CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..


“Bu 'aydınların' görmezden geldiği bir arif, Cemil Meriç şöyle söylemiş: 

"Genç Osmanlılardan, genç sosyalistlere kadar bütün Türk aydınları bir hıyanet psikozu içindedir. Bu bir alınyazısı mı? Yani, haşin ve kaçınılmaz bir açığa çıkış mı söz konusudur? Elbette, imparatorluğun yükseliş devrinde aydın, toplumun herhangi bir ferdidir, zevkleriyle, zilletleriyle, mukaddesleriyle, acıları ile. Toplumun herhangi bir ferdiyle aynı camide namaz kılar, aynı kahvede dinlenir, aynı sofrada yemek yer. Ne imtiyazı vardır, ne imtiyaz peşindedir. Tanzimat'tan sonra durum değişir. Aydın, kendi tarihinden koptuğu ölçüde aydındır; kendi tarihinden, yani kendi insanından. Batı'nın temsilcisi olduğu ölçüde aydın. Batı medeniyetine bağlanmak, deri değiştirmekle olmaz. Daha köklü, daha uzvî bir başkalaşma gerek. Aydın, bu başkalaşmayı başardığı, yani ihanette muvaffak olduğu ölçüde benimsenir Batı tarafından. Aydın da bir bürokrattır; o da mütevazı bir temsilcisi bulunduğu içtimaî zümre gibi şöhret ve itibarını yeni efendilerine, yani Avrupa'ya borçludur." [1]

Bu satırlar Sabah Gazetesinde yazan “Batıcı olmayan” bir  “öteki” aydına-Cemil Meriç aydınına- ait!... Peki o zaman biz de C.Meriç’ten başlayalım:

Cemil Meriç'i, bana göre çok geç-1973'de Selimiye Askeri Cezaevi’nde-ama Türkiye "aydınlarına"göre çok çok erken bir dönemde keşfedenlerdenim!!.. Onun yukardaki tarih ve bu tarihin ürünü olan “Tanzimat aydını”  anlayışına da tamamen katılıyorum... Zaten bu konuda çok yazdım da.... Ama artık, "evet ama, bu da yetmez" diyorum!! Çünkü, C.Meriç tipi aydın olmanın dönemi de sona ermiştir!!... 

Evet, Tanzimattan sonra Oryantalist kültür ihtilali ürünü "Batıcı" aydın tipi Türkiye'nin entellektüel hayatına egemen olmuştur bu açık... AK parti iktidarıyla birlikte buna karşı bir "reaksiyon" dönemi yaşandığı ve bu reaksiyona endeksli "yeni tipten" "aydıların"  ortaya çıkmaya başladığı da bir gerçek!!... Ama süreç o kadar hızlı gelişiyor ki, artık bu dönem de sona erdi, yani "Türkiye  aydını" gene geç kaldı!!... Çünkü artık "Batı düşmanı"-ya da anti Batıcı- olarak da "aydın" olamazsınız!!... 

Yaşanılan yaşanılmıştır ve bugün Türkiye'de iki kültür-iki Türkiye vardır artık... Bu nedenle, geleneksel-İslamcı Türkiye'nin Batıcı Türkiye'yi yok ederek-tarih sahnesinden silerek- "yeni bir Türkiye" inşası mümkün değildir... Türkiye'ye özgü burjuva demokratik devrimin birinci aşaması Batıcı-Kemalist statükonun alaşağı edilmesini içeriyordu. Ama devrimin ikinci aşaması anti Batı-ya da İslamcı bir Türkiye'nin inşası anlamına gelmiyor! Devrimin ikinci aşaması Doğu-Batı sentezini- iki kültürün, iki medeniyetin birlikte yaşamasını- hedef alan bir sentez kültürü ve politikayı  hedef alıyor... İşte benim  "tarihsel uzlaşma"  olarak tanımlamaya çalıştığım şey budur!... Yani artık C. Meriç'i savunarak, ya da İdris Küçükömer'i falan tekrarlayarak da "devrimci"-"aydın" olamazsınız!!... Gercek "aydın" düşünce üretendir, reaksiyonla aydın olunmaz!... Olayların ve süreçlerin arkasında sürüklenerek aydın olunmaz!!....

Biz, jöntürk kökenli Batıcı aydınlar "sentez" olayını Kimyager mantığıyla- laboratuarda onu ona, bunu buna katarak "sentez" elde etme mantığıyla- tanıdığımız için, yani hepimize bir miktar toplum mühendisliği bulaşmış olduğu için, şimdi "tarihsel uzlaşma" olayını da gene böyle anlıyoruz!...

