Beyaz Türklere nasihatler


  BEYAZ TÜRKLERE NASİHATLER, YA DA BUNDAN SONRA BEYAZ TÜRK STRATEJİSİ NE OLMALIDIR SORUSUNA VERİLEN CEVAP!...

"Gülümseyin" diyor A.Altan!!... Kendisinin suratı bir karış ama gene de etrafındakilere "gülümseyin" diyerek yeni Beyaztürk stratejisinin ne olması gerektiğini anlatıyor!...

http://www.marmarayerelhaber.com/ahmet-altan/38698-gulumseyin

İşte onun yeni-aslında eski- Beyaz Türk stratejisi:

"Bir kere, siz de paniğe kapılıp ikinci bir zebra sürüsü halinde koşturmaya başlamayın“. Yazıyı okursanız göreceksiniz, buradaki „Zebra sürüsü“ panik halinde koşa koşa giderek  AK Parti’ye oy veren o halk oluyor!...

Beyaztürklere „Boşverin öyle “vizesiz gidilen ülkeler” listelerine bakmayı falan… Burası sizin de ülkeniz… Dedeniz burada yaşadı, babanız burada yaşadı, siz burada yaşıyorsunuz, çocuklarınız da burada yaşayacak... " diyor Ahmet!...

Ve onlara „mücadele“ etmeyi öneriyor!...

Neyin mücadelesi olacak bu Ahmet, her halde eskiden olduğu gibi “işçi sınıfının iktidarı“ için değil!!... Peki o zaman kimin, neyin için, hangi sınıfın-ya da zümrenin- iktidarı  için mücadele olacak? Bütün o kutsal hedeflere yeniden inşa edilecek bir Beyaztürk iktidarıyla mı ulaşılacak?... Öyle ya, başka ne kalıyor ki geriye?  Ahmet’in mücadeleye çağırdığı „şu günlerde „vizesiz gidilen ülkeler listesini“ araştıranlar kimler?

Şimdi söyleyin bana lütfen, „bu toplumda insanların topyekün psikoterapiye ihtiyacı var“ derken haklı mıyım yoksa haksız mıyım?

Bütün suçu MHP ye ve Bahçeliye atarlarken aslında onun- onların da kendi Beyaztürk-Beyazkürt mahallelerinin bir parçası olduğunu itiraf etmiş olmuyorlar mı bunlar (aynı değerlendirmeyi PKK da yapıyor!!)...

Şunu göremiyorlar bir türlü, Bahçeli başka ne yapabilirdi? Bütün varoluş gerekçesi-ideolojisi kör bir Devletçi milliyetçilik-Kürt düşmanlığı üzerine kurulu bir parti HDP’ nin içerden ya da dışardan desteklediği bir koalisyona „evet“ diyebilir miydi? Deseydi, artık söyleyecek hiçbir sözü, kendini savunacak hiçbir tezi kalmayacağı için o an biterdi öyle değil mi?!... Ve o da-Bahçeli de ne yapsın-yapması gerekeni yaptı aslında! Önünde duran soru şu idi: „Kırk katır mı yoksa kırk satır mı“? O da, sürünmeyi-yani zamana yayılarak yavaş yavaş ölmeyi- tercih ederek „kırk satır“ dedi o kadar!!... Ama Beyaztürk ideologlar "hayır" diyorlar, "Bahçeli MHP yi ve kendini feda etme pahasına mahalleyi kurtarmalıydı"!!..

İşte ideolojinin sonu denilen olay budur!!...

Göreceksiniz öteki "Siyah"-jakobenler de birgün aynı ideolojik "sonla" yüzleşecekler!... Çünkü, onlar da  şu an hala tam bir sarhoşluk-şaşkınlık- içindeler!... Ne yapıp edip 1 Kasım'ı kendilerine yontmaya çalışıyorlar-çalışacaklar!... Onların da 1 Kasım mesajını anladıklarını hiç sanmıyorum ben!!...

"Neden korkuyorsunuz?" diyor A.Altan Beyaztürklere!...

"Bu ülkenin dağları, denizleri, ovaları, hapishaneleri sizin" diyor!... Ve de, aç tavuk rüyasında darı görürmüşcesine: "Biraz mücadele etmenin, zorbalara karşı “hakkı” savunmanın, tehlikeyi hissetmenin hazzını öğrenin… O küçücük korku dolu hayatların duvarlarını yıkma fırsatını veriyor hayat size" diyor... “Onların orduları, polisleri, yargıçları, savcıları, medyaları, kasalara doldurdukları paraları vardı ama biz haklıydık, sonuna kadar mücadele edip kazandık oğlum” diye anlatacağınız günlerin gururunu şöyle bir içinizde hissedin" diyor!!... Görüyorsunuz, mantık hep “onlar” ve “biz”!!... Ondan sonra bir de tutup berikinlere diyorlar ki “ülkeyi kutuplaştırıyorsunuz”!!..

