Parlamento mu başkanlık mı daha demokratik?


                            

Trump seçilinceye kadar ABD’nin başkanlık rejimi başarılı bir sistem olarak örnek gösteriliyordu. Fakat yeni seçilen başkanın politik faaliyetleri görüldükçe rejim sınavdan geçecek, taşıdığı riskler daha net görülebilecek.

ABD’nin politik geleceğine ilişkin tahminler bir yana, başkanlık rejimi demokrasiyi budayarak egemen finans Oligarşik elitin ihtiyaçlarını karşılar. İki temel fonksiyonla bu işlevini yerine getirir; birincisi, meşruiyeti kazanmanın seçimler yoluyla olması; ikincisi ise yürütmenin başındaki aşırı güçle donatılan başkanın meşruiyeti yukarıdan aşağıya devlet gücüyle uygulamaya sokmasıdır. Seçimlerle halkın iradesi ikiye bölünür, egemenlik zayıflatılır, kuvvetler ayırımı devletin karmaşık örgütlenmesi içinde kaybolur. ABD’deki yoksulların sağlık sorunlarına çözüm getiren “ObamaCare” projesinin başına gelenler, devletin toplumdan ne kadar uzak durduğunun tipik örneğidir.

Parlamenter rejimlerde ise, başta İngiltere olmak üzere, birçok Avrupa ülkesinde meşruiyet ve yürütme demokratik kurallara bağlı, aşağıdan yukarı doğru işler. Halkın egemenliği ve iradesi sivil toplum örgütlerinde; partiler, sendikalar ve diğer kurumlar aracılığıyla yürürlüğe girer.  Esnek yapısı ve toplumsal sorunları algılama refleksi bu sistemi daha avantajlı konuma getirir.  

Parlamenter modelin demokrasinin gelişimine pozitif atmosfer yaratması, başkanlığın anti demokratik olduğunu göstermez. ABD ve Avrupa’da (İngiltere) orijinal kabul edilen geleneksel başkanlık ve parlamenter rejimler demokratik elementleri taşıdıkları için bu kadar uzun yaşayabildiler. Fakat demokratik yoğunluk dikkate alınırsa, parlamentarizmin daha demokratik olduğu söylenebilir. İkisinin benzer ve farklı yönleri bir araya getirerek karşılaştırıldığında parlamenter sistemin demokratik üstünlüğü daha net görülebilir.

 

 

PARLAMENTO (Avrupa)

1       hükümeti oluşturan bakanlar aynı zamanda parlamento üyeleridir.

2       çoğunluğu sağlayan parti veya koalisyonlar hükümeti kurma yetkisine sahiptir

3       başbakan hükümeti kurar ve parlamentodan güven oyu almak zorunda.

4       Parlamentodan güven oyu alan hükümet iktidar gücünü elinde tutar ve meclise karşı sorumludur meşruiyetini oradan alır.

5       Politik kararlar parlamento ve hükümet arasındaki görev bölüşümüne bağlı olarak alınır. Devletin başı olarak Cumhurbaşkanı sınırlı hareket alanı vardır. Aşırı kriz dönemlerinde parlamentoyu feshetme yetkisini taşır.

6       parlamenter sistem politik liderleri barındırır ancak onları kurumlar arası politik denetimle kontrol altına tutar

7       parlamenter sistemde halkın iradesi mecliste temsil edildiğinden aynı zamanda halk egemenlik odağıdır ve tektir.

8       Kuvvetler ayırımı ve birliği dengelenerek karşılıklı denetlenir. 

               BAŞKANLIK (ABD)

1                   Bakanlar cumhurbaşkanın iradesine bağlı olarak parlamentonun içinden ve dışından belirlenebilir

2                   Hükümeti oluşturan bakanları başkan belirler.

3                   Başkan tarafından kurulan hükümetin güven oyu sorunu olmaz, başkanın kararı yeterli.

4                   Başkan parlamentonun en önemli fonksiyonlarını üstlenir.

5                   Denetleme ve hesap sorma yetkisi başkana aittir. Kurumsal denetimin yerini keyfi kararlar alır.

6                   Başkanın ailesi ve çevresi bir zümre oluşturur başkanlık dahil ülke yönetimi kurumların değil bir grubun elinde kalır.

7                   İktidar gücü tek elde merkezileşir, inanç ve gerçek dünya hakkında karar verebilen kuvvetler ayırımını hiçe sayan despotik başkanlığın yolu açılır.

8                   Meşruiyet ve halkın özgür iradesi ikiye ayrıldığından kuvvetlerin birliği yürütme aracılığıyla gerçekleşir.