"Tarihsel uzlaşmayı" sen-ben bir mühendislik ürünü olarak yapmayacağız, bu sadece partiler arasındaki bir "koalisyon" olayı değildir!!... Bu, İslamcısı ve Batıcısıyla, Kürt ve Türküyle, Çerkeziyle bütün bir Türkiye sivil toplumunun yüzyıllar boyunca bilinçdışı olarak hayatın içinde gerçekleştirdiği bir oluşumdur... Bizim şimdi yapmamız gereken, bilinçdışı olarak zaten var olan bu potansiyel gerçeği bilince çıkararak onu objektif gerçeklik haline getirmektir...

Etrafınıza bakın, bütün "işveren kuruluşları" (sadece büyüklerin temsilcisi Tüsiad değil, AK Parti’nin arkasında duran Müsiad da) ve bütün çalışanlar örgütleri hep "Tarihsel uzlaşma" modundalar...Yani, toplumun büyük çoğunluğu bu potansiyel gerçekliğin farkında, onu yaşıyor çünkü... Bütün mesele, bu potansiyeli 21.yüzyıl paradigmasıyla buluşturacak olan eylem programının-çözüm önerisinin- bu kez bilişsel bir program olarak (yani farkında olunarak) ortaya konulup, suyun akışının bu kanala aktarılabilmesinde yatıyor...

İşte bugün bu yapılamadığı içindir ki, suyun altındaki potansiyel kendisine başka çıkış yolları arama noktasındadır. O, mesih-yol gösterici- yaratma mantığının altında yatan budur... 21.yüzyıl  kulvarlarında koşar hale gelemeyince çözümü antika tarih kulvarını "restore" edip, eski günleri "hatırlayarak" orada koşmaya çalışıyor insanlar!!... Bu yönde bir "çıkışı" alternatif olarak sunanlar bu nedenle hala makbul haldeler!!... Kendine özgü bir jakobenliğin hala geçerli olmasının nedeni budur... Yani sen tutacaksın toplumun yarısını yok ederek kendine bir yaşam alanı oluşturacaksın öyle mi!! Ortaya sunulan alternatifin özü budur!.. Ama görüyorsunuz işte  bu mümkün değil... 

Sonuç mu: Türkiye politika üretemez hale geliyor, iş yapabilme kabiliyeti kilitleniyor...
Dün gene kendimi zorladım ve  Y.Bulut'u okumaya çalıştım!!.. Tamamen alternatif Devletçi bir tarih anlayışı yaratılmaya çalışılıyor... Devlet hep masum gençkız, o canavar "Batı" geliyor onu iğfal ediyor!! Topluma verilen mesajın özü budur!... Şimdi bundan kurtulmanın zamanıdır deniyor... Bu mantığa göre, o Duyun'u Umumiyeler falan hep o Batının bize zorla kabul ettirdiği boyunduruklardır!... Topluma, "IMF yi nasıl kovduysak".... diye başlayan sahte bir Devletçi-jakoben ruh aşılanmaya çalışılıyor!!...Hiç kimse de demiyor ki, kardeşim o Devlet neden gitmişte Batının kucağına oturmuş!!... Neden o Batıdan alınan kredilere muhtaç hale gelinmiş?... O Duyunu Umumiye nasıl olmuşta gelmiş Devletin ömüğüne çökmüş?... O Tanzimat’a giden yol nasıl döşenmiş?... O II.Mahmut’un hiç mi suçu yok; ya da o II.Mahmut nasıl-neden-ortaya çıkmış-çıkabilmiş?? Ve de doksanlı yıllarda nasıl olmuşta IMF kredilerine muhtaç hale gelmişiz?...

"IMF yi kovduk" diyorlar!!... Hayır efendim siz IMF yi kovmadınız, IMF ye olan borcunuzu ödediniz ve de dediniz ki, artık IMF den alınacak borçla değil, üreterek, kendi ayaklarımızın üzerinde yürüyerek başaracağız bu işi... AK Partinin yaptığı budur... Başarı IMF yi kovmakla değil, ona muhtaç hale gelmemekle sağlanmıştır... IMF zorla gelip oturmuyor ki, sen ona mecbur kalıyorsun.. Bu nedenle "kovmak" kavramı hamasettir, olayı saptırmaktır... 
Kısacası, nasıl ki Kemalistler kendilerine göre bir tarih yaratarak bizleri uyuttularsa, şimdilerin yeni ittihatçıları da gene aynı şeyi yapmaya çalışıyorlar... Aklımızı başımıza toplayalım!..



[1] http://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/sancar/2015/07/19/hacivat-aydin?fb_ref=default