Derin AK Parti konuşuyor!


 A.Selvi’nin  25.5.2015 tarihli-dünkü-yazısından bahsediyorum.   “Yarın geç olmadan uyarayım istedim”[1] diyor sayın Selvi. Bence bir köşeyazısı olmanın  ötesinde çok önemli bir mesaj bu.  Adeta derin AK Parti’nin çığlığı!..

Önce onu bir dinleyelim:

“Seçimlere 13 gün kaldı ama bazı ciddi sıkıntılar ve belirsizlikler var.

Bunlar;

1-Seçim startı verildiğinde kararsızların oy oranı yüzde 15'ti. Seçimde son düzlüğe girilince bu oran yüzde 5'ler seviyesine gerilerdi. Ama bu kez yüzde 14'ler düzeyini koruyor. Asıl önemli olan, kararsızların önemli bir kısmı AK Parti seçmeni. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sürprizlerle dolu bir seçim olacak” diye buna işaret etti.

2-HDP'nin barajı aşıp aşmayacağı konusu önemini koruyor. Son araştırmalar ve sahadaki gözlemler HDP'nin barajı aştığı yönünde.

3-AK Parti'nin alacağı oy oranı ve çıkaracağı milletvekili sayısı.

HDP'nin barajı aşması halinde oy oranından ziyade milletvekili sayısı önem kazanıyor.

Başbakan karınca gibi çalışıyor. Kılıçdaroğlu'nun iki, Bahçeli'nin üç katı miting yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan meydanlara indi. Peki AK Parti seçmenindeki bu kararsızlık nereden kaynaklanıyor? İkili görüntü bir kafa karışıklığına mı yol açtı?

Önceki seçimlerde AK Parti'ye oy veren ama şimdi partisiyle ilişkisini sorgulayan kitle yeniden kazanılmazsa, Türkiye 8 Haziran sabahı koalisyon hükümetine uyanma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.

AK Parti, tüp geçitle denizin altından Boğaz'ın iki yakasını bir birine bağlamayı başardı. Ama görünen o ki seçmenlerinin bir bölümüyle gönül köprülerinde bir sorun var. AK Parti'nin bu seçimlerde en büyük rakibi yine AK Parti. Seçimi kazanmasının yolu ise AK Partilileri kazanmaktan geçiyor... AK Parti son 2 haftada bu konuya bir çare bulmak zorunda.

Üçüncü köprüyü, üçüncü havaalanını yaparsınız, İstanbul'un altında üç katlı tüp geçit geçirir, denizin ortasına havaalanı kurarsınız ama bazı söylem ve tavırlarınız kendi tabanınızda rahatsızlık meydana getirmişse burada bir sorun var demektir.

AK Parti'ye oy veren dindarların ve batıda yaşayan Kürtlerin bir kısmının böyle bir sorgulama içinde olduğu anlaşılıyor.

Uludere, Kobani ve “Kürt sorunu yoktur” söylemiyle, batıdaki Kürtlerde duygusal bir kopuşun başladığı anlaşılıyor. Ayrıca partisiyle arasına mesafe koyan ama başka bir yere gitmeyen yüzde 14'lük bir kitle var. İlk kez bu seçimlerde böyle bir yapı ortaya çıktı. Bunları AK Partili kararsızlar olarak kavramlaştırıyoruz. Geçen seçimlerde AK Parti'ye oy veren ve bu seçimde başka bir partiye oy vermeye eli gitmeyen bir kesim. Burada milletvekili listelerinde yapılan yanlışlıkların payını da görmek gerekiyor.

AK Parti'nin bu durumu fark edip, kendisini ikna etmesini bekliyor.

Biz vaaz kürsüsünde, konferans salonlarında ya da miting meydanlarında sahabeden örnekler vermeyi severiz.

Hazret-i Ömer, “Seni kılıçlarımızla doğrulturuz” diyen cemaatin karşısında Allah'a şükrettiğini anlatırken gözlerimiz yaşarır.

Sahabe, atalarının dini yerine Hazreti Peygamber'in dinini seçtikleri için zulme uğruyor, hicret etmek zorunda kalıyorlardı. O yüzden, ”Anam babam sana feda olsun ya Resulallah” diyorlardı.

Buna rağmen, ulema arasında bunun şirke neden olmayacağı tartışılmış Peygamberimiz'e karşı sadece sahabeye has bir hitap şekli olduğu sonucuna varılmıştı.

Bugün ise edep ve erkân düsturlarını bir kenara bırakarak, ”Erdoğan için diyorum ki ona; anam, babam, eşim çocuklarım feda olsun” denilebiliyor.

Yetinilmiyor.

“Solculuk dönemimde Mevlânâ ile Şems'in arasındaki aşka anlam veremiyordum. Tanıdıktan sonra gördüm ki, böyle bir ilâhî aşk iki erkek arasında olabiliyor” türü konuşmalar yapılıyor.

