Yeni Sol’un Latin Amerika Deneyimleri II

 Mehmet Tas - 26/07/2012 11:51:57 (160 okunma)


 
Yeni Sol’un Latin Amerika Deneyimleri II


Türkiye’de Sol Alternatif üstüne tartışmalar sürerken LA deneylerini hatırlamak ve üzerinde düşünmek, yeni politik perspektiflerin açığa çıkarılmasında önemli katkılar sağlar: 
-Birinci ve en önemli deneyim, demokrasidir: Yeni sol parti veya hareket demokratik olmalı ve liberal anlamda değil gerçek anlamda toplumda demokrasi için mücadele etmeli. Karar almada halkın her düzeyde katılımını gerçekleştirmeli. Yalnızca hükümet veya devlet düzeyinde değil, işyerlerinde ve sosyal yaşamın her alanında gerçek katılım hedeflenmeli. Binlerce yıllık tarihi olan demokrasi, liberallerin elinden alınmalı. Çoğulcu seçim demokrasinin sadece küçük bir parçası ve onun sınırlı bir biçimidir. Fakat bundan seçimlerin önemsiz olduğu anlamı çıkarılmamalı. Toplumsal gerçekçi demokrasinin meçruiyeti için politik çoğulculuk ve seçimler daha da geliştirilmesi gerek (3).
-Partinin veya hareketin birliği: Farlılıkta birlik sol hareketin yönünü ve gücünü belirleyen temel bir paradigma olmalı. Çalışan yığınlar veya genelde halk için izlenecek politikalar önceden hazırlanmış tek düze kararlarla alınmamalı. Halk kesimlerinin tümünü kapsayan politikalar hareket içinde ve farklılıklar korunarak geniş tartışmalarla alınmalı. Politik tartışmalar, büyük gösteriler ve seçimlerle parti çıkarları gözetmeden halkın eğilimleri saptanmalı. Uzmanlar tarafından saptanan politikalar tek doğruymuş gibi dikte ettirilmemeli. 
Geçmişte komünist partileri açık veya gizli her zaman solda hegemonya kurma hedefi peşindeydiler. Günümüzde komünist partilerin zayıflamaları sonucu bu tehlike büyük çoğunlukla ortadan kalktı. Tek partili sosyalizmin yanlışlığı da biliniyor. Soldaki her siyasi oluşum toplumsal ve insani çıkarları öne koyarak, demokratik hareketin genel çıkarları uğruna söylem ve duruş sergilemeli. Genelde demokratik halk hareketinin bir parçası olduğuna inanılarak büyük çoğunluğun iradesinin açığa çıkmasına odaklanmalı. 
-İdeolojik ve politik çoğulculuk: Seçimler için yarışan sol partilerin ideolojik çoğulculuğu korumaları demokratikleşme sürecinde birincil derecede önem taşımıyor. Demokrasiye nitelik kazandıran soldaki parti veya hareket içindeki düşünce çoğulculuğunun güçlü bir biçimde korunmasıdır. Tartışma ve hesap vermemenin hiç hayata geçmediği eski günler geride kaldı. Halkın veya işçi sınıfının politik bilinci, öncü çelik çekirdek tarafından empoze edilemez. Partili kadrolarla halk yığınlarının uzun zaman alacak karşılıklı etkileşimi sonucunda kitleler ve parti bilinçlenir (Gramşinin sosyalizt politikaya kazandırdığı bir ilke) 
Lenin’in sendikal bilincin kendiliğinden oluştuğunu, politik bilincin komünist parti tarafından taşınması gerektiği saptaması çok fazla zarar verdi. Devrimci bilinç, Gramşi'nin dediği gibi halk hareketiyle öncüler arasındaki karşılıklı diyalektik etkileşimden oluşur ve uzun bir süreç gerektirir. Liderler ve öncü kadrolar harekete bağlı kaldıkça, halkın sorunlarına cevap aradıkça çok önemli işlev görürler. 