"Silkinin, korkmayın" diyor!..."Karşınızda panik içinde koşuşan bir kalabalık olduğunu aklınızdan çıkarmayın, soğukkanlı bir kararlılık her zaman panikle koşanları yener sonunda… Bir zaman sonra onların bir kısmı zaten yeniden size katılacak.

Aslında, mücadeleye katılma kararlılığından ve gücünden daha zor olan bir başka “duygusal devrim” bekliyor özellikle Türkleri" (yani Beyaztürkleri!!...) diyor!...

Allahaşkına bu sözlerin, bu ruh halinin Y. Özdil'inkinden ne farkı var? Bakın o da ne diyor halka:

http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/tek-basina-2-976515/

"Artık, evde tek başınasın. Bi başınasın. “Ne halin varsa gör” demiyorum, asla… Tam tersine, sana yardımcı olabilme gücümüzü elimizden aldığın için, bundan böyle istesek de senin için bir şey yapamayız demek istiyorum“.

„Yapayalnızsın. Biz yüzde 25 mesela, birbirimize kenetleneceğiz. Biliyoruz ki, bize sadece bizden fayda var. Her zamankinden fazla sarılacağız, eskisinden fazla sahip çıkacağız birbirimize… 10 Kasım’da aç televizyonu bak, birimiz bile eksik olmadan, hepimiz orada olacağız. İstersen yüzde 490 al, dünyayı durduracağız dokuzu beş geçe"...

"... Sana gelince kardeşim… Olan sana oldu. Belki bir kahve kuytusunda masada görürsün bu gazeteyi, ya da ne bileyim, belki bir gecekondunun kırık penceresinde rüzgar kessin diye örterler, denk gelir okursun… Haberin olsun. Tek başına iş başına dediler.  Bundan böyle, bi başınasın"...

Aslında "bi başına" kalan kendileri!!... Çünkü, kuşun artık kafesten uçtuğunu, isteseler de onu bir daha geriye getiremeyeceklerini biliyorlar!... A. Altan'ın ki (kız babasının ruh haliyle kıyaslarsak) "solcu-jöntürk" jakobenizmi ise, Y.Özdil'in ki de Beyaztürk elitist küskünlüğüdür o kadar! Hani "kızı başıboş bırakırsan ya davulcuya ya da zurnacıya kaçar" diye ataerkil bir atasözümüz var ya, kızın kaçtığını gören Beyaztürk babanın inişli çıkışlı ruh halini yansıtıyor bunlarınki!... İnşallah „ötekiler“ de kızı götürüp  „göklerden gelen ilahi bir ses“ falan diye antika-mehdici şarkılar söyleyen bir "çalgıcıya" teslim etmezler!!... Açık söyleyeyim, bu konuda da benim içim hiç rahat değil!...

Dün, Y.Akdoğan’a „yeni Anayasa yapımı gündeme gelince   AK Parti’nin Başkanlık sistemi konusunda ısrarcı olup olmayacağını“ soruyorlar. O da, „elbette, bu bizim programımızda olan bir konudur“ falan diyor!…  CHP’nin cevabı hazır tabi, anında geliyor o da!... Onlar da diyorlar ki, „biz çağdaş, modern bir anayasa yapımına varız, ama öyle „Başkanlık sistemi“ falan diye ısrar edeceklerse  kapımıza bile hiç  gelmesinler“!!.. Hadi bakalım kolay gelsin!!... Böyle başlarsa iş gene „biz istedik ama ötekiler istemedilere“  çıkar!...

Bakın, 1 Kasım’da halkımız AK Parti’ye  neden tekrar oy verdi?  

Davutoğlu demişti ki, „ormanda yolunuzu kaybettiğiniz zaman hiç çekinmeden tekrar bildiğiniz yola dönün, bu sizi   doğru yola  yönlendirecektir“… Halkımız işte bu söze güvendi… O halde yapılacak iş,  hiç vakit kaybetmeden „fabrika ayarlarına“ dönerek   yeni bir anayasa yapımına başlamaktır.  

Eğer AK Parti’nin jakobenleri  süreci yeniden illa da illa „Türk tipi Başkanlık Sistemi“ falan diyerek   kısır bir tartışma ortamına sokarsa bundan Türkiye de kaybeder  AK Parti de!… Beyaztürklerin şu anki durumuna bakın, Vallahi bu halk sizi de aynı şekilde  çarpar da ne olduğunu  siz de farkedemezsiniz!... Bu nedenle, „Türk tipi“ diretmelerini  falan bir yana bırakın da,  şimdi  hemen  sıvayın kolları!… Başka türlü ne Kürt sorununu çözebilirsiniz, ne de ekonomiyi tekrar rayına oturtabilirsiniz…  

Durmak „patinaj“ yapmaktır!… Unutmayın ki,  7 Haziran’da duvara toslamanın nedeni, daha önce  Sayın Erdoğan’ın dediği gibi   „patinaj“ yapar hale gelmek olmuştu!  Kendinizi ve Türkiye’yi tekrar bu duruma soktuğunuz an, o „göklerden gelen ilahi seslerden“ falan medet umma anlayışları gene hortlar ve bu sefer  halkımız tokatla da yetinmez!!..