetiniyor. “İnsanın insana kulluk etmediği, baskının ve sömürünün olmadığı, savaşların yaşanmadığı, ezen ve ezilen ilişkisinin son bulduğu” (HDP program) denilerek somut pozitif projeler, programın hiçbir yerinde belirtilmemiş.

 

Programda sıralanan 9 hedefin hiç birisinin nasıl bir ekonomik modelle gerçekleşebileceğine dair bir saptama yapılmamış. Halklar için ekonomik talepler açık bir dille sıralanmasına rağmen bunların nasıl finanse edileceğine ilişkin görüş belirtilmemiş.

 

Ekonominin tam kapasiteyle çalıştırılıp halklara ekonomik refahın sağlanması, işyerlerinde demokrasinin çalıştırılmasıyla mümkün olabilir.  Özel, kooperatif ve devlet mülkiyetleri demokratikleştikçe ekonomide üretim ve dağıtım eşit olabilir. Dolasıyla programda uzun uzun anlatılan demokrasi, ekonomik ayağından yoksun bırakıldığından, program sosyal-kültürel tek ayağı üstüne oturtulmuş.

 

HDP doğuda kuruldu, batıya açılmak istiyor. Bu Türkiye için büyük bir fırsat. Doğu ile Batı arasındaki sosyal- ekonomik uçurumu giderecek en önemli güçlerden birisidir HDP. Fakat bu büyük bir sorundur ve bu nedenle büyük projeler gerektiriyor. Doğuda sadece dil ve kültürle sınırlı olan problemler yoktur. Sosyal yapıların bozukluğundan kaynaklanan sınıfsal sorunlar da vardır. Bu yapıyı baştan aşağı değiştirecek büyük projeler devreye sokulamazsa dil, kültür ve özerlik sorunlarının beklenmedik çatışmalara ve bölgenin daha da geri kalmasına yol açabileceğini kanıtlayan pratikler dünyada fazlasıyla var.

 

 

Özerklik, öz yönetim ve gönüllü birlikteliğin soyut bir çerçeve içinde sunulması

 

Türkiye ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda birbiriyle iç içe girmiş iki uluslu bir ülkedir.  Solun birçok bileşeni bu realiteyi yıllardır gündeminden düşürmedi. HDP programındaki tanım bu gerçeğin bir sentezi. Kürt halkının kendi deneyimlerinden hareketle geliştirdiği demokratik özerklik hedefini Kürt sorununun çözümünde önemli bir uğrak olarak değerlendiren partimiz, Türkiye’nin demokratikleşmesi, halkların özgür ve gönüllü birliği için demokratik özerklik anlayışının sunduğu imkanların bütün ülkede yaşam bulması için mücadele eder” (HDP programı). Doğru olduğu kadar aynı zamanda soyut bir cümle bu çünkü içinde/ardında hangi yol ve yöntemlerle gerçekleştireceğine dair herhangi bir açıklama yok.

 

HDP programında ve politikasında hangi demokratik yollarla özerklik hedefine varacağına dair herhangi bir saptama olmadığından olaylar karşısında seyirci kalıyor.  Kürt gençleri hendek kazarak barikatlarda savaşarak amacına varmak istiyor.

 

Fakat özerklik yalnızca devletin yeniden örgütlenmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Batı ile doğuyu yakınlaştıracak toplumsal politikalara ve büyük ekonomik projelere ihtiyaç vardır. Yeni okul, hastahane ve yol hedefleri konulmalıdır. Bölgenin belkide kaderini değiştirecek planlı turizme açılması, tarım ve hayvancılık reformu ve çok düşük faizli iş kurma kredileri, bölgeye ve halkın yaşam biçimine uygun çok düşük fiatlı toplu konutlar projeleri gibi yaşamın her alanını etkileyecek, Kürt halkının yaşam standartlarını batıdakilere yakınlaştırmayı hedefleyecek pozitif bir atmosfer yaratılmalıdır. HDP’nin Türkiye halklarına bunu yapabileceğini somut bir programla göstermesi inandırıcı olur.

 

Sosyal ve ekonomik projeler demokrasiyi geliştirmek için gereklidir.

 

Kürt gençlerinin tüm yaşamı çatışma, karşı koyma, yıkma, direnme ve şiddet kültürüyle yoğrulduğundan, doğal olarak haksızlıkları serinkanlılıkla analiz edemiyor, enerjisini kuruculuğa, uzlaşmaya, yapıcılığa, demokrasiye yöneltmede güçlük çekiyor. Bu nedenle gençlerde demokrasinin ruhu ve kültürü batıdaki yaşıtlarına göre eşit şekilde gelişmemiş. ‘Türk egemenliğine’ rağmen özerk yönetimlerle kendi kendini yönetebileceğinin farkında değil henüz. Kürt halkının özerklik ve ayrılma hakkının, dünyanın her yerinde olduğu gibi, pozitif yönetimlerle, kuruculukla, sosyal hareketleri güçlendirerek, barışla ve demokrasiyle kalıcı bir sonuca varabileceğini gençlere anlatabilecek tek parti HDP’dir.  

