iktidara Gelmeden Önce

 Mehmet Tas - 21/11/2010 20:48:16 (462 okunma)


iktidara Gelmeden Önce 

Bugün Avrupanın bir çok partisinde her dört yılda bir yapılan seçimlerle seçmene gitme politikaları terk edidildi ya da terk ediliyor. Partiler uzun vadeli projelerle seçim kampanyalarına başlıyor ve iktidara geldiklerinde toplumu nasıl yeniden şekillendirecekleri veya öngördükleri değişimin detaylarını, her konuda hazırladıkları ayrıntılı paketlerle kamuoyuna duyuruyorlar. Araştırmalara göre, maddi temelleri ancak on yılda bir oluşan bu tür projeler, toplumun hemen hemen tüm damarlarına girerek sondajlar yapılarak çerçevesi belirleniyor. 

İngiliz İşçi Partisi 1997 seçimini kazanmadan bir kaç yıl önce yeni yönetimini seçti ve parti tüzüğünün 4. Maddesini değiştirerek kendini yeniledi. Seçim stratejisini yapabileceği ve halkın ihtiyacı olan 5 maddelik bir taleple başlattı. Tarihindeki en büyük seçim zaferini kazandı. İktidardayken merkez sağ çizgisini muhalefete geçince sola kaydırdı.

Hemen hemen benzer süreci Muhafakar Parti geçirdi. Aynı biçimde önce yönetimini gençleştirdi sonra tüzüğünü değiştirdi. Daha sonra “Büyük Toplum” projesiyle yüzbinleri kazanmaya başladı. Büyük bir avatajla girdiği seçimlerde üstünlük sağladı, yıllar sonra yeniden iktidar oldu. 

Tam da şimdi, ekonomik krizin de etkisiyle, bir değişim ihtiyacı dünyanın her yerinde giderek artan bir sesle dile getiriliyor. Bu temelde,CHP’de gündeme gelen değişim, dünyadaki bu arayışa yankı veriyor. CHP’nin Türkiye’deki özgün koşullarından yola çıkarak vereceği yanıt ve bu temelde üreteceği teorik ve pratik çözüm önerileri, partinin içindeki gerçek potansiyeli ortaya çıkarmakla kalmayabilir, ortaya çıkacak deneyim, dünyadaki arayışlara da bir katkı yapabilir. Bu nedenle, ortaya atılacak yeni projelerin başarısı, Türkiye’de halkların geleceği ve dünyada ilerici güçler için de son derece önemlidir. 

Değişim arayışları, toplumsal yaşamın her alanında çıkan olumsuz deneyimlerin ortaya çıkardığı sonuçlarla, politikanın etnik -kültürel bir eksenden uzaklaşıp, sosyo-ekonomik bir eksen üzerinde yoğunlaşıyor. Sosyal gurup ve sınıflar politikanın merkezine alınıyor, etnik ve kültürel guruplar ise ikinci plana itiliyor. Birey-toplum, birey-devlet ilişkileri, farklı perspektiflerden yeniden biçimlendiriliyor. Şöyle ki; “Gerçek demokrasi”, “halkçı demokrasi” veya “ileri demokrasi” kavramları, birey- iktidar ilişkisinin siyasal değişim söylemi oluyor. Bireyler kurumlar aracılığıyla toplum ise devlet aracılığıyla hukuk devletlerinin anayasalarında yeni sorumluluk ve haklar elde ediyorlar. 

“Büyük toplum”, “karşılıklı toplum”,” “iki taraflı toplum” “halkçı toplum” gibi kavramlar da, bireyle toplumun karşılıklı etkileşimini tanımlıyor, sosyo-ekonomik perspektiflerini çiziyor. Bireyler kurumları aracılığıyla sosyal- ekonomik yaşamı yönetmeye teşvik ediliyor. Eğitimin, sağlığın, kooperatiflerin ve kimi bankaların gönüllü guruplar veya kar gütmeyen vakıflar aracılığıyla yönetimi özendiriliyor. Devlet maddi imkanlar yaratarak bu yeni toplumsal dokuların başarısına önayak oluyor. 

