1 Mayis: Hoşgörü ve Sağduyunun Şenliği

Muhteşem Özdamar - 29/04/2008 10:43:14 (664 okunma)


1 Mayis: Hoşgörü ve Sağduyunun Şenliği 

1 Mayıs günü ailecek toplanıp gideceğiz. Geçen yıl anarşistlerle birlikte yürümüştük . Bu kez “ Sol Partinin “ geleneksel buluşma yerinde olacağız. Bu yıl Isveç 1 Mayısına sanırım sağlık emekçilerinin grevi damgasını vuracak. Ve tabii tıpkı Türkiye’de olduğu gibi sosyal güvenlik yasasında yapılmak istenen değişiklikler. İsveç’te son seçimlerden sonra işbasına gelen hükümet, sosyal haklarda son yıllarda gerçekleştirilen en kapsamlı daralmalara imza atıyor.

Bu durum, sermayenin küresel saldırılarına karşı küresel mücadele yöntemlerinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Önümüzdeki 1 Mayıs kutlamasının önemi bu bakımdan hayli artıyor.

Aşağıda sizlere bundan 18 yıl önce, “ Türkiye Birleşik Komünist Partisinin “ o dönemdeki yarı resmi organı olan haftalık “Adımlar” gazetesinde yayınlanmış olan 1 Mayıs yazımı yeniden sunuyorum. Okuyunca görülüyor ki değişen çok fazla bir şey yok ve bu durum insani fazlasıyla üzüyor. Her renkten ve boydan hükümetler geliyor geçiyor ama 1 Mayıs bir türlü yasal tatil günü haline getirilemiyor. AKP hükümeti, atılması gereken demokratik adımları yarim bırakmayı veya amiyane tabirle sulandırmayı elhak iyi beceriyor. 1 Mayıs ‘ın tatil günü olmasında bu kez de ekonomik maliyete takıldık. Madem öyle, bir çocuk bayramı olan 23 Nisanı sadece çocuklar için tatil ilan ediniz ve yetişkinleri ise gönderiniz. Böylece o günden yapacağınız tasarrufla 1 Mayıs tatilinin getireceği mali külfet kolaylıkla aşılabilir. Tabii üzüm yemek gibi bir derdiniz varsa. 

Hayatta karşılığı olmayan “sınıf kini” yerine diyalog ve barış çığlıklarıyla bezenmiş bir mücadele azmiyle 1 Mayıslarda buluşmak umudumu canlı tutmak istiyorum.


1 Mayıs: hoşgörü ve sağduyunun çığlığı
Adımlar
31 Mart 14 Nisan 1990 
Sayı: 32


Muhteşem Özdamar

Yine 1 Mayıs geliyor. . Her yanda bir telaş, sormayın gitsin. Devlet güçleri bin bir türlü hesap içinde "[b]bayrama" hazırlık yapıyorlar. Bu kesimde "bayram" hazırlığı bir başka türlü oluyor. Soğuk ve karanlık depolardan çıkardıkları tüfeklerin paslan siliniyor önce. Bir yandan namlunun ucunu gösterip nişan talimleri yapılırken, öbür yandan 1 Mayıs günü millete tatile gitmesi, dükkanım kapatması öğütleniyor. Sanırsın, o gün Sakarya Meydan Muharebesinin provası yapılacak.

Korku ve panik için her şey tastamam hazır. Eksik gedik yok. Teknolojinin, toplum psikolojisinin bütün olanakları seferber edilmiş, alesta bekliyor. Tiyatro sahnelerine püskürtülen dumanlar gibi göz gözü görmez oluyor. Anlayacağınız tiyatronun altın kuralı İşliyor. Oyuncular, sahne, ışıkçılar her şey değişebilir ama perde asla kapanmaz, oyun devam eder.

Yine 1 Mayıs geliyor . .. Solcularda da bir telaş, sormayın gitsin. Mübarekler bayram temizliğini mıntıka temizliği ile karıştırıyorlar. Ormana saklanmış Japon askeri solcu¬larımız bayrama değil, savaşa hazırlanıyorlar sanki. Yılda 364 gün uyur İken, bir gün uyanıp kılıçlarını kuşanıyorlar.

Kılıçlar ne ola ki, bu devirde kılıç-kalkan ile savaşmak mümkün müdür diye bir Allanın kulu sormaz. Hoş, sorsa ne olur, cevap kodlanmıştır. "Satılmış, hain, reformist vs. vs."

