Ergenekon davası yerine TSK'mı yargılandı?


Ergenekon davası yerine TSK'mı yargılandı?

TSK kurumsal kimliğiyle, Başbakan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Milli Ordu’ya kumpas kuruldu” sözü üzerinden suç duyurusunda bulunarak, Ergenekon, Balyoz vb. davalarının yeniden yargılanması için dilekçe vermiş.. Görülen bu davalarda, TSK kurum olarak mı yargılandı ki, şimdi kurum adına müracaatta bulunarak yeniden yargılanma talebinde bulunuyor? Bunu yapmakla TSK’nın başında bulunan sorumlular (devletin memurları) açıkça suç işlemektedirler.

 TSK’nın bu davalara kurum olarak sahip çıkıyor olması, ben yapılan tüm cuntacılık faaliyetlerinin bir kurum olarak arkasındayım demesi anlamına gelir. Bunun başka türlü bir açıklaması olamaz. Sen kurum olarak bu davalara böylesine aleni müdahale edersen, o zaman nerede kalır cezanın şahsiliği ilkesi? Eğer bu davalarda yapılmış adli bir hata sözkonusuysa, bu da ancak dava mağduru olan bireylerin itiraz haklarını doğurur ki, bunu yapmanın da önünde hiçbir hukuksal engel yoktur.


TSK bu girişimiyle açıkça orduyu siyasi tartışmaların içine yeniden sokarak, siyasi pozisyon almış görünüyor. Bugünlerde TSK’nın açıklamalarını çok sık duyar olduk. Her ne hikmetse toplumsal kutuplaşmanın doruğa çıktığı noktada oluyor tüm bu gelişmeler. Ey askerî vesayete son verdik diyenler, neredesiniz? Hani askerî vesayet son bulmuştu, hani Ordu siyasi iradenin emrindeydi, hani Ordu’nun başında bulunanlar kendi başlarına açıklama yapamazlardı? HSYK açıklama yaparken ortalığı velveleye verenler konu TSK olunca niçin buna ses çıkarmazlar? TSK bir kurum olarak kime ve nereye bağlıydı sahi?

Bu sorulardan yola çıkarak devlet içinde devlet, “
paralel devlet” arayanlar 12 Eylül anayasasına, 12 Eylül’ ün ayakta duran kurumlarına ve bu kurumların ürettiği çıkmazlara bir baksınlar yeter. Asıl “paralel devlet”i üreten şeyin 12 Eylül’ün ürettiği bu ruh olduğunu göreceklerdir. 12 Eylül vesayetini kaldırmadan askerî vesayete son veremezsiniz, verilemediği de bu gelişmelerle daha iyi görülüyor. 12. Eylül askerî vesayetini ayakta tutarak Ergenekon, Balyoz vb. gibi davalar da adil biçimde sonuçlandırılamaz. . Bugün TSK’ya kurumsal kimliğiyle Ergenekon davalarına müdahil olma cesareti veren şeyin de 12 Eylül anayasasının koruma kalkanı olduğunu görmemiz gerekiyor.

Siyasi iktidarın temel yanılgısı, 12 Eylül yasalarına dokunmadan, onun asli ruhunu ayakta tutarak askerî vesayetle hesaplaşabileceğine inanmış olmasıydı. Tıpkı bugün 12 Eylül anayasasına rağmen Kürt meselesini çözebileceğine inanması gibi. Benim de “Yetmez Ama Evet” diyerek oy verdiğim 12 Eylül 2010 referandumunun kazanımlarını da ne yazık ki bu iktidar dar siyasi ihtiraslarına heba etmiştir.

Bu siyasal iktidar daha dün kimi muhalefet partilerini “
orduyla içli dışlılar” diye suçlar dururdu.. Fakat ne hazindir ki gelinen bu noktada asıl iktidarın kendisi, izlediği politikayla orduyu iktidarın bir parçası durumuna getirmiştir... Kimi iktidar yandaşları bunu görmeyip, anlamak istemese de, gözönünde olan biten durum maalesef bu... Ordu’yla flört etmek!

Elinde silah bulunduranların sesleri, demeçleri ne zaman ülke gündemine girmişse, bu durumun kaçınılmaz olarak sosyal- siyasal yaşamımıza, bireysel hak ve özgürlüklerimize doğrudan bir müdahaleyi de içerdiğini yaşam deneyimimizden biliyoruz.

Yeni zinde güçler “
devlet içinde paralel devlet” var, “devlet elden gidiyor”, “Milli Ordu’ya kumpas kuruldu” sözlerinin ardına sığınarak yeniden işbaşında! Şurası açıktır ki, bugünlerde üretilip tedavüle sokulan “paralel devlet” sloganı yeni bir iç düşman yaratmanın diğer bir adıdır ve arayışıdır.


Bu zinde güçler dün iç düşman yaratmada toplumu çok çabuk manipüle edebiliyorlardı. Bugün ise iç düşman yaratmada mızrağı çuvala sığdıramıyorlar. Çünkü iç düşman yaratmada toplumu ikna edebilecekleri bir “
tehlike” kalmadı ellerinde artık. Onun için bu “paralel devlet” yalanına sarılıp durdular. Devlet elden gitti, “devleti ele geçirdiler” yalanıyla toplumu yeniden etraflarında toplayabileceklerini sanıyorlar. Baksanıza ortada olup bitene, askerlerin hareketlenmesine, tüm bunları “devlet içinde paralel devlet”, “Milli Ordu’ ya kumpas kuruldu” söyleminin ardına sığınarak, mevzilenerek yapıyorlar, bir de bunları arlanmazca gözlerimizin içine sokarcasına yapıyorlar adeta...


Geçmişte Komünistler, Kürtler ve irtica üzerinden “
iç düşman” korkutmasıyla darbeler tezgâhladılar bu ülkede. Şimdi de “paralel devlet” hapını yoğurup “iç düşman” korkusunu yeniden bu topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Tüm bu olup bitenler üzerine şu can alıcı soruyu sormamız gerekiyor, 11 yıldır iktidarda olan bir parti, nasıl oluyor da devletin içinde “
bir paralel devlet”in oluşmasına müsaade etmiş ve fırsat vermiştir?

Ortada dolaştırılan “
paralel devlet” söylemi güncellenen “Milli Siyaset Belgesi” doğrultusunda oluşturulan bir devlet projesidir. Yeni zinde güçler Devlet eliyle bu “paralel devlet” projesini AKP ve onun iktidarı aracılığıyla tedavüle sokmuş durumdalar. Asıl tehlikeli olan durum da bu. Bu yeni zinde güçler toplumsal desteği olan bir partinin arkasına saklanarak “paralel devlet” zehrini bu yolla halka içirmeye çalışıyorlar...

Siyasi iktidar yeni zinde güçlerle kol kola girip bu yalanlar üzerinden toplumu manipüle ederek, devleti yeniden tepeden tahkim etmeye ve buradan da oligarşik yeni bir yapı üretmeye çalışıyor
.