-Ekonomik ve demokratik projeler: Bunlar ancak toplumun her alanına nüfuz ederek, sondajlar yapılarak ve kültürel yapı iyice anlaşılarak oluşabilir. Toplumsal sorunların nedenleri ve çözüm yolları bilimsel analiz gerektirdiğinden devrimci ideolojiye ve Marksizm’e sürekli ihtiyaç duyulacaktır. Demokratik halkçı iktidarlar farklı ülkelerde farklılıklar göstermesi doğaldır.
Gerçeğin kendisi devrimcidir. Gerçekleri ve süreçleri anlamaya ve yorumlamaya yardımcı olan teori dogma değildir. 
Bu anlamda Marksizm kapitalizmi eleştirmede en sistemli ve köklü bir düşünce olarak kalacaktır. 
Amaç yalnızca dar işçi sınıfı hareketi yaratmak değil, geniş bir halk hareketi amaçlandığından “halk” ve “demokrasi” çok önem kazanır. Tüm etnik azınlıkların kadın, çevre, hayvanların korunması vb. hareketlerin birliği amaçlanıyor. En dipteki sınıfsal derinlikten ve insani değerlerden uzak durmayan ve çalışan yığınların birliğini amaçlayan politikalar sonuçta sosyalizme yönelir. 
-Esneklik, demokrasi ve çoğulculuk temel olmasının yanında hareketin birliği ve önderlik de o kadar önemlidir. Demokratik çoğulculuğu elde ettikten sonra iktidar değişimine doğru ilerlemek mümkün olabilir. Lidersiz hareket, kendi iç sorunlarıyla boğuşmaktan yalnızlığa gömülebilir ve yenilerek politikayı terk etmek zorunda kalabilir. Yerel veya toplumsal düzeyde liderler esnek, demokratik ve halkın içinden olmalı. 
- LA’da sol akımlar ABD ile ilişkilerinde kimi uzak kimi yakın mesafelerde durmayı tercih ediyor. İktidarda veya muhalefetteki her sol politik hareket tek kutuplu global sisteme ve ABD’ye karşı duruş sergiliyor. Brezilya akıllı bir politika izleyerek çok kutuplu bir dünyanın ülkeler için daha yararlı olabileceğinden hareketle Güney Amerika bloğunun lideri olmaya çalışıyor. Bu çok kutuplu bir dünya çabasının ABD ve diğer zengin ülkeleri rahatsız edebileceği kesindir. İnsanlığı hiçe sayan global finans sisteme karşı global demokratik alternatiflerin bulunması solun en acil görevlerinden biri olarak duruyor. 
- Sol, Orta Amerika, Meksika, Ekvator ve Bolivya’daki yerli halkın politik önemini arttırdı ve kimi ülkelerde iktidara getirdi. Yıllarca kültürel ve ekonomik yönden ezilen bu guruplar, ilerici güçler tarafından politik bir güce kavuşturuldu. Türkiye de benzer durum yaşandı. Kürt demokratik halk hareketi solun sosyalistlerin gücüyle ayağa kalktı. Kürt hareketi tek başına ne kürt sorununu ne Türkiyenin sosyo-politik sorunlarına çözüm üretebilir. LA da olduğu gibi Kürtler ve sol demokratik çoğulcu bir blokta birleşirse Türkiyenin kaderini değiştirebilirler. 
-Kilisenin yeniden önem kazanması. Son üç Papa zamanında sola karşı gösterilen hoş görüsüzlük, ABD’nin tavrından farklı değildi. Ekvator ve Paraguay başkanları, Hıristiyan geleneklerden geldi. LA’nın çeşitli bölgelerindeki Katolik veya Protestan akımlar, Vatikan’a baskı yaparak sola karşı tutumunu değiştirmelerini istedi. Olumlu yönde değişim ufukta görünmeye başladı. 
- Sosyalizm ve diktatörlük aynı değildir. Kıtadaki solun seçim başarıları ABD’nin yönlendirdiği sosyalizmi diktatörlerle yan yana gösterme çabalarını etkisizleştirdi. LA halkı artık sosyalizmi demokrasinin bir güvencesi olarak görüyor. Bu iyi bir başlangıç. Geleceğe yönelik iyi düşünülmüş projeler, yeni başlayan bu olumlu süreçleri kalıcılaştırır.
