Podemos neden İspanya’nın politik yapısına karşı ciddi bir tehlike oluşturuyor?


Po

        

Vicente Naverro 

27 Şubat 2015

İspanya’da bir şeyler oluyor. Daha bir yıl önce açık sol bir programla kurulan Podemos, İspanya’da bugün seçim olsa parlamentoda çoğunluğu sağlayabilir. Yunanistan’da Syriza’nın 25 Ocak’taki büyük başarısından sonra Podemos’un benzer bir başarıyı tekrar edip edemeyeceği konusunda spekülasyonlar yapılıyor. Ancak, partinin bu büyük başarısı nereden geliyor, sorusu merak konusu olmaya devam ediyor.

Podemos’a desteğin bu kadar artmasında Mariano Rajoy’un liderliğinde iktidardaki muhafazakâr Halk Partisi’nin izlediği politikaların etkisi büyük. Bu politikalar, 1978’de İspanya’da demokrasinin inşasından beri kamu harcamalarında büyük kesintileri içeren ve çalışma koşullarını çürüten, emekçilerle ilgili en ağır reformların izlendiği dönemdi.  Ücretler, 2007’de başlayan büyük resesyondan bu yana yüzde 10 düştü, yüzde 26’ya ulaşan işsizlik rekor kırdı. (Gençler arası işsizlik yüzde 52). Geçici ve güvencesiz işlerin oranı arttı ve bu durum çalışma alanındaki yeni sözleşmelerin büyük kısmını kapsamaya başladı. (Sözleşmelerin yüzde 52’den fazlası bu şekilde). İşsizlerin yüzde 6’sı hiçbir şekilde işsizlik sigortası ve sosyal yardıma sahip değil.

Bu önlemler uzun süreli resesyonun ana nedenlerinden biri olan, iç talepteki hızlı düşüşe neden oldu. Sadece son zamanlarda küçük bir büyüme görüldü, ki bu da büyük oranda petrol fiyatlarının düşmesi, avronun devalüasyona uğraması ve Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) girişimleri nedeniyle gerçekleşti. Şimdi, bunların kendi politikalarının bir sonucu olduğunu iddia etmesine rağmen, İspanyol hükümetinin gerçekte bu gelişmelere hiçbir etkisi olmadı.

Bu politikalar, AMB ve Avrupa Komisyonu aracılığıyla Avrupa Birliği ve IMF tarafından ortaya atıldı. Ve İspanya’da finans kapital, büyük şirketler ve onların politik aparatı Halk Partisi’nin destek ve teşviki ile hayata geçirildi. İspanya’da sağ geçmişten beri istediklerine kavuşmuştu; ücretlerin düşürülmesi ve sosyal devletin parçalanmasıyla birlikte sosyal güvenliğin zayıflaması. Avustralya’da yapılan G20 toplantısına katılanlar, İspanya’yı model ülke olarak göstererek bu politikaları, her ülkenin izlemesi gereken bir strateji olarak sundu.

Neden kesinti önlemleri alındı?

Ücretlerin düşürülmesi, ücretlilerin sayısının azalması ve kamu harcamalarında yapılan kesintiler iç talebin büyük oranda azalmasına neden oldu ve buna bağlı olarak ekonomik büyüme düştü. Ücretlerin düşürülmesi, orta, küçük işletmelerin ve ailelerinin borçlarının artması anlamına geliyordu. Borçlar büyük boyutlara vardı. Buna karşılık bankacılık hızla büyüdü. Üretim ekonomisinde karların az olması spekülasyon bankacılığında yükselmelere neden oldu, ve bu da büyük bir balon yarattı, ki bunlardan en önemlisi konut sektöründeki şişmeydi.

Bu şişme sürerken politik kurumlar arasında bir rahatlık vardı. Sosyalist lider José Luis R. Zapatero bile, böylesine bir büyüme döneminde vergilerin azaltılması gerektiğini düşünüyordu; o zaman sloganı şöyleydi; “vergilerin azaltılması solun bir hedefi olmalı”. Ve, özellikle anamal ve  yüksek gelirlere olan vergileri büyük oranda azalttı. Sloganını 2005 yılında duyurdu ve vergi kesintilerini içeren Vergi Reform Yasası’nı 2006’da çıkardı. Ve 2007’de balon patladığı zaman devlet bütçesinde, 27 milyar evroluk büyük bir delik ortaya çıktı. Maliye Bakanlığı’nın istatistik bürosundaki ekonomistlere göre, ‘Büyük Resesyonun’ başlangıcında bu deliğin yüzde 70’i vergi kesintilerinden ve ancak yüzde 30’u ekonomideki durgunluktan kaynaklanıyordu.

