BATI’DA VE BİZDE SİVİL TOPLUMUN ORTAYA ÇIKIŞ SÜREÇLERİ...-1-

 

-BATI’DA SİVİL TOPLUM AŞAĞIDAN YUKARIYA DOĞRU TARİHSEL GELİŞME SÜRECİ İÇİNDE ORTAYA ÇIKARKEN, YUKARDAN AŞAĞIYA DOĞRU GELİŞEN BİZİM GİBİ TOPLUMLARDA SİVİL TOPLUM “TARİHSEL UZLAŞMA” ETKİNLİĞİNE BAĞLI OLARAK ORTAYA ÇIKMAKTADIR!...

Şimdi önce  yazıyı, benim ne demek istediğimi falan bir yana bırakın ve   Facebook’ta yayınladığım şu iki videoyu bir izleyin. Bunları iki gün önce  yayınladım, bakalım ne reaksiyon gelecek diye. Sayfaya girince hemen karşınıza çıkan “başörtüsü” olayıyla ilgili ilk paylaşımı ve sonra da onun altındaki, sevişen rahip ve rahibe olayını kastediyorum!...  https://www.facebook.com/zm.aktolga1

 İsterseniz önce ikincisinden, bir rahiple rahibenin sevişmeleri ve yoldan geçenlerin buna karşı  reaksiyonu olayından başlayalım: 

 Paylaşımın altına şöyle not düşmüşüm: “Bakın, demokrasi budur işte!... 21.Yüzyılda din, dindarlık ve sivil bakış-duruş budur... İnsanların reaksiyonuna bir bakın, medeni olmak, hoşgörü budur... Bu duruş, Batı’da  sivil toplumun zaferine bağlı olarak ortaya çıkan   kendine  özgü bir  oluşumu ifade etmektedir”...

Şimdi burada  tutupta,  Batı’da bu noktaya nasıl gelinmiştir, Batı toplumlarının tarihsel gelişme diyalektiği söz konusu olduğu zaman buradaki-Batı’daki- anlamıyla “sivil toplum” nedir, nasıl ortaya çıkmıştır   bunları anlatmaya kalkmayacağım. En azından bunun yeri böyle bir  makale değil. İsteyen aşağıdaki linke bakabilir: http://www.aktolga.de/m48.pdf 

Burada altı çizilmesi gereken nokta şu bence: Batı toplumlarının tarihsel gelişme süreci içinde sivil toplum, feodal toplumun bağrında, onun diyalektik anlamda inkarı olarak ortaya çıkan “Kent toplumunun” ürünü olur. 

Bilindiği gibi kapitalist toplum feodal toplumun ana rahminde “Kent toplumu” olarak gelişmeye başlar. Bu gelişme süreci aynen ana rahmine düşen bir bebeğin gelişme süreci gibidir. Gelişebilmek için hem ona-ana rahmine- muhtaçtır, ama hem de onu aşarak kendisi için bir varlık haline gelmeye çalışır. İşte, Batı toplumlarının tarihsel gelişme süreci içinde feodal topluma karşı daha başından itibaren bir alternatif olarak ortaya çıkan ve onunla birlik içinde  mücadele ederek gelişen- yeni bir üretim ilişkileri sistemini temsil eden- devlet dışı bu sivil  oluşuma “sivil toplum” deniyor... Yani, feodal sistemin içinde, onun bir parçası olarak doğduğu halde,  feodal sistemi eleştiren ve daha sonra da onu değiştirerek yeni bir üretim ilişkileri sistemini inşa eden güçtür sivil toplum gücü.

Sonuç ortada:  Bu sivil toplumun inşa ettiği yeni toplum. Biz buna bugün modern kapitalist toplum diyoruz. İşte bu,  inşa edici- devrimci sivil toplum gücü, süreç içinde feodalizmi saf dışı bırakarak yeni toplumu-modern kapitalist toplumu inşa ederken, aynı zamanda onun ideolojik ve kurumsal düzeyde en büyük destekçisi olan Kiliseyi ve dini de reforme ederek kendisine uydurmuştur. “Batı demokrasilerinin” temeli böyle atılır. Bu durumda Batı’da din artık sisteme entegre olarak eskiye dönüşü temsil eden bir odak- ideolojik  zihinsel bir sistem olmaktan çıkmış, mevcut sistemin tarihsel köklerini,  onun nereden, nasıl çıkıp geldiğini temsil eden  tarihi-müzelik bir güç, bir simge haline gelmiştir diyebiliriz.

