Sola saldırmanın anlamsızlığı

Mehmet Tas - 21/12/2011 13:57:09 (394 okunma)


Sola saldırmanın anlamsızlığı

Okullar tatil, işe gitmiyorum, sokakları dolaşıyor, renkli ışıklarla, süslerle donatılmış kapı ve pencereleri, ağaçları seyrediyorum. Noel gelince bir mutluluk esintisi ile rahat nefes almaya çalışıyorum ama olmuyor. KÜYEREL’de okuduğum bir yazı aklımdan çıkmıyor, bana sıkıntı veriyor. Polemik yapmak, isim vererek eleştirmek istemiyorum. Ancak yazı sol’u “yeni faşizmle”, “milliyetçilikle” suçlayacak kadar ileri gidince eleştirmeden duramadım. 

Yazar arkadaş sol geçinen bazı küçük gurupları değil, bir bütün olarak solun nereye kadar savrulduğunu kendince şöyle açıklıyor: “Bu gelişmeler ‘solu’ sadece bizde değil dünyada emperyalizm üzerinden ulusalcılık veya ‘yeni faşizm’ diyeceğimiz tarafa savurdu”. Türkiye’de değil dünyada ‘yeni faşizmin’ sol tarafından benimsendiğini yazıyor. Arkadaşımız yakın tarih hakkındaki bilgisini tazelerse böyle bir sonuca varmaz. Milliyetçiliği ve faşizmi iktidara taşıyan sizin destek verdiğiniz liberalizmdir. Yazınızda iki dünya savaşından söz ediyorsunuz. Peki savaşlara ve faşizme neden olan kimlerdi? 

Faşizmi ezen Sovyet halkı batıda halk demokrasilerinin politik ve ekonomik önkoşullarını hazırladı. Yalnız Avrupa’da değil insanlık tarihinde eşine rastlanmayan bir demokrasi kuruldu, tabi ki sizin bundan haberiniz var. Gerçeklerle yüzleşmekten korkuyorsunuz. 1980’lerden sonra sağın parçalayıp bitirmeye çalıştığı, işte bu halk demokrasisidir.

Yazar, Marks’ın ve Lenin’in söylediklerini birbirine karıştırarak bir şeyler söylüyor. Kapitalizmin bir global sistem olduğunu ilk defa Marksistler söyledi.Marks’ın 150 yıl önce “Dünya işçileri birleşin!” dediğini unutmuş olabilirsiniz. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde solun düzenlediği mitinglere katılanlar nasıl her milletten ve her ırktan insanların kol kola yürüdüğünü görür. Her şeyi inkar edebilirsiniz. Sizin etik anlayışınız buna izin verebilir. Ancak Avrupa’da çok kültürlülüğü kuran, yaşatan ve yaşatacak olan sol’dur. Yani ‘yeni faşizm’ AKP’de var, sol’da değil. Başbakanın seçimlerde Kürt halkına karşı kullandığı ırkçı söylemin Avrupa anayasalarında kaç yıllık cezası olduğunu biliyor musunuz? Bu konuda tek bir eleştiri yapmayarak bu ırkçı söylemin arkasında durmuş olmuyor musunuz? Eğer etik ve ahlaki değerleriniz buna izin veriyorsa söyleyecek bir sözüm yok.

Yıllarca Müslüman Kardeşler’in Türkiye şubesi gibi çalışan bir parti var. Orta Doğu’da otoriter rejimler kurmanın yollarını arayan ABD’nin maşası bu partiden demokrasi dilenen sizlersiniz. Mısır’da ve Türkiye’de yıllardan beri post-demokratik rejimlere hazırlık yapıldığından demokrasiyle yakın - uzak bir ilgisi olmayan tarikatların, Salafilerin, Vahabilerin ve ‘yeşil sermayenin’ ulusal değil global statükonun himayesinde büyütüldüğünü, Mısır’daMubarek’in yaptığının aynısını Türkiye’de 12 Eylül’ün yaptığını da bilmeyebilirsiniz. Servet üstüne servet yaparak iktidara geldiler. Önce zengin oldular sonra iktidar. Yoksa global oligarşinin bu komprador işbirlikçileri, yalnızca islama inanarak iktidarı ne Türkiye’de ne de Mısır’da rüyalarında bile göremezlerdi. 

“Genel olarak sol, kapitalizmi ortadan kaldırmak veya onu sınırlamak yerine onun sosyalleşmesi için yani emeğe, çevreye, tüketiciye, topluma ve kurallara uyumlu gelişmesi için öncelikle diyalog ve işbirliği içinde olması yoksa bu değerler için siyasi ve sosyal mücadele vermesi kendisine böyle bir yol çizmesi ideolojik ve siyasi bakımdan reel bir durum olacaktır.” 