LA solu daha da gelişmeli 
Yunanistan’daki krizden güçlenerek çıkan sol blok SYRIZA, tam onyedi genel grev örgütledi ve kitle gösterilerini seçim başarılarına kanalize etmeyi başardı. LA bir bütün olarak İMF, Dünya Bankası ve ABD’ye mesafeli politika izliyor ve başarılı ekonomik politikalar uyguluyor. SYRIZA aynı politik perspektifle AB’den ayrılmayı hedefledi. Bu politikanın tek başına oylarını olumsuz etkilediği söyleniyor. Demek ki LA için doğru olan Avrupa için olmayabilir. Başarılı olduğu ise söylenemez. Hatta birinci parti olma şansını bu yüzden kaybettiği söyleniyor. Tabi bunun dışında önemli bir faktör daha var: Alman, Fransız, İngiliz ve tüm Avrupa sağ partileri, medyası ve hükümetleri iğrenç bir kampanya ile Yunan halkını ve SYRIZA’yı tehdit ettiler. 
Marks ve Lenin’in defalarca belirttiği gibi her ülkede sosyalizme gidiş yolları farklı farklı olacak ve uzun bir zaman alacaktır.
Yunan halkının yürekli mücadelesi bir başlangıçtır, devamı da geliyor. İspanya, İtalya ve İngiltere’deki solu birleştirme çabalarının olumlu sonuçlanmaması için bir neden yok. Fransız Sosyalist Partisi’nin seçim başarısı tüm sol ittifakının katkılarıyla oldu. CHP’deki yeni açılımlar ise Türkiye solunun toparlanmasına cesaret verecektir. BDP’nin desteklediği Ertuğrul Kürkçü’nün inisiyatifinde gelişen “Halkların Toplumsal Kurtuluş Kongresi” adım adım büyüyerek gelişiyor. 
Hasan Bülent Kahraman, Etyan Mahcupyan ve Zülfü Dicleli Türkiye’nin sol politikalara ne kadar çok ihtiyaç duyulduğunu anlatan makaleleri yayınlandı. Entelektüelce yazılan yorumlar sola elle tutulur bir perspektif sunmadığı gibi üstten bakan üslupla yirmi yıl önceki solun kısır sorunlarını tartışıyorlar. Bu yazılarda savunulan görüşlerle tahmin edildiği gibi solun toparlanmasına katkı yapılamaz. Düşünen, yazan arkadaşların dünyadaki solun gelişimi ve değişimini iyi izledikleri düşüncesinde değilim. 
LA’nın egemen politik eliti ve ABD’nin askeri darbelere yaptığı desteği geri çekmesi ve yakın zamana kadar insan haklarını korumada çifte standart uygulamalarından uzaklaşmaları solun hızla değişmesine ve güçlenmesine yaradı. Henüz yeni başlayan ve demokrasiye güveni arttıran politikaların istenilen olgunluğa ulaşamadığı biliniyor. Çevreciler ve sol politik düşünürler LA deneyimini dikkate alarak yeni sol ve sosyalizm üstüne yeni bazı temel önermelerde bulunuyorlar. “Sosyalist Register” dergisinin katkılarıyla sosyalizmin çağdaş ekonomik ve politik felsefesi yeniden araştırılıyor. Yakın bir zamanda sol kamuoyuna sunulacak. Ben şimdilik kendimce eksik gördüğüm bazı noktalara değinmek istiyorum: 

- Çevreye zarar veren ve tüketime yönelik ekonomik modellerin sol tarafından sürdürülmesi kabul edilemez. Tüketim demek yerküremizin kaynaklarının kurutulması demektir. Çoktan zamanı dolmuş ekonomik politikalardan kısa bir zamanda uzaklaşılmalı. Sosyalist veya kapitalist ekonomi ayırımı yapmadan hızlı ekonomik kalkınmanın önü kesilmeli. Tüketimden uzak yavaş tempolu bir ekonomik stratejide global konsensus sağlanırsa sol iktidarlar kapitalizmin değişmesine öncülük edebilir(4). 