Batı’da,  çoğu yerde, yenilerini inşa etmek için  feodal dönemden kalma eski binalar  bile yıkılmaz!... Onları,  görünüşleriyle olduğu gibi muhafaza ederek içeriğini-fonksiyonunu değiştirirler, yani “restore” ederler o kadar. Ve bununla demiş olurlar ki, işte bizim köklerimiz buralardadır. Biz öyle pozitivist toplum mühendisliği mantığıyla yukardan aşağıya doğru inşa edilmiş köksüz bir toplum-millet değiliz. İçinden çıkıp geldikleri köklerini göstererek yeni kuşaklara  nasıl bir mirasa sahip olduklarını öğretmiş,  onların da bu köklerden tarihsel toplumsal gıdalarını almalarına olanak sağlamış olurlar.  Yani,  Batılı anlamda “restorasyon”, varolan sistemin,  içinden çıkıp geldiği eskiyi küllerinden yeniden yaratarak ona teslim olması anlamına gelmiyor!  O, yani Batılı toplumu, “yeni” olarak  “eskinin”  içini zaten  boşaltmış olduğu için,  “eskiye” ait  görünüşü muhafaza ederek onu   zamanın ruhuna uygun bir şekilde  hayat vererek  kullanmış oluyor!...

Videodaki  o rahiple rahibeye bakın!... Bu video aslında “verstehen Sie Spas”-“şakadan anlar mısınız”-programı için çekilmiş, yani günlük hayattan doğal bir alıntı değil! Ama bu onun önemini azaltmıyor (hadi siz yapın böyle birşey bakalım, Türkiye’de  neler oluyor!!), tam tersine ona daha da bir anlam katıyor... Çekimi yapanlar (bilinç dışı bir dürtüyle) insanların nasıl reaksiyon vereceklerini ölçmek-göstermek ve    “yeninin” gücünü demonstre ederek -gene  biliç dışı bir şekilde- bir kere daha sivil toplumun zaferini  ilan etmek   için bir tür test yapmış oluyorlar!...

Çevredeki o insanlar ise, işte o insanlar da,  yeni toplumu inşa eden sivil toplum gelenekli, onun içinden çıkıp gelme modern  toplum  bireyleri olarak,  karşılarındaki tabloya bakınca-gene bilinç dışı bir şekilde- sadece gülümseyerek  kendi zaferlerinin  bir kere daha altını çizmiş, onu  kutlamış oluyorlar!!... İşte bütün mesele burada! Bizim bu taraftan bakınca, pozitivist bir zihniyetle  sanki bilinçli olarak öğrenilmesi gereken  bir faaliyetmiş gibi gördüğümüz ve   “hoşgörü” olarak ifade  ettiğimiz o  “gülümseme”,  Batı toplumlarının tarihsel gelişimini, yeni toplumu inşa eden “sivil toplumun” nasıl bir süreç içinde geliştiğini, bugün bize yukardan aşağıya bilişsel bir faaliyetle “öğrenilerek” kazanılması gerekiyormuş gibi görünen bazı değerlerin orada nasıl tarihsel olarak ortaya çıkan ve artık bir kültür-bilinç dışı yaşam bilgisi-haline gelmiş bilgiler olduğunu  gösteren  de  odur!... Kısacası, gülümseyerek geçip gitmekle “işte bizim-sivil toplumun-zaferi budur” demiş oluyor o insanlar. Bitti!...

Tabi bu sürecin  -yeni yaşam bilgilerini, yani kapitalist kültürü üretme sürecinin-aynı zamanda,  yeni toplumda sınıflar arasında birlikte yaşamanın kurallarını da belirlediğini,   toplumsal hoşgörünün-toleransın  sınıflı bir toplumda hayatı mücadele içinde  birlikte üretme esasından kaynaklandığını, demokrasi denilen işletme sisteminin özünün de zaten bu olduğunu  unutmayalım. Daha başka bir deyişle, Batı toplumlarında burjuva demokrasisinin, yukardan aşağıya doğru, devlet gücüyle -ya da “solcu aydınların” o çok bilmiş “öğretici entellektüel” faaliyetiyle-  topluma “öğretilen” bir yetenek olmadığını, bunun, aşağıdan yukarıya sivil toplumun gelişme süreci içinde tarihsel olarak gelişip artık bilinç dışı  kültürel bir  yaşam bilgisi  haline gelmiş bir işletme sistemi olduğunu unutmayalım!...

Şimdi geliyoruz birinci videoya, yani bize, bu iş bizde nasıl olmuş, oluyor ona!... (devamı ikinci yazıda!...)