Arkadaşın tüm amacı kapitalizmi sosyalleştirmek. Yalnızca kendisi değil bugün kapı kapı dolaşıp para dilenen İMF ve Dünya Bankası da yapıyor. Fukuyama, IMF’nin websitesinde aynı çağrıyı yapıyor. Oysa bunlar dünyanın hiç bir yerinde sermayenin demokratikleşmesinden, işyerlerinde demokrasiden söz etmiyor. Neden acaba? Kapitalizmin sosyalleşmesi ancak temsili demokrasinin gerçek demokrasiye dönüşmesiyle mümkündür. Zaten krizlerin nedeni ve baş sorumlusu çoğulculuğa dayanan bu ‘demokrasi’dir. Emekçilere hak tanımayan demokrasinin sürekli itibar kaybettiği kapitalist merkezlerde kapitalizmin sosyalizasyonu finans kapitale yarar.

Kapitalizmin karı, aşırı tüketim üzerine dayalıdır. Yeryüzünün tüm zenginlikleri bu yüzden acımasızca tüketiliyor. Ekolojiyle barışık kapitalizm arıyorsanız, bulamazsınız. Ancak mülkiyet ve üretim ilişkileri farklı başka bir sömürücü sistem bulunabilir. Kalkınma hızı ve kar oranı düşük, refah düzeyi geri çekilmiş, insanlık davasını öne alan, sosyal sorumluluğu fazla başka bir sınıflı toplum olabilir. Siz bunun için mücadele edecekseniz bu sizin kendi tercihiniz yolunuz açık olsun. 
Kapitalizm virus kaptı, ekolojik ve hümanist eşitsizliğin kaynağı liberalizm, kapitalizmi bir krizden öbürüne sürüklüyor. Bölgesel savaşlar, dış müdahaleler, zorla iktidar değişikliği ve iktidara taşınan anti-demokratik guruplar... Yunanistan ve İtalya’da sivil darbe oldu, demokrasi rafa kaldırıldı. Dünyanın dört bir yanında genç bir kuşak sokakları hergün dolduruyor. Yüzbinler ahlak ve moral erezyonuna karşı direniyor. Şimdiye kadar bankaları kurtarmak için 14 triliyon dolar harcandı. Yine de ufukta bir umut belirtisi yok. Siz buna krizden çıkış diyorsunuz, oysa buna kapitalistler bile inanmıyor. Avrupa Birliğinde, ABD’de ve İngiltere’de banka ve mali reformlar sadece kötü gidişi durdurmaya yönelik ve yeni bir krize gebe. 

Teknik yönden iyi düşünülmüş kanunlar ve anayasalar topluma dayatılıyor. Yargı ve medyanın bağımsızlığı politik elitin ve oligarşinin iki dudağı arasında; sus deyince susuyor, konuş deyince konuşuyor. Parlamentolar, gücünü yitirmiş ülkeler, hükümetlerle, başbakanla ve başkanlık sistemiyle yönetiliyor, yani seçilmiş diktatörlerle. İki partili sistem denen iki perdelik tiyatro oyunu oynanıyor. Her şey ama her şey insanlığın % 1’inin hizmetinde, % 99’ un esamesi bile okunmuyor. 
Emeklilik, işsizlik, hayat, pahalılığı, umutsuz bir gelecek her aileyi derinden endişelendiriyor. İşsiz kalan milyonlarca genç kendine yeni bir yaşam kuramıyor. Hayatının baharında köle gibi çalıştırılıyor. Siz kapitalizmi ideolojik olarak savunacağınıza yüreğinizin sesini dinleyin, o zaman belki doğru yolu bulursunuz. 

Er ya da geç kapitalizmin son duası okunacak ve sömürücü toplumlar mezarlığına gömülecek. Sol kapitalizmin krizlerinden devrim çıkarmak gibi bir derdi olacağını sanmıyorum. Hele sizin bu söylediğiniz Ya da “Sovyet modeli” yani “komünist partisi diktatörlüğü” kimilerine göre hala bir alternatif model anlamına mı geliyor. 

Yıllar önceki söylemi solun hala gündeminde olduğunu ileri sürüyorsunuz. Belli ki siz soldan çok uzaklardasınız, izlemeden, araştırmadan yazıyorsunuz. “Sovyet modeli” ile “komünist partisi diktatörlüğü”nü birbirine karıştırdığınıza göre demokrasi hakkındaki bilgileriniz de yetersiz.“Sovyet modeli” halkın nasıl bir demokrasi istediğini öğreten zengin deneyimlerle doludur, tarafsız bir gözle araştırın, göreceksiniz. Sol, sosyalistler, aydınlar, tüm ilericiler krizden çıkış için yoğun tartışmalar yapıyor. Ancak ben Sovyet modelini alternatif gösterene rastlamadım. 