 

İngiltere ve İspanya örneğinde olduğu gibi, özerk yönetimler ve gönüllü birlikte yaşama yan yana yürüyor. İngiltere’de İskoçya ve Galler’de bir tür özerk yönetimler geliştirildi.  İskoçya ayrılma hakkını oyladı fakat kaybetti; Galler ise birlikte gönüllü yaşamı tercih ediyor. Her özerklik ayrılmayla biter gibi yanlış saptamalar yaşam bulamıyor. İspanya’nın çok uluslu bir ülke olduğu biliniyor. Bask ve Katalan ulusları özerk bölgelerde yaşıyor. Podemos’un son seçim başarısından sonra gönüllü yaşam referandumla yeniden oylanacak. İki ülkede de özerkliğin geliştirilmesine ve birlikte yaşamın referandumla oylanmasına sol partiler önderlik ediyor.

 

Hem İngiltere hem de İspanya kendi özerk bölgelerine daha geniş haklar tanıyarak mutlak ayrılmayı geçersiz kılmanın yollarını arıyorlar.

 

Benzer şekilde HDP sol kulvarlarda demokrasiyi geliştirerek barış içinde çözüm yollarını açabilir.

 

HDP ve Kürt halkının kaderini tayin hakkı

 

HDP, programında, birlikte yaşam politikasını herkesin kabul edeceği bir formülle tanımlamış. Programın Kürt sorunu çözüm bölümünde şunlar yazılıyor: “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunan ve bunu ilkesel yaklaşım çerçevesinde değerlendiren partimiz, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürt halkının varlık ve haklarının mutlak inkarıyla çözümsüzlüğe mahkûm edilen Kürt sorununun, barışçı, demokratik, eşit haklara ve gönüllü birliğe dayalı çözümünü savunur ve bunun için mücadele eder.” (HDP programı)

 

Program, Türkiye’nin en önemli sorununa birleştirici ve yapıcı bir çözüm öneriyor. Fakat Kürt Siyasi Hareketi’nin (KSH) tamamı aynı görüşte değil. Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş, program çizgisinde Türkiye’nin demokratikleştirilmesini ve Türk-Kürt kardeşliğini perçinleştirecek politikalar izlerken, Kandil tam anlamıyla, önkoşulsuz ve Kürt halkına rağmen, silahlı mücadele ile ayrılmayı istiyor.

 

Kandil, Kürt halkının ‘eşit haklara ve gönüllü birliğe’ dayalı çözümün yolunu açacak referandumu beklemeden, güneydeki KSH’nin geliştirdiği deneyimlerin etkisinde kalarak, yeni kantonlar oluşturarak, ayrılık yolunda ilerlemek istiyor. PKK demokrasinin de barışçı çözümünün de önünü kesiyor.

 

Tam burada HDP, demokrasinin bir gereği olarak, önkoşulsuz Kandil’in egemenliğini atlayıp, gönüllü birlik için referandum ve özyönetimler politikasında ısrarlı olup demokratik yolları geliştirerek izlerse, Türkiye’nin demokratikleşmesinde de hayallerin ötesinde başarılar elde edilebilir.  

 

HDP topluma sunacağı sosyal-ekonomik projelerle programında belirtilen gönüllü birliğin yollarını belirtmeli ve geliştirmelidir. Sosyal örgütlenmeler, kooperatifler, daha çok sivil toplum kuruluşları, mesleki örgütlenmeler, demokratik mülkiyetler, anadil eğitimi ve kültürel etkinlikler faaliyete geçirilirse Kürtler de Türkler de etkilenir, güçlenir, birleşir, birlikte hareket eder. Evrensel bir hak olan dil ve kültür farklılığının yarattığı doğal ayrılık, ekonomik ve kültürel projelerle kalıcı ve gönüllü birliğe dönüştürülür.

 

 

Kaynakça

-Demir Altona, HDP’nin Özeleştirisi, Yeniden Yapılanması ve Demirtaş  www.avast.com

- Dr. Deniz Çifçi — Special to Ekurd.net;  HDP and 1 November Elections; Why the Party Lost Votes

- Cumas Çiçek 15 june 2015;  Focus of left-wing opposition beyond pro-Kurdish mobilization

-Oral Çalışlar, 8.12.15, “özyönetim açmazı veya çıkmazı…..nereye kadar?

-HDP program

-Haluk Ünal, http://unalhaluk.com/2015/11/06/kusursuz-firtina/

 

-Ferdan Ergut, HDP İÇİ PKK eleştirisi mümkün müdür? 12. 11.15, ferdan@metu.edu.tr,

-Orhan Miroğlu,  Hendekler Neyin Sonucudur, Orhan Miroglu omiroglu@gmail.com

-