 

Avrupa ve ABD’deki iki hükümet modelinde partiler, sivil toplum, parlamento ve kuvvetler ayırımı problemlerle karşılaşmasına rağmen kesintiye uğramadan çalışır. Fakat Avrupa’daki parlamenter sistemin başkanlığa kıyasla demokratikleşmenin önünü açması, demokratik kurumları arttırıp verimli çalıştırması, kültürel ve sosyal sınıf ve katmanları kapsayarak, demokrasiyi pekiştirerek toplumsal dönüşüme yavaşta olsa öncülük eder. Özellikle kriz dönemlerinde, demokratikleşmenin kaçınılmaz hale geldiğinde parlamenter modelin pozitif yönleri daha kaydedici olur.

İki modelin kısa karşılaştırmasının gösterdiği gibi başkanlık modeli demokrasinin temel elementlerini anti-demokratik yollarla ortadan kaldırmaz. Devleti merkezileştirerek demokratik kurumları parlamentoyu, seçimleri, partileri ve yargıyı yukarıdan yönlendirmesiyle toplumla devlet arasında duvar örer. Uzlaşma sağlanmadan güçlü liderin dayatmalarıyla kararlar alınır, çatışmacı bir zihniyetle azınlıktaki egemen elitin çıkarları toplumun %99’un üstünde tutulur.  Başkanlık demokrasiyi devletin denetimi altına almayı amaçlar, statükocudur, kurumları kaldırmaz ama onları yönlendirerek demokratikleşmenin önünü keser. 

Parlamentolara bağımlı hükümetler toplumsal meşruiyet için koalisyonların, uzlaşarak karar almanın ve çeşitliliği barındırmanın kaçınılmaz sıkıntılarını taşır ve yavaş işler. Kimi durumlarda politik krizlere neden olabilir ancak krizlerden çıkışın da yolları demokratik olur, sivil toplum kurumları harekete geçirerek, uzlaşmanın politik zenginliğini sonuna kadar kullanarak toplumsal krizlerin açıklık ve şeffaflıkla aşılmasının yollarını açar.

Parlamenter sistemde demokratik meşruiyeti olan hükümet ve parlamentodur. Hükümet parlamentodaki çoğunlukla veya koalisyonla kurulur. Hükümeti kuran başbakanla sınırlandırılmış hakları olan cumhurbaşkanı arasında kimi durumlarda zıtlıklar çıkabilir.

Başkanlık sistemi, parlamenter sisteminin prensipleriyle tamamen zıt işleyen bir mantığı vardır. Anayasal haklarla donatılmış başkan kendisinin belirlediği ve kontrol ettiği kabineyle çalışır. Yani kendisi hem başkan hem de başbakandır. Halkın oylarıyla seçilen başkan parlamentonun güven oyuna ihtiyacı yoktur.  Aynı zamanda devletin başıdır ve meşrutiyette olduğu belirli bir süre içinde görevden alınamaz.

Halkın egemenliği ikiye ayrıldığından meşruiyette ikiye ayrılır. Halkın egemenliğinin ikiye ayrılmasının ana nedeni yürütmenin dinamik ve sürekli olmasını talep eden egemen elitin kapitalizmi daha rasyonel çalıştırması içindir.

Fakat başkanlık rejimlerinde kimi dönemlerde politik krizlere demokratik çözümler bulunamıyor. Özellikle başkanın partisi parlamentoda çoğunluğu kaybettiğinde çıkan sorunların çözümü anti-demokratik olabiliyor. Halkın oylarıyla meşruiyet kazanan parlamentonun, başkanın politikalarına karşı tutum aldığında, sorunlar teknik ve yasal normlarla hazırlanmış anayasayla çözülemediğinden halk ağır bedeller ödeyebilir veya askeri güç devreye girebilir. 

Özetlemek gerekirse parlamenter sistemle, başkanlık arasındaki fark başkanlığın katı, yukarıdan aşağı ve liderin kişiliğine bağlı olmasıdır. Parlamentarizm tersine esnek aşağıdan yukarı, kişiye değil sayısız kurumun; partilerin, yargının ve politik liderlerin kolektif çalışmalarıyla demokrasiyi geliştirerek meşruiyetini tamamlar.

Sonuç olarak, parlamenter rejimde toplumsal taleplerinin saptanması ve uygulamaları devletin ve toplumun kurumlarıyla politik dinamikler hesaplanarak uygulama alanları bulur. Başkanlıkta ise iki aşamalı seçimle kazanılan meşruiyet demokratik bir uygulamayken yukarıdan aşağı demokratik olmayan metotlarla meşruiyeti pratiğe dönüştürmesi demokrasi ile çelişir. Dolayısıyla başkanlık rejimleri seçimlerle meşruiyetini kazandığından demokratiktir ancak meşruiyetini başkan aracılığıyla yukarıdan aşağı uyguladığından otoriterdir. Başkanlık rejimleri kısaca “demokratik otoriter” rejimler olarak tanımlanır.

Gelecek yazıda Türkiye ve Latin Amerika ülkelerinde iki modelin nasıl çalıştığını ele alacağız.

“TÜRKİYE VE LATİN AMERİKA’DAKİ REJİMLER NE KADAR DEMOKRATİK?”