Ülkede harcamaların çok fazla olduğu ve tasarruf uygulanması gerektiği  temelindeki yanlış argümanlarla birlikte kesintiler başladı. Gerçekte, ekonomik kriz başladığında İspanya artıdaydı. İspanya’nın kamu harcamaları gerçekte çok düşüktü; gelişme ekonomisinin gösterdiğinin çok daha altındaydı. Kesintiler bu müdahalelerin politik doğasını gösteriyordu.

Zapatero, 1.5 milyar evro tasarruf yapmak amacıyla emekli maaşlarını dondurdu. Oysa kaldırdığı gayrimenkul vergisini geri getirerek 2.5 milyar evro elde edebilirdi, ya da azalttığı veraset vergisini tersine döndürerek (2.3 milyar) ya da kaldırılan yılda 120 bin evrodan fazla kazananlardan alınan gelir vergisini geri alarak 2.2 milyar elde edebilirdi. Bu kesintiler daha sonra Rajoy tarafından daha da genişletildi; resmi olarak en sık kullanılan söylemi kullanarak, daha önce Zapatero’nun da dediği gibi, “alternatifi yoktu” diyerek ulusal sağlık sisteminden 6 milyar kesti.

Ancak, alternatifler vardı. Daha önce azalttığı servet vergisini büyük şirketlerden geri alarak 5.5 milyar elde edebilirdi. Juan Torrees ve Alberto Garzón ile birlikte bu konuda yazdığım kitabın adı “Alternatifler Var”dı. (Hay Alternativas: Propuestas para Crear Empleo y Bienestar Social en España). Bu kitap izlenen politikalara karşı başka seçeneklerin olduğunu açık ve kesin rakamlarla gösteriyor. Bu kitap İspanya’da en çok satılanlar arasına girdi ve Indignados Hareketi tarafından yaygın bir şekilde kullanıldı.

İndignados hareketi

Sosyal harcamalardaki kesintiler ve üç alanda yapılan iş piyasası reformları, önce sosyalist parti ve daha sonra muhafazakar Halkçı Parti tarafından halka danışmadan, ve seçim programlarında yer almamış olmasına rağmen hayata geçirilmesi kamuoyunun öfkesine neden oldu.

İndignados karşı bir tepkinin temsilciydi ve kısa zamanda ülkenin her bir köşesine yayıldı. “Onlar, bizi temsil etmiyorlar” sloganları çok tutuldu ve yaygınlaştı. Bunun sonucunda, hükümetin Indignados hareketini bastırmaya başlamasıyla birlikte devlet kurumları meşruiyetlerini yitirmeye başladı. Yine de bu baskılarIndignados hareketini durduramadı, ancak çok sayıda lider gençti ve bu kriz hareketi oldukça etkiledi.

İndignados ikinci bir geçiş dönemi istemini dile getirdi; 1978 de oluşturulan politik rejimin bitmesini ve yeni bir demokratik düzenin kurulmasını, (Bugünkü politik sistem 1978’de diktatörlük sona erdiği zaman kurulmuştu) var olan temsili kurumların yenilenmesini, referandum ve/ya da halk meclisleri gibi farklı demokratik katılım formatlarıyla tamamlanmasını istedi. Hedef, referandum gibi vatandaşın dolaysız katılımı suretiyle gerçek bir demokrasi kurmak, ayrıca dolaylı katılımla, siyasi partilerin bugünkünden çok daha fazla demokratik olmalarını sağlamaktı.

“Alternatif yok”  söylemine karşı protesto gösterileriyle başlayan Indignados  hareketinin etkisi çok büyük oldu. Gerçektende, Indignados hareketinin liderleri mitingi kontrol etmeye çalışan polislere “Alternatif Var” başlıklı bizim kitabımızı gösteriyordu. Kitabı gösteren binlerce insanın fotoğrafları Hareket içinde yaygın olarak dağıtıldı ve basında yer aldı. Onların ana hedefi, gerçekten başka alternatiflerin olduğunun altını çizmek ve bu politikaları uygulamak için halkın onayını almayan iktidarın meşruiyetini sorgulamaktı.

