Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!


YİĞİDİ ÖLDÜRÜN AMA HAKKINI YEMEYİN!...DEMİREL GERÇEĞİNİ KAVRAMADAN BİR 12 MART'I AÇIKLAYAMAZSINIZ!!

VAY ANASINA, 40 YIL SONRA SENİ HATIRLAYAN BİR BEN KALMIŞIM, GÖRDÜN MÜ BAK İHTİYAR!!..

Evet, Demirel daha sonra Devletle uzlaşmış, ruhunu ona teslim etmiştir, bu doğru, ama bu, "yiğidi öldür fakat hakkını yeme" sözünü bize unutturmamalıdır!...

1973 Mart'ında  parlamentonun üstünde Batur'un jetleri gövde gösterisi yaparken-ve de istisnasiz  bütün "solcular" "Filipin tipi parlamento" diye onu küçümseyerek  Gürler'in tarafını tutarlarken, "12 Mart faşizminin  temsilcisi General Gürler'in” Cumhurbaşkanlığına karşı parlamentoyu savunarak direnen  de gene o idi...

Unutmayın, eğer madalyonun bu yanını görmezlikten gelirseniz, örneğin  bir 12 Mart'ı nasıl açıklayacaksınız o zaman?

12 Mart öncesinde "Morison Süleyman" diye sokakları inleten kimlerdi; kimlerle birlikte kime karşı yürütülüyordu  "mücadele" o zaman? Bizler, hepimiz de, bir şekilde bu “mücadelenin”  içinde yer almadık mı?  Bir 8-9 Mart Darbesi kime karşı yapılacaktı?... Onu bırakın, 12 Mart Muhtırası kime karşı verilmişti? Bu kadar basit bir tarihsel gerçeği bile   görmezlikten gelerek halâ nasıl bugünü açıklamaya çalışıyorsunuz!

Eğer Demirel'e vururken  madalyonun bu yanını örteceğinizi-unutturacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz; o zaman "ben"i nasıl açıklayacaksınız peki!! İşte, bütün o  jöntürk solcularının  bugün bile  halâ “beni” sanki korkulacak  mezar kaçkını bir hayaletmiş gibi göstermelerinin nedeni budur!!...  73 Mart’ının ve o anın içindeki  duruşun bir tür turnusol rolü oynamasıdır... Burada "ben" değilim önemli olan, o turnusolun gösterdiği sonuçlardır (bunu yazın bir tarafa!!)... İster bu gerçeği  anlayın ister halâ anlamazlıktan gelin, ama  tarihi aldatamazsınız!!.. Bir 12 Mart’ı yerine oturtmadan bugünü bile doğru dürüst açıklayamazsınız...

73 Mart'ında bizler "12 Mart faşizmine ve amerikan emperyalizmine karşı parlamentoyu ve Demirel’i destekliyoruz" derken bugün bile halâ "sol" denilerek  anılan bütün o jöntürk solcuları  o zaman, "bir yanda 27 Mayıs geleneğinin temsilcisi general Gürler, bunun karşısında ise, 12 Mart faşizminin temsilcisi Demirel, biz elbette ki Gürler'i destekliyoruz" diyerek bizleri "dönek" ilan ediyorlardı... Bunlar hep kayıt altında olan şeyler... Açın o dönemdeki "Yeni Ortam" gazetesini ve daha sonraki yayınları (isim vermeyeceğim) bakın kimler  neler yazmışlar!!.. Bizler hapishanede kalırken,  bunlar daha sonra Ecevit affıyla  bütün o cuntacılarla birlikte   affedilerek dışarı  salınmış,  12 Mart’a karşı mücadelenin kahramanları  ilan edilmişlerdir!!..  

Bunları da bilin diye yazıyorum... Yani öyle sadece Demirel'e vurmayla tarihi açıklayamazsınız!...

http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/32784-12-MARTTAN-GUNUMUZE

Tamam, daha sonra o-Demirel- hepsini unuttu bunların ve  Devlet’le uzlaştı; idamlar konusunda falan olumsuz bir çizgi izledi... Ve de, zamanla ruhunu Devlete satarak burjuva devrimci sürece ihanet etti. Bunlar  doğrudur... Ama madalyonun öteki yanını da görmeden olayı bütünlüğü içinde kavramak mümkün değildir...

Düşünün,  Demirel başbakan olmuş, seçimi kazanarak başbakanlığa geldiği an odasında, tam oturduğu yerin karşısındaki duvarda Menderes'in idam sehpasındaki fotoğrafı asılı!... Bu ne demektir biliyor musunuz: "Bak dikkat et, senin de sonun böyle olur" demektir bu!... O da korkmuş ve daha sonra da  onlarla uzlaşmıştır, ruhunu onlara satmıştır; bu kadar basit olay!  Yani, şimdikiler gibi "kefenini giyip" kendini mehdi ilan ederek onlara-eski Türkiye’nin Devletine meydan okuyamamıştır o!... Olay budur...

Tamam, “şimdikileri” de inkar etmiyoruz biz, “helal olsun Erdoğan’a”  diyoruz;  ama,  bunun yanı sıra, bugün bu işin öyle sadece “kefen giymeyle”, kendini mehdi ilan etmeyle falan  olmayacağını da  söylemeden geçmiyoruz!..

Kısacası, semerini döverken asıl dövülecek olanın o eşek olduğunu unutmayın!!..

Bitmedi!! Gelelim tekrar sayın Erdoğan'a ve de "sevgili" AK Partililere!!..

Menderes, Özal, Erdoğan geleneğinden bahsettiniz hep, doğrudur;  ama şimdiye kadar Demirel'in adını  bile ağzınıza  almadınız hiç, o,  Devletle uzlaştı diye... Buna bağlı olarak, 12 Mart’tan  da  hiç bahsetmediniz tabi; sanki bu ülkede  öyle birşey hiç olmamış  gibi!...  Neden?  Tamam, iyi güzel, 12 Mart’tan bahsedersek işin içine Demirel’de girecek o zaman; ama o şimdi Devletle uzlaştı diye düşündünüz belki! Ama ne oldu sonra,  siz de aynı Devletin kapısını çalar hale gelmediniz mi!!... Ne yani, biz şimdi sizi de mi toptan inkar edeceğiz!!  Ama hayır, biz bunu yapmıyoruz işte,  Devletle uzlaşma içine girdiniz diyerek  sizlerin-bir Erdoğan'ın da-bütün yaptıklarınızı-ilk on yılınızdaki o devrimci duruşunuzu inkar etmiyoruz... Çünkü şunu biliyoruz ki, (“solcuların” ve “liberallerin” yaptığı gibi) bunu inkara yönelirsek ne Türkiye’nin son onbeş yılını açıklayabiliriz, ne de bugünü!..

Görüyorsunuz, devrim süreci öyle düz bir yolda ilerlemiyor!... Bir dönem devrimci dalganın önünde koşturanlar bir dönem sonra pekala onun karşısında yer alabiliyorlar (ya da tersi tabi)... Bu nedenle, her anı onun gerçekliği içinde ele alabilmek,  daima, “yiğidi öldürürken onun hakkını da yememek” lazım!...

Demirel'in bir sözüyle bitirelim: "Bugünün güneşiyle dünkü çamaşırları kurutamazsınız"!!.. Sevapları halkımızın, günahları Devletin hanesine yazılacak!..