Devrimci dediğin 1 Mayısı "sanma" layık kutlamalı, kitlelere Öncülük etmeli, onları devrimin politik ordusunu hazırlama yönünde eğitmeli. Böyle yapmayan, en ulu revizyonisttir, proletaryanın yüce çıkarlarına ihanet içindedir.
Bu meyanda, proletarya dedik de, işçiler ne düşünüyor bilen var mı? Sendikalar ne yapacaklar? 1 Mayıs onları ilgilendiriyordu! herhal.

• * *

İnsanlar her gün yaşıyorlar. Her bir gün insanlar için sıkıntılı veya neşeli, kederli veya sevinçli ya da tümü bir arada geçiyor. Mücadele yaşamın her alanında, günbegün sürüyor. 1 Mayıs böylesi günlerden bugün. Ama sıradan, her zamanki günlerden değil. 1896'da 8 saatlik iş günü için Amerikan işçileri kendilerini kurban ettiler. Akan kanlar bugünün işçi sınıfının kazanımı oldu. 1 Mayıs, kazanılmış bîr hakkı simgeliyor.
Kazanılmış hak yalnızca yasa¬larda kazanılmış hak anlamına gelmiyor. Hukuk dilindeki müktesep hakkın, vicdanlarda da kazanılmış olması gerekiyor. Toplum vicdanı kazanılmış hakkın korunmasında güvence oluşturuyor.

1 Mayıs meşruluğu simgeliyor. Toplumun derinliklerine nüfuz ederek değersizleşmesi durumunda tabular nihayet buluyor. Tabular böyle yıkılıyor. Toplumun derinliği ise meşruiyet ve katılımda somutlanıyor. Ne tek başına haklı olmak, ne de yalnızca katılımın yüksekliği yet¬miyor. Her iki unsur bir arada olmak zorunda.

1 Mayıs katılımı simgeliyor. Herkes günün mana ve ehemmiyetinde kendinden bir parça, kendisi için bir şeyler bulabilmelidir, insan yaşamındaki doğallık 1 Mayıs'a akıtılabilmeli. 1 Mayıs'ın içeriği günlük yaşamla uyumlaştırabilmelidir.

* * •
Yine 1 Mayıs geliyor ... Mutlaka kutlamak, alanlara çıkmalıyız. Şöyle durup düşünelim hele: Alanlara çıkacak kim, biz kimiz, kimi temsil ediyoruz? Neden ille de alanlara, neden İlle de Taksim'e? Akan kanların İntikamım almak için mi?

Hayatı yaratan emek, hayatı söndürmenin aracı olamaz. Emek şiddeti dışlar, intikam ona yabancıdır. Emek, doğası gereği yapıcıdır, üreticidir, dönüştürücüdür. Emek, doğası gereği, barışçıldır, insancıldır, sevecendir.

Emeğin bayramı olan 1 Mayıs, diyalog ve hoşgörüyü simgeliyor. 1 Mayıs'ta sevgiyi, dostluğu, dayanışmayı çağıracağız. Toplumun yüreğine, aklına, sağduyusuna sesleneceğiz. Bir tabuyu yıkarken yeni tabular yaratmayacağız. Tabulara esir olmayacağız. I Mayıs'a emeğin değerlerini damgalayacağız.

Yine 1 Mayıs geliyor .. Bu yıl 1 Mayıs, bahar eylemlerinin ruhunu taşıyor. Kamuoyu denilen güçlü, etkili bir aracı kullanacağız. Mücadelede yeni bir boyut olan kamuoyunu arkamıza almaya çalışacağız. Tıpkı bahar eylemlerinde olduğu gibi. Bu yıl 1 Mayısta insanların, emekçilerin arasında olacağız.

Bu yıl 1 Mayıs'ı yaşamın zenginliği içinde kutlayalım. Bayram yerlerinin rengarenk, cıvıl cıvıl coşkusunu egemen kılalım. Her fabrika, her İşyeri gelincik tarlaları gibi süslensin. Şarkılarımız, türkülerimiz insana ve emeğe olan sevgimizi haykırsın. Tıpkı 8 Mart gibi, hayatın her alanında. Ülkenin, kentlerin her bir köşesinde öbek Öbek 1 Mayıs çiçekleri açsın.

***
Devrimci dost! Gel, içindeki delikanlı cevheri, güzellikler için, yaşam için işle I Öfken yaşama olan bağlılığına üstün gelmesin! Yaşa¬mayı ve sevmeyi öğrenmeden ölmeyi öğrenme!

Devletin içindeki tarifini yapamadığım karanlık güç !Sen çağrı bile yapmaya değmezsin. Ninemin bütün bedduaları üstüne olsun!
1 Mayıs günü aklın, vicdanın, onurun, hoşgörünün, aydınlığın çığlıkları boy versin![/b]

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.