Yeni politik parti: Podemos

Indignados,  protesto gösterileri yanında siyasi arenaya da müdahale etmeleri gerektiğinin farkındaydı ve özünde Podemos böyle başladı. Podemos liderleri Hareket içinde öne çıkan liderler arasından çıkmıştı. Bazıları, İspanya’nın en büyük devlet üniversitesi olan Complutense’nin Siyasal Bilgiler üniversitesinin yeni öğretmenleriydi. İspanyol Komünist Partisi’nin gençlik hareketinde aktif olan çok sayıda genç vardı.

Hangi politik hareketden geldiklerini sorgulamadan PODEMOS’un lider kadrosunun tamamı, sorunların temel kaynağının, devleti işgal eden politik sınıfın, ağırlıklı olarak liberal muhafazakar parti (PP) ve sosyalist partiden (PSOE) oluştuğuna ilişkin ortak düşünceye sahip olmalarıydı. Devlet kurumlarını yozlaştıran banka ve finans kuruluşlarıyla yakın ilişki içinde olan bu politik elit ana hedef seçilmişti. Demokratik bir iktidar ve demokratik bir Avrupa’nın kurulması için “bankacılar için değil, halk için Avrupa” çağrısı yaptılar.

PODEMOS 2014 yılında katıldığı ilk Avrupa Parlamentosu seçimlerinde beklenenin çok üzerinde oy aldı. Daha da önemlisi, yapılan araştırmalar desteğin büyük oranda arttığını gösteriyordu. 2014 yılının sonunda İspanya’da iktidara bile gelebilecekleri açıkça ortaya çıkmıştı, ki bu kadar kısa bir zaman içinde böyle bir sonuca ulaşabileceklerini kendileri bile düşünmemişlerdi. “Elite karşı oy kullan, tamamını oradan uzaklaştır” çağrıları halkın içinde geniş yankı buldu. Halkın önemli bir kesimi politik elitten ve medyadan bıkmıştı ve alternatif olarak Podemos’a dönmüştü.

Buna rağmen parti bu aşamada hala, açıkça tanımlanmış bir yapıdan yoksun. Bu, bir meclis/konsey modeli temelinde ve liderlik tarafından geliştirilen bir çerçevede bir parti örgütü oluşturmak için acil bir ihtiyaç yarattı. Podemos, seçimleri kazanıp hükümet kurduğu takdirde uygulanmasını istedikleri ekonomik programın genel hatlarını yazmamızı ben ve Juan Torres’den istediler. Bu programın çerçevesi parti içindeki tüm parti kadrolarının tartışmasına açılacaktı. Başlığı şöyleydi; “Krize son vermek, adalet, sağlık ve yaşam koşullarını geliştirmek için ekonomiyi demokratikleştirmek: İspanya ekonomisinin sorunlarını çözmeyi amaçlayan öneriler”. Bu taslak Podemos tarafından, “Halk için bir ekonomik proje” başlığı altında yaygın bir şekilde dağıtıldı ve şimdiye kadar çok büyük bir etkisi oldu.

Podemos’un sözcüsü Pablo İglesias ve biz iki yazar İspanyanın en büyük kampanyalarından birini gerçekleştirerek taslağı tartışmalara açtık. Ana akıma mensup politik çevreler, medya, İktidar partilerinin (PP and PSOE) sözcüleri, Sosyalist parti ve bazı aydınlar bu taslak belge ve yazarlarına karşı sert eleştirilerin başını çektiler. Avrupa’da Bundesbank Bankası’nın başkanı bile karşı kampanyada yerini aldı ve taslakta önerilenlerin Avrupa ve İspanya ekonomisine çok zarar verebileceğini açıkladı.  Görülmemiş boyutlardaki olumsuz tepkilere karşı, İspanyol halkından eş zamanlı olumlu tepkiler de geldi.  Egemen ideolojiye karşı gelişen tartışmalar sonuçta taslağın önemli bölümlerine ciddi katkılar yaptı.

Taslağımız gelecekte oluşabilecek Podemos hükümetinin bir bütçe taslağı değil, izlenmesi gereken stratejik ilkeler içeriyordu. Krizin nedenleri araştırılırken politik, ekonomik, finans ve sosyal eşitsizlikler üzerinde yoğunlaştı. Analizin merkezi, finans kapitalin egemenlik kurduğu sermaye-emek çelişkisi üstüne kuruluydu. Ücretlerin düşürülmesi, işsizliğin artması ve kamu harcamalarında kesintiler yapılması iç pazarda talebin büyük oranda düşmesine neden oldu. Öneriler, ücretlerde ve emek istihdamında artışa gidilmesini, kamu harcamalarında ve yatırımlarda (özellikle alt yapıda) artış sağlanması ve böylece iç talebi arttırarak büyüyen eşitsizliğin önünü kesmeyi hedefliyordu.

