MARKS’ı anlayarak aşmak


Tahrir’den Taksim’e, Rio’dan Atina’ya, oradan Şili’ye kadar dünyanın bir çok köşesinde ortaya çıkan dev ayaklanmalar, demokratik toplumun ancak kitlelerin aktif kollektif mücadelesiyle mümkün olabileceği inancı daha da güç kazandı. Marks’ın düşüncelerine ilgi bu yüzden yeniden arttı.  Ancak kitle mücadelelerinin tarihin akışını değiştirebileceği düşünceleri hala güncelliğini koruyor ve ilgi odağı olmaya devam ediyor. Bugün gençler, işçiler ve aydınlar dünyada kapitalizminin kötü gidişini anlamak için Marks’ın görüşlerine bakma gereğini duyuyor.

Marks’ın hayatı ve düşünceleri dünyanın pek çok ülkesinde okunuyor ve araştırılıyor. Bunların son örneklerinden biri, ABD’li 19 yüzyıl Avrupa tarihi profesörü Jonathan Sperber’in, “Karl Marks: 19. Yüzyılda Yaşanmış Bir Hayat” başlıklı kitabı. Sperber, romantik, duygusal ve hastalıklarla boğuşan Marx’ın hayatını ve düşüncelerini 600 sayfa da topluyor.  

Kitabın 2013’te çıkan İngilizce baskısına bakmıştım, çok fazla ilgimi çekmemişti. Fakat nedense kimilerinin ilgisini çekmiş olacak ki Türkçe baskısı hemen yapıldı. Marks’la ilgili çıkan kitapların arasından özellikle bunun reklamı yapılmasının ve hemen Türkçe’ye çevrilmesinin amacı neydi acaba? Bu hacimdeki bir kitabın Türkçe baskısı tercüme masraflarını bile kaldıramaz.  Ulusarasında kitap için yapılan onca propagandanın ne amaç taşıdığı bir yana kitap, okuyucuya Marks’ın bilinmeyen yönlerini anlatması bakımdan bazı yorumcular tarafından olumlu karşılandı. (Karen Shook April 2013) Fakat diğer yandan, yazarın Marks’ın düşüncelerine yönelik çelişkilerle dolu ağır saldırılarda bulunması kitabın gerçek yazılma amacı konusunda farklı bir fikir verdi. 

Üç bölümden oluşan kitabın her bölümü yaklaşık 200 sayfadan oluşuyor. İlk bölümde, Marx’ın doğduğu koşullar, ailesi ve 1846 yılına kadar geliştirdiği fikirler anlatılıyor. İkinci bölüm Marx’ın 1848 devrimine katılımı, Londra’ya sürgüne gitmesi ve onu bir dünya düşünürü yapan 1871-Paris Komünü deneyimi  analiz ediliyor. Son bölüm ise, Marx’ın yaşamının son 12 yılına ve düşüncelerine ayrılıyor.

Marx’ın Stalin gibi bir terörist olmadığını, daha çok Robespierre’ye benzediğini (giriş xv), bazı kaynakları kendince aslından kopararak yorumladığını, kişisel karakterini ve ilişkilerini kısaca yazan Sperber, düşünürün politik mücadelesi ve gazeteciliğini yeni belgelere dayanarak anlatıyor. Fakat ekonomi politik ve sosyolojik düşünceleri hakkında yazılan yorumların çok subjektif, çelişkili ve çoğu kez Marks’ın karşıtları tarafından yazılan kaynaklar kullanılarak yeniden yorumlandığı görülüyor. Teorik araştırmaların kaynağı olan orijinal materyaller kullanılmadığından Sperber’in kitabı  bilimsel standarlardan çok uzakta bir yerde konumlanıyor.

Sovyetler’in yıkılmasından, Çin’in global sisteme entegre olmasından, sosyalist partilerin pragmatizm bataklığına düşmesinden ve komünist partilerin ölümünden sonra  Sperber Marx’ı, “19 yüzyıl’ın gerici filozofu” ilan edebileceğini sanıyor, Halil Berktay’ın yaptığı gibi. Türkiye’de Marks’ı okumadan anlamadan ahkam kesmek anlaşılabilir belki. Ancak, ABD gibi bilim merkezi olan bir ülkede bir tarihçinin Marx’ın düşüncelerini eleştirme adına bir çelişkiden ötekine düşmesini anlamak mümkün değil.