Alternatif oluşma sürecinde
Burada, Financial Times gazetesi yazarı Martin Wolff “sol politikanın yeniden gündeme geldiğini” ilan etti. Ona göre yeni sol politikaların oluşabilmesi iki temel koşula bağlıdır. Geçmişte ideoloji sosyalizmdi ve güç ise örgütlü işçi hareketi idi. Günümüzde ikisi de çoktan kayboldu, diye aceleyle ekliyor. Londra, New York ve daha birçok kentteki işgalci hareketin yayılmasının çok etkili olmayacağı kanısında. Ya İngiltere’deki milyonlarca işçinin katıldığı 30 Kasımdaki genel grev? Kamuoyunun %70’i grevin arkasında durunca hükümet taktik değiştirdi…

Sosyalizmin ve işçi hareketinin çoktan tarihe karıştığı görüşüne benim gibi birçok kişi katılmıyor. “Ortak akıl, ortak vicdan” şüphesiz önemli bir kriter olmaya devam edecektir. Bunca moral, ekonomik ve ekolojik erezyon kapitalizm dışında mı gerçekleşti? Sürekli solu, sosyalizmi, Marksizm’i ve işçi hareketini hedef göstermenin, bunları tekrar etmenin ne anlamı var? 

Diyelim ki sol tükendi ve alternatif üretemiyor. En azından günlük hayatta gördüklerimizi, gazete ve sosyal medyadan okuduklarımızı nasıl yorumlayacağız? Demokrasinin daraltıldığını, 2008 krizini yaratan teknokratların aslında bankerler adına seçilen hükümetlerin yerine getirildiğini ve krizin uzun süreceğini görmek o kadar mı zor? Aşırı sağın, neo-faşistlerin, milliyetçiliğin güç kazanacağını göremez miyiz? Sola saldırmayın, bu işlenen insanlık suçuna ortak olmayın. 

Evet, sola kayma sürecinin başlamakta olduğu bir gerçek. Politik elitin iflas eden ekonomik politikası ve milyonların düş kırıklığının karşısında sağın tam olarak şovenizmi, milliyetçiliği ve ırkçılığı körükleyeceği, sıcak savaşları arttıracağı tehlikesi çok somut. 

Solun, sosyalizmin bir seçenek olmadığında ısrarcı olanların unuttukları bir nokta var. O da şu: İdeoloji gökten zembille inmez. İnsanlığın büyük çoğunluğu umutsuz ve dünyamız bir ekolojik yıkım sürecini yaşıyor. Bu yüzden farklı politikaların doğuşu gecikmeyecektir. 
Londra’da haftalardır direnen işgalci hareketin henüz dillendirdiği bir program yok, herkesin eleştirdiği gibi. Ancak direnişin sürekliliği, ısrarcı olması ve topluma verdikleri mesaj çok anlamlı. Şöyle deniliyor bir bildirilerinde: 

“Hükümetin, bankaların ve korporasyonların plutokrat oldukları bir zamanda bu harekete karar verdik. Bireysel çıkarlar toplumsal çıkarların önüne geçti. Sermaye de adalet ve moral değerleri tanımaz oldu. Halkın yoksulluğu üstünden kar elde ediliyor. Bundan dolayı size sesleniyoruz. Vergilerimiz bankaları kurtarmak için kullanılırken, bonolar astronomik rakamlarla ve kesintisiz olarak ödenmeye devam edilirken hastanelerde, okullarda ve sosyal hizmetlerde büyük kısıntı yapılıyor, öğrenciler borç içinde ve işsizlik büyüyor. Medyada ırkçılık devam ederken her yerde gizlice savaşlar tezgahlanıyor…” 

Birinin bunu görmemesi için neredeyse kör olması gerek. 

Yazar arkadaş, siz görüyor musunuz? 

Kapitalizmin krizden çıkacağına dair kişisel umutlarınızı yazıyorsunuz. Peki bunun bedeli ne olacak, hiç düşündünüz mü? İnsanlık bunu hak ediyor mu? Boş umutlar yaymak yıkıma ortak olmakla aynıdır. Hayatın içinden milyonların çağrılarıyla sosyalizm gelişiyor. İsmi gerekiyor mu acaba? Kitlelerin çıkarlarıyla bir avuç zenginin çıkarları karşı karşıya geliyor. Kaynakları bölüşmek için dört duvar arasında sıkışan egemen sınıfların duvarlarına saldırılıyor. 
İnsanlık adına siz de katılın.