Çevreyi tahrip eden bir ekonomik modelin uygulanması sol demokratik iktidarları zayıflatır. Şili’den Brezilya’ya kadar hemen hemen tüm sol iktidarlar doğayı kontrolsüz kullanıyorlar. “Inner Development” (iç ekonomik gelişme) stratejisini uygulayan LA solu yerel kaynakları kullanmada sınır tanımıyor. Sol hükümetler mutlaka farkındalık yaratmak durumunda aksi halde büyük global korporasyonlardan bir farkı olmaz. 
Çevreye zarar vermeyen, tamir edilebilir, 50-60 yıl kullanılabilecek arabalar üretilebililmeli, BMW gibi, tekrar tekrar giyilecek elbiseler, organik yiyeceklere dönülmeli. Sadece yeni mal üreterek değil üretileni yeniden kulanılır hale getirerek yaşamayı öğrenmeliyiz. Çok uluslu şirketlerin bir kaç ülkede üretilen malları çevreyi zehirliyor protesto edilip yasaklanmalı, yerinde üretim ve tüketim teşvik edilmeli. Ulusarası insani ilişkiler güçlendirilmeli. 
-Yoksulluk, ekolojik denge ve refah kombine edilerek yavaşlatılmış ekonomik kalkınma tercih edilmeli. Yoksulların daha çok, zenginlerin ise daha az tükettiği toplumsal modelleri sol takip etmeli. 
-Bireyin refah ve mutluluğu çok fazla maddi tüketimle ölçülmemeli. Komünizm için düşündüğümüz bireyi, demokratik koşullarda var edebiliriz. Spora, kültüre, sanata, dansa, gönüllü çalışmalara, toplum yönetimine ve insanlık davasına katılan insan, daha özgür ve daha mutlu olacaktır. 
-Demokratik halkçı iktidarların sosyalizm kurmanın sayısız yollarından biri olarak görülmesi önemlidir. “İnsan yüzlü kapitalizm” veya “çok seçenekli toplum” arayışlarına kapılıp tıkanmak, halkın güvenini azaltır. Zamanı geldiğinde ilerlemenin önünde engel olan özel mülkiyeti toplumsal mülkiyetle değiştirmekten korkmamak gerek. 
-Sol iktidarlar devleti büyütmek gibi eski yanlışları tekrar etmemeli. Devleti devlet olmaktan çıkarmadan demokrasi gerçekleşemez. Demokrasi ve sosyalizm, devletin karşıtıdır. Toplumsal gelişmenin ayak bağı olan devlet ve özel mülkiyetin yerine, yeri ve zamanı iyi düşünülmüş toplumsal mülkiyeti ikame etme, halkın toplum yönetimine hazırlanmasıyla olur. Devlet ve özel sektör, kamusal alandan tamamen uzak tutulmalı. Marks’ın da belirttiği gibi: ‘Ekonominin yönetiminde devlet ancak koordinasyon, düzenleme ve yönlendirme görevini halkın iradesine sıkıca bağlı kalma koşuluyla yapabilir.’ 
LA’da olduğu gibi dünyanın her yerinde solun, eşitlik ve özgürlük bayrağı altında yürüdükçe geleceği olabilir. Kıtanın çalışan yığınları ve gençlik demokrasinin geliştirilmesine, çoğulculuğa ve çoğunluğa bağlı, insan haklarına saygılı, devrimci demokratik iktidarları arayan ve ne ayaklarında ne de kafasında zincir prangaları taşımayan, kapitalizmin yoksullaştırdığı bu çalışan çoğunluk solun yaşam damarlarıdır. 
Kaynaklar:
1-Jorge G. Castaneda, ‘Silahsız ütopya soğuk savaştan sonra LA solu’, vintage book, 1994, s.326-58
2-Claudıo Katz, Singularities of LA,Sosyalist Register, 2012, s.200-17 
3-D.L. Raby, ‘Demokrasi ve Devrim, pluto press, 2006, s.228-263
4-Tim Jackson, prosperity without groth, Routledge, 2009, s. 323-36
-Claudio Katz, LA’s n new left government (LA’nın yeni sol hükümetleri), Sosyalist Enternayonal, 2005 
-Richard A. Dello Buono, Another region is possible (başka bir kıta mümkün), 2009 
- Lorna Salzman, The new left ın Latin Amerika 
-Mark Weisbrot, US stratejy in LA was wrong, The Guardian, 6 Mayıs 2009 

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.