Ailelere, küçük ve orta işletmelere kredi sağlayan kamu bankacılığına ihtiyacın altı çizilmişti. Halkçı Parti’yle Sosyalist Parti politikalarının tersine, haftalık çalışma saatini 35’e ve emeklilik yaşının 67’den 65’e indirilmesi teklif edilmişti.  Program sermaye karşısında emeğin konumunu güçlendirmeyi hedef seçmişti. İş istihdamını arttırarak erkek kadın arasındaki eşitsizliği giderme ihtiyacına işaret etti. Önerilerin nasıl finans edileceğini, mali politikalarda radikal değişimin zorunluluğunu ve vergi dolandırıcılığının azaltılmasının yöntemlerine de yer verilmişti.

PODEMOS’un başarılarını gösteren şey nedir?

Bu sorunun cevabı çok kolay. Podemos’ın tanımladığı “Elit”e (la Casta) karşı çok büyük bir öfke var. Bu, iktidardaki elitin, ülke politikasına ve medyaya hükmeden finans ve finans dışı korporasyonlarla suç ortaklığı kurmasını da kapsıyordu.  PODEMOS’un “hepsini dışarı atalım” sloganı bu yüzden İspanya halkının en geniş kesimlerinden destek buldu.

Buna ek olarak PODEMOS, halkın dilini kullanarak sınıf mücadelesini yeniden, üst politik elite karşı, tüm diğer halk gurupları olarak tanımlamıştı. Bu anlatımla farklı kesimlerden geniş taban bulabildi. Daha da önemlisi, demokrasiyi stratejisinin merkezine almış olmasıydı. Demokrasiyi yeniden tanımlayarak halkın karar alma süreçlerine, referendumlara, ve temsili kurumlara katılımını ekledi. Demokrasiye karşı olan bu kararlılığı nedeniyle, İspanya’da var olan farklı ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını kabul etti ve İspanya’nın tek uluslu devlet vizyonunu terk etti.

İspanya’yı ‘çok uluslu’ bir devlet olarak kabul etme, PSOE dahil tüm sol partilerin tarihsel bir talebiydi, ancak demokrasiye geçiş döneminde, Franco’nun atadığı Kral ve ordunun baskısı sonucu Sosyalist parti tarafından terk edilmişti. Böylece İspanya’nın çokuluslu kimliğine yeniden dönüldü. Merkez iktidarda çok gerilim yaratan, Katalanlar arasında oldukça yaygın kabul gören kendi kaderini tayin hakkı (tayin hakkı bağımsızlık değildir, Katalanların 82% si birincisini, 33% ü ise ikincisini destekliyor) bugünlerde ilgi odağı olmaktan çıkmış durumda.

PODEMOS’un başarıları İspanya ve Avrupa’nın politik statükosuna karşı büyük bir tehdit oluşturdu. Bugünlerde İspanyol medyası, ekonomi, politik ve finans kurumları panik içinde savunmaya geçti, yeni yasalar geçirerek baskıları artırıyorlar. İspanya’nın en büyük bankalarının başkanları bu durumdan çok rahatsız. Santander bankasının geçen sene Eylül ayında ölen bir CEO’su ölmeden kısa bir süre önce, Podemos ve Katalonya’nın İspanya için büyük bir tehlike arz ettiğini ve bu nedenle çok endişeli olduğunu açıklamıştı. Şüphesiz ‘kendi’ İspanyasından bahsediyordu ve bu konuda haklıydı da! Gelecek çok belirsiz. Bir zamanlar Gramşi’nin belirttiği gibi, gelenin ne olacağı belli olmadan bir dönem kapanıyor.  Açık olan şudur ki, Avrupa, İspanya ve Katalonya bir dönemi kapatıyorlar. Bilinmeyen ise, geleceğin ne olacağıdır.

Social Europe sitesindeki İngilizcesinden yazarın izni ile Mehmet Taş tarafından çevrilmiştir. Çeviriden kaynaklanabilecek olası hataların sorumluluğu çevirmene aittir

 

http://derekbateman.co.uk/wp-content/uploads/2015/02/vicenc-navarro.jpg

Vicente Naverro