“Gerçek demokrasi” anayasayı oluşturan ve uygulayan halk yığınlarının yönetim modelidir. Türkiye’de toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan orta burjuvazi ile, çalışan halkın, toplumu ve devleti nasıl yöneteceklerinin hukuksal temellerini, halkçı demokrasi içinde çerçevesi çiziliyor. Başka bir deyişle, kendi kendilerini nasıl yöneteceklerini, politik yaşama müdahele ederek kendileri belirliyor. Daha çok sivil toplum örgütü oluşturuluyor, etki alanları genişletiliyor ve parti içi temsil hakları arttırılıyor. Okul ve hashanelerin yönetimleri özerkleştirilerek bunlara devrediyor.

“İki taraflı toplum” modelinde bireyle devlet arasında hizmet sektöründe daha hızlı ve kaliteli hizmetlerin geniş halk kesimlerine ulaştırılması amaçlanıyor. Birey hizmetlerden yararlandığı gibi aynı zamanda hizmet veriyor. Devlet tüm maddi kaynakları kullanarak bireyle toplum arasında sosyo ekonomik bir mutabakat gerçekleştiriyor. ‘Karşılıklı toplum’ birey topluma verdiği kadar toplumdan alması demektir. Buna ‘Halkçı toplum’ da diyebiliriz, AKP’nin devlet hizmetlerini coğrafik bölgelere ayırması birey ve topluma ilişkilerine bir katkı sağlamaz. Üç farklı kavramla ifade edilen yeni toplum modelinde devlet yönetimi genişletiliyor. Devletle birey arasında işlev gören sivil toplum kuruluşlarını koordine ediliyor, kaynaştırılıyor ve daha fazla inisiyatif veriliyor. “İki taraflı toplum” çok büyük ve hantal devletin, ona ihtiyacı olanlara yeterince kaliteli hizmet veremediği gerçeğinden haraketle projelendiriliyor. Mahallelerde, okullarda, hastahanelerde, hapishanelerde, camilerde, cemevlerinde, ulaşımda yardıma ihtiyacı olanlara kaliteli hizmet verme bu yeni toplum modelinin ana hedefi oluyor. 

Buradan görülüyor ki, toplumların sorunlarını çözmede ne devlet, ne de pazar, belirleyici, yönlendirici bir rol üstlenmiyor. 21. yüzyıl toplumlarında, Neo-liberalizimin ve sosyal liberalizmin parametrelerinin, sosyal ve toplumsal ilerlemelerde mutlak söz sahibi olmaları öngörülmüyor. Büyük ve herşeye kadir bir devlet de tercih edilmemekte. Devlet ve pazar, artık bir efendi değil, insana hizmet eden bir hizmetkar olmalıdır görüşü yaygınlık kazanıyor. Sivil toplum örgütlerinde aktif çalışan milyonların, devletin ve pazarın rotası, pusulası olması ancak insanın tekrar toplumun öznesi konumuna gelmesiyle mümkün olacağı giderek kabul görüyor. Devlet hizmetlerini halkın ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmak, okullarda, hastahanelerde ve mahallelerde sosyal hizmetlere ihtiyacı olanlara kaliteli ve hızlı hizmet vermenin, bu alanlarda bireyi, daha fazla toplum yönetimine katarak mümkün olabileceği gerçeği, pratik örnekleriyle kanıtlanıyor.

Doğu Avrupa'nın yıkıldığı, ulus devletlerin tarihsel misyonlarını doldurduğu sanıldığı, global pazarın ikiyüz yıllık serbest pazar ekonomisinin dogmalarıyla yönetildiği son otuz yılı geride bıraktık. Pazarın veya devletçiliği kendilerine tek belirleyici pusula olarak kullanan toplumların zengin olmadığı görüldü. Tek tek kişilerin bireysel zenginliklerinin, toplumların zenginliğine eşit olmadığı anlaşıldı. Şirketlerin ve Bankaların iyi çalışması toplumsal refahı ateşlemediği deneyimlerle görüldü. İnsanlık tarihinin ikinci büyük krizi olarak bilinen 2008 finans krizi bankaların çok efektif, ekonominin ana motoru olmasınnı bir sonucudur. 


