AKLIMIZI BAŞIMIZA TOPLAYALIM!..



AKLIMIZI BAŞIMIZA TOPLAYALIM!..


Tam, “son günlerde Gülay tökezlemeye başladı”(!) derken,  bir de baktık gene son derece önemli bir yazı kaleme aldı!..Bu yazıdan yola çıkarsak Gülay’ın yorumuna katılmamak mümkün değil..

“Tarihi Mücadeleyi İnkar mı” başlıklı yazısında bakın ne diyor Gülay:

“..Kaş yapayım derken göz çıkarmak mı demeliyiz; yoksa pire için yorgan yakmak mı, bilemiyorum...

Ama Cemaat-AK Parti kavgasının "yan ürünü" olarak ortaya çıkan öyle bir tablo var ki, eğer akıllar bir an önce başa gelmezse, Cumhuriyet tarihinin en önemli kazanımı büyük zarar görecek.

Ergenekon ve Balyoz davaları üzerinde yoğunlaşan şüphe bulutlarından söz ediyorum.
Konu önce Taraf'ın 2004 MGK kararlarını yayımlanmasıyla gündeme geldi. Balyoz, Ergenekon ve 28 Şubat sanıkları, 2004 Ağustos'unda alınan irtica ile mücadele kararının, Balyoz, Ergenekon ve 28 Şubat davalarını fiilen çökerttiğini söylemeye başladılar.

Ardından Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın "Milli orduya kumpas kuruldu" sözleri geldi. Akdoğan'ın bu sözlerinin son MGK'da da gündeme geldiğini, Ergenekon ve Balyoz davalarında bazı askerlerin de gerçek olmayan deliller nedeniyle ceza aldıkları iddialarının konuşulduğunu biliyoruz.

Son olarak da AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir süreden beri dile getirdiği 'adil yargılama' konusundaki itirazlarını dikkate alacak ve bu çerçevede Ergenekon ve Balyoz davalarındaki sanıkların itirazlarını gidermek için yeniden yargılamanın yolunu açtıklarını, bu yetmezse insanların mağduriyetini önlemek için gerekirse yeniden yasa çıkaracaklarını" söyledi.
 
Hatalarından kurtulayım derken onurundan "kurtulmak"..

Haksızlığa uğradığını düşünen her sanığın elbette yeniden yargılanmayı talep etme hakkı vardır. Hukukun üstünlüğüne inanan hiç kimse de usulüne uygun yapılan yeniden yargılanma taleplerine prensip olarak karşı çıkmaz.

Ama bu başkadır; "Milli orduya kumpas kuruldu" denilerek, bütün darbe davalarının özüne ağır bir darbe vurmak; bu davaların bütünüyle "düzmece dava" olduğu algısı yaratmak başka şeydir.  Birincisi, hukuki bir tutumdur; varsa adli hataların düzeltilmesini talep eder. İkincisi ise, siyasi bir tutumdur; bu davaların kökünden yanlış olduğunu ima eder.

Ve bu tutum aynı zamanda, AK Parti'nin şu anda hesaplaşma içinde olduğu bir gücü yıpratmak uğruna, iktidarı boyunca yaptığı en hayırlı, en tarihi mücadeleyi inkâr etmesi anlamı taşır ki benim bunu anlamam mümkün değil.

"AK Parti'yi ve Cemaati Bitirme Planı"nın başlığından da çok iyi anlaşıldığı gibi, darbeci klikler vesayetlerini sürdürebilmek için bu iki gücü birden hedef aldılar. Bu iki gücün de ordudaki darbeci kliklerin kökünü kazımak üzere bir ittifak içinde olmalarından doğal bir şey yoktu. Ve öyle yaptılar.

AK Parti iktidarı her seçimde oyunu daha da artırdıysa, sonunda halkın yarısının desteğini almayı başardıysa, bunun temel sebebi tarihte ilk defa askeri vesayetle hesaplaşmayı göze alan iktidar olması ve bu davaların arkasına siyasi iradesini koyabilmesidir.

O zaman ittifak yapılan güçle bugün ters düşmek, bu şerefli siyasi rolü inkâr noktasına getirmemeliydi AK Parti'yi... Farkındalar mı bilmem ama, bu davranışlarıyla darbe davalarının hatalarından kurtulmaya çalışırken, onurundan da "kurtulmuş" oluyorlar“..!

Önce şunun bir altını çizelim; ortada henüz daha olmuş bitmiş birşey yok!  Gülay’ın yazdıklarına katılmamak mümkün değil ama, acaba o da bunları, bir takım demeçleri abartarak, bunlardan,  şu an biraz daha yakın durduğu taraf(!) adına bir pay çıkarmak için mi yazıyor, bu henüz daha belli değil!!.