Bazı Marksistler arasında kitap hakkında övücü yorumları okuduktan sonra,  bilimsel kriterlere sıkıca bağlı kaldığına inandığım bilim adamlarının kitap hakkında yazdıklarından aşağıdaki kısa notları yazmayı uygun gördüm.

Sperber kitabının girişinde Marksist teorinin psikoanaliz, varoluşçuluk veya  yapısalcılık açılımının gereksizliğini,Marks’ın ve Marksist sosyal araştırmaların bilimsel bir değer taşımadıkları sonucuna varıyor. Aynı girişte Marks’ın 19 yüzyıl olgularını kullanarak geleceği okuyan gerici bir düşünür olduğunu Hegel’in ve Fransız devriminin geride kaldığını dolasıyla, sosyal bilimlerin geliştirilmesinin gereksizliğine vurgu yapıyor. (Niall Mulholland 28/12/2013)

  “Devamla Sperber, Komünist manifesto’da yazılanlar özünde Marks’ın düşünsel planda Hegelizm’den pozitivizme doğru yol almasının ilk adımıdır diyor” (Tristram Hunt,  2013). “Burada Sperber pozitivizmden ne anladığını tarif etmeden Marks’ın 1848’den sonraki düşünsel değişimini eleştiriyor.” (Hans G Despain - Marx and philosophy, 2013) Tarih alanından çıkan Sperber felsefi alandaki teorik formasyonun zayıflığı her cümlesinde göze çarpıyor. Laf ebeliği arasında Marks’ın, Hegel ve positivizm arasında gidip geldiğini iddia ediyor ve Hegel felsefesinin bilimsel olmadığını yazıyor.

 Kitapta Marks’ın felsefi düşüncelerine yöneltilen eleştirilerdeki hataların çok daha fazlası, ekonomi politikalarına ilişkin değerlendirmelerde görülüyor. Yazarın ekonomi teorilerdeki bilgisizliğini anlamak mümkün, ancak kapitalist sistemin tüm elementlerini ve çalışma mekanizmalarını ele alan Marks’ın düşüncelerini eleştirmeye kalkışması en azından etik bir davranış değildir. Marks’ın düşüncelerini anlamadan yorumlayan ve onları 19. yüzyılın sınırları içinde tutmaya çalışmasıyla kanımca kendisi 21. yüzyılın bilimsel objektifliğinden uzaklaşıyor.

Marks’ın ekonomi politik düşüncelerine yöneltilen eleştiriler, kitabın en zayıf bölümleri olarak göze çarpıyor. Sperber’e göre Marks, 19 yüzyıl kapitalizminin özelliklerini iyi anladığını kabul ediyor (s. xix) ancak ekonomi politiğin iki büyük ismini, A. Smith ve D Ricardo’yu yanlış yorumladığını yazıyor. Oysa durum bunun tam tersi Marks onların ekonomik analizlerine ve teorik saptamalarına titizlikle yaklaşır ve onlara ayrı bir değer verir.      

Sperbe,r Marks’ın, klasik ekonomi politiği tahrif ettiğini ileri sürmekle kalmıyor, ona göre, “kapitalizmde işçi sınıfı kavramının Marks tarafından icat edildiğini ve aslında tarihsel bir kavram olmadığını ileri sürüyor” (Hans G Despain). Marks ekonomik bir kategori uydurmuş oluyor ona göre. Yazar, ya Kapital’in birinci cildini okumamış ya da okuduğunu anlamamış.

 

“Kitapta Marx’ın ekonomi politik düşünce sistematiğini sadece on sayfada özetliyor. (427-37 ingilizce, Hans G Despain). Dinamik olmadığını statik bir fotoğraftan ibaret olduğunu yazıyor. Soyut emeğin, paranın, kredinin, üretkenliğin, teknolojinin, sermayenin  yoğunlaşma ve merkezileşmesinin, işsizliğin, dengesiz kalkınmanın, ekonomik krizin diyalektik ilişkilerini görmeden, anlamadan sözde Marks’ın eleştirisini yapıyor. Körlüğün bu kadarına pes doğrusu” (Hans G Despain).