Yönetime daha çok insanın katılımını gerçekleştirmek devlet yönetiminde sözde değil, pratikte, gerçek bir yapısal şeffaflığı gerektiriyor. Bu da ancak, devlet arşivlerini ve en iyi sosyal- kültürel hizmetleri halkın en geniş kesimlerinin kullanımına açmak, hastahanelerde uzun kuyrukları azaltmak, okullarda yönetime yardımcı olmak, ulaşım sorunlarının ve sokakların düzenlenmesine katkıda bulunmak, hayvanları korumak, sokaklarda, okullarda ve aile içi şiddetin her türüne karşı mahalleliyi örgütlemek; bu işlere yardımcı olacak gönüllüler ordusu hazırlamak; kısaca toplumsal yaşamın her alanında, kooperatiflerde, derneklerde, sendikalarda, mahalle komitelerinde, vakıflarda ve odalarda çalışanların, onları kullananların yönetimine sunmakla başarılabilir. Bireyin, sorumluluk verildiği oranda sahiplenme duygusu ürettiği gerçeğinden yola çıkarak, her vatandaşın bir yandan yardım ederken, diğer yandan da yardım alması ve bunun sonunda da, takdir görmesinin maddi koşulları hazırlanıyor. 

Türkiye vatandaşları bir kooperatifin üyeleri gibi olacak; katkı sunarken, sonuçtan da pay alacak. Wikipedia bu çalışmanın en güzel örneğidir. Dünyanın her yerinden, her dilden bu elektronik ansiklopediye katkı yapılıyor ve dünyada herkes bu hizmetten hiç para ödemeden yararlanıyor. Bu mantık ve yöntemle örgütlenecek kamu hizmetlerinin ve devletin, onu kullananlar tarafından sahip çıkılması doğal bir sonuçtur.

CHP muhalafetteyken bile toplumu bu yönde değiştirebilecek çok önemli görevleri üstlenebilir. Önce kendinden başlatacağı değişimlerle güven verici sinyaller vererek işe başlayabilir. Daha sonra, halkın yönetiminin nasıl olacağının somut örneklerini toplum içinde, yukarıda sözü edilen günlük küçük sorunları çözerek, çalışan halk yığınlarının yaşamını kolaylaştırarak değişimin küçük küçük dalgalar halinde başladığını gösterebilir. Ancak planlanan her somut adımda mutlaka CHP tabanının aktif katılımının sağlanması ve bu kolektif eylemin giderek partiye oy verenleri kapsaması önemlidir. Halkla beraber ve halk için yapılacak günlük faaliyetlerde bile somut politikalar ve bunları gerçekleştirecek kaynaklar ve katılımcılar büyük bir titizlikle analiz edilmeli ve belirlenmelidir. Şeffaflık, koordinasyon ve halka güven her aşamada büyük bir dikkatle inşa edilmeli. Yapılacak işler bütün somutluğuyla ortaya konulmalı. Seçim kazanmadan, iktidara gelmeden halka toplumu değiştirebilme gücü olduğunu göstererek iktidara yürünmeli. 

CHP nin yeni bir kimlik belirlemesi gerekiyor. Bu göründüğü gibi kolay çözülecek bir sorun değil. ‘Eski’den kopmanın, yanlış, tutucu ve dogmatik yapılanmalardan uzaklaşmanın psikolojik temelini hazırlaması açısından, sadece geniş halk yığınlarının güvenini kazanmak açısından değil, parti üye ve çalışanlarının yeni bir başlangıç yapması için gerekli olan ruh halini yaratmasının da ön koşuludur. 

CHP bireylerin psikolojik olarak içinde yaşadığı toplumu hissetmesi, onu sahiplenme sezgileri geliştirmesi gerekiyor. Kolektif hareket, ortak eylem, buna uygun bir ruh hali olmadan mümkün değildir ya da uzun soluklu olamaz. Otuz yıldır neoliberal toplum modelinde empoze edilen bireyciliğin yok ettiği tam da budur; bireylerin içinde yaşadıkları toplumla ilgili düşleri azaltıldı. Yeniden güçlendirmek mümkün. AKP bunu tarikatlar aracılığıyla dinle yarattı, bu bir başarıdır. Peki CHP’nin ki, ne olacaktır? Türkiye’de bireyleri birbirine kenetleyecek birleştirecek hedef ‘İleri demokrasi’ve ‘karşılıklı Toplum’ olmalıdır. CHP bu hedefi gerçekleştirmesi için öncelikle tüm ilericilerin evi olabilmelidir. Sosyal Demokratları kucakladığı zaman yüzbinlere varan gönüllüler ordusuna sahip olabilir. Avrupa’daki aydınlar bu oluşumun önemli ayağı ve düşünce merkezi olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.