Aman kardeşim, öyle bir oyun ki bu, bu günlerde atılan adımlara, yazılıp çizilenlere bakarak kimse kendini kandırmasın, kimin ne zaman kiminle “ittifak” yapacağı (ya da yapmayacağı) belli değil! Oportünizm almış yürümüş, kimsenin ilke falan taktığı yok!..

Bütün mesele nerede biliyor musunuz; Türkiye’de siyaset halâ 20.yy da yaşıyor! Şimdiye kadar bir tek AK Parti bunun dışındaydı, bir tek onlar 21.yy’ın küresel paradigmalarına uygun adımlar atıyorlardı (ve zaten bu yüzden de şu son on yılda Türkiye’yi bir yerden alıp başka bir yere getirmeyi başardılar); ama şu son olaylar gösteriyor ki,  onlar da galiba  attıkları bütün o olumlu adımları bilinçli olarak atmamışlar; bunlar hep pragmatik nedenlerle-rüzgar o yönde estiği için-atılmış adımlarmış!.

Dikkat ederseniz, hep çarpışan iki süreç, iki paradigma var ortada! Bir yanda, 20.yy’ın her biri kendi içinde kapalı bir sistem olan ulus devletler dünyası, diğer yanda ise, 21.yy’ın küresel dünyası. Bunlardan biri, tıpkı ipek böceğinin içinde geliştiği o koza gibi, her biri kendi içinde izafi olarak kapalı bir sistem  iken, diğeri, bir bütün olarak küresel açık bir sistem. Hal böyle olunca, bu iki farklı zeminde yapılan siyaset de farklı oluyor tabi!. Ulus devlet zeminini temel aldığınız zaman siyasetin anlamı kapalı bir sistem içinde yer alan güçler arasındaki statik denge hesaplarına dayanırken, küresel bütünü temel alan  siyasetin ekseni ilkelere, yani 21.yy’ın küresel paradigmasına  dayanıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, AK Parti-Erdoğan ve onlarla birlikte de Türkiye  bir yol ayırımına gelmiştir. Erdoğan ve  AK Parti,  ya şu son bir yıldır izlenen “faiz lobisine” karşı “istiklal savaşı”  politikasını devam ettirmeye çalışarak  yol almaya çalışacaklar ( ki, bu durumda  siyaset  ulus devletin dar çerçevesi içine hapsolmuş olarak kalacağı için, atılacak adımlar da statik denge hesaplarının ötesine geçmeyecektir; sonuç olarak da tabi Türkiye bir türlü düze çıkamayacaktır), ya da, geride kalan on yılda bilinç dışı olarak izlenen küresel siyaset bu kez bilişsel olarak yeniden keşfedilerek tekrar rayına oturtulacaktır. Görüyorsunuz, “danışmanlar”, “faiz lobisi”, “istiklal savaşı” falan derken iş nerelere kadar geldi!!..Erdoğan ve AK Parti, ve onlarla birlikte de Türkiye, artık ya 21.yy da yaşadığımızın  FARKINDA OLARAK siyasete devam ederler, ya da, şimdiye kadar atılan bir adım ileriden sonra, yerimizde bile saymaya zaman kalmadan  iki adım geriye gideriz!..

“Orduya kumpas kurulmuş”!! Kim kurmuş bu kumpası? Cemaat herhalde! E..Yani şimdi bütün o Ergenekon Davaları, Balyozlar falan hep bu “kumpas”ın sonuçları mıydı!! Adamı böyle şaşkına çevirirler işte!.”Faiz lobisine”, “küresel sermayeye” karşı kutsal savaş-“istiklal savaşı”-falan diye başlarsanız, sonunda geleceğiniz yer budur!.  Bu durumda önünüze bir duvar çıkıyor. Ve tabi siz de,  bu duvarı aşamayacağınızı görünce, bu seferde süreci sıfırlayarak yeniden aynı yola devam etmenin koşullarını yaratmaya çalışıyorsunuz!.

Bakın açık söylüyorum, bu yol çıkmaz! Bu türden manevralarla belki İÇERDE geçici-statik  bir denge kurma yoluna girebilirsiniz, ama küresel sistem kaldırmaz bunu!. Çok kısa zamanda oluşan girdap sizi de Türkiye’yi de yutuverir!. Üstelik de öyle olur ki, siz daha ne olup bittiğini falan anlamadan olur biter bütün bu işler!. Ve de oturur bütün kabahatı Cemaata yükleyerek ağlamaya başlarsınız!..Kim bilir bu durumda artık o  “danışmanlar” ne yapar!. İsterseniz bahse girelim, onlar gene eski mevzilerine dönerek “atışlarına” devam ederler, hem de hiç utanmadan!!..