 Tarihçinin el yordamıyla gider ayak yaptığı eleştirilerden biri ise, işsizlik ve ekonomik döngü arasındaki ilişkidir . Marks hiç bir zaman işsizliğin ekonomik döngüye neden olduğunu söylemedi.Fakat alanı ekonomi olmayan Sperber ısrarla bunu tekrar ediyor. 

 Sperber kitabının 18 sayfasında, Kapital’in üçüncü cildinde araştırılan kapitalizmin  ana damarları olan; “kar oranının düşme eğilimine”, transformasyon problemine ve toprak rantına ayırıyor. Marks, Kapital’in birinci cildinde tarihsel verilerle eşitsizliğin, krizin, sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesini ve teknolojik değişimi tek tek bilimsel analizlerini yaptıktan sonra bu üç kavramı mercek altına alıyor. O zamanın tarihsel verilerine dayanarak tabii. Verilerin 19 yüzyıla ait olması kapitalizmin o yüzyılda bittiği anlamı çıkmaz. Sistemin özü, kimyası, DNA’sı aynı, değişmedi.

Sperber, “kar oranının düşme eğilimi” yasasının yanlış olduğunu söylüyor (s.443 ingilizce, Hans G Despain). Oysa, sayısız ampirik araştırmalarla doğruluğu kanıtlanmış bu yasayı farklı ekonomi politik akımlardan gelen çok sayıda ekonomist kabul ediyor (Hans G Despain). Fakat önyargılı Sperber doğruluğuna inanmamakta ısrar ediyor.

 

Sperber, ısrarla Marks’ın kriz teorisini kar oranının düşme eğilimine bağladığını  kanıtlamaya çalışıyor. Bu da yanlış. Marks ekonomik krizin sistemin tüm dinamiklerinin bir sonucu olduğunu yazar. Marks’ın ekonomik kriz teorisi ağırlıklı olarak kar oranının düşmesi yasasına dayanmaz.  

 

Marks’ı eleştirmede sınır tanımayan Sperber toprak rantını analiz ederken Marks’ın Maltus’un etkisinde kaldığını yazıyor. (s. 454, Hans G Despain). Bu inanılmaz bir saçmalık. Bir diğer saçmalık Marks’ın sosyolojik araştırmalarına yöneltilen eleştiriler. 

“Büyük düşünürleri birer tarihsel figur olarak kendi yaşadıkları zaman dilimi içinde görmek gerçekten mümkün ve onların fikirlerini günümüzle ilişkilendirmek doğrudur.  Plato, Aristo, Hobbes, Rousseau ve Mill için böyle yapıyoruzda neden Marks için bu kural geçerli olmuyor ?”. Karen Shook’un bu sorusunu Sperber canlı Jaz müziği dinlerken, her gün koşarken düşünebilir mi? Bilmiyoruz.   

Daha humanist daha özgür toplum mücadelesinde Marksizm bir dogma değil bir rehber olarak alınabilir. Sperber’in yaptığı gibi kabaca eleştirmek, görmemezlikten gelmek, solun ve ilerici insanlığın mücadelesine zarar veriyor. Maksizm’i sahiplenmek, derinlemesine anlamak ve onu akıllıca aşmanın tam zamanı, çünkü  insanlığın global değişime ihtiyacı giderek arttıyor.

 

“Filozoflar dünyayı yorumladı önemli olan onu değiştirmektir” K .Marks 

Kitabı eleştiren İngilizce makalelerden bazıları: 

Hans G Despain - Marx and philosophy, Book review,2013 

-Tristram HuntThe Guardian, Wednesday 26 June 2013 

-Geoff Eley, Los angeles review of books, 03.11.2013 

-Brooke Horvath,The backward-looking prophet?, 2013

 

-Ms Diana Siclovan, University of Cambridge, 2013

-Niall Mulholland,  How to change the world,  The Socialist newspaper,   28/12/2013

-Karen Shook,  Marx: a 19 century life, Times Higher Education, 25 April 2013