An itibariyle ne Mevlânâ var ne Şems. Ne de kimse sahabi konumunda…

Bunlar Erdoğan'a ve AK Parti'ye bir fayda sağlamıyor. Gönül köprülerini zedeliyor, davamız zarar görüyor.

Biz tevazumuzla, sadeliğimizle ve fakir sofralarındaki yerimizle bilinirdik.

Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeye ve İslam alemine lazım.

Çok büyük hizmetleri oldu.

Ülkeyi en az 5 kat büyüttü. Askeri vesayeti geriletti. Başörtülüler birinci sınıf vatandaş oldu.

Meclis'e sokulmayan başörtülüler, milletvekili oldu.

İmam-Hatiplerin orta kısımları açıldı, okullara Kur'ân-ı Kerim ve Siyer dersleri konuldu. Çözüm süreci başlatıldı.

Hizmetleri saymakla bitmez.

Tek kelime ile Allah ondan razı olsun. Her sabah dualarımın arasında ismen saydığım iki kişiden birincisidir.

Ancak, “İki tabancam var. Bolca da mermim var. Ben ölmeden, beni vurmadan, ben asılmadan bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına kimse elini süremez” şeklindeki yaklaşımlar fayda sağlamıyor. Tam aksine Erdoğan'a zarar veriyor.

Evet iki tabanca var. Ama namluları Erdoğan'a çevrilmiş durumda.

Ayağı tökezlediğinde Erdoğan'ı ilk terk edecek olanlar da bunlardır. Özal'da, Çiller'de görmedik mi? Yeni efendiler bulunca sırtından hançerlediler. Menderes, Yassıada'da soyadını verdiği Ethem Menderes'in günlüklerinden yargılandı.

Erdoğan da, AK Parti de, Davutoğlu da bu ülke için gerekli.

Lütfen küçük menfaatleriniz uğruna Erdoğan'a kıymayın efendiler!

Yarın geç olmadan uyarayım istedim“.

Sayın Selvi, iyi güzel yazıyor bunları da, bence artık mesele bu aşamayı  geride bıraktı!..  Son iki yıldır AK Parti içinde  ideolojik bir virüsün hızla yayılmakta olduğunun altını çizerek,  “yedirmeyeceğiz, yedirmeyeceğiz  derken siz bu adamı yedireceksiniz” diye yazıp duruyorum! Ama  kimse önemsemedi, kimse duymak istemedi bunları!.. Şimdi öyle anlaşılıyor ki,  vakit  biraz geç artık,  çünkü artık süreç başka bir kulvarda gelişmeye başladı... Artık AK Parti’nin silkinip kendine dönmesi, onu vareden değerlere sahip çıkması gerekiyor!..  

O "Danışmanlar", o kendini Şems yerine koyup Erdoğan’ı da Mevlana ilan ederek "ilahi aşk" kavramını politikaya alet edenler, kimden nereden cesaret bularak bu kadar yüksek sesle konuşabiliyorlar ki!.. Tamam, “bunlar tapınmak için bir mesih yaratmaya çalışıyorlar” diyebilirsiniz, ama ortada bir de buna sesini çıkarmayan bir “lider” var artık!..

Açıkça, "AK Parti biziz", “Türkiye'nin dizginlerini de biz ele alacağız”  diye bas bas bağırarak medyada-ortalıkta dolaşan, kendilerini-“lideri”- "Ertuğrul dizisindeki" misyonun sahibi olarak gören, bu amaçla  tarih mühendisliği yapmaya çalışan jakoben bir kanat var ortada. bunu görmüyor musunuz? 

Bu mudur peki AK Parti, daha doğrusu bu mu idi?.. Başkanlık sistemine tamam, onun ayrı bir gerekçesi var, ama  o, "Töremize geleneklerimize uygun Türk tipi Başkanlık" söylemleri ne ki? Neye, nasıl bir gelecek vizyonuna işaret ediyor  bunlar, insanlar bunu anlamıyor mu sanıyorsunuz? AK Parti bu türden ideolojik söylemlerle mi iktidara gelmişti?

Geleceğe ilişkin "yeni"-“Türk tipi” ideolojik vizyonlarını TRT de yaptırdıkları "Ertuğrul" dizisiyle açığa vuranlar, küreselleşme çağında yaşadığımızı unutarak,  “stratejik zihniyetimize” dönüş  sloganı altında    750 yıl öncesine özgü bir dünya görüşüyle  Don Kişot gibi küresel  dünyaya meydan okumaya kalkarlarken, insanlar bütün bunların farkına varmayacak mı sanıyordunuz? 

Bugün "paralel devlet" hevesinde olanların  sadece "Paralelciler" olmadığı apaçık ortada değil mi? Bunların dışında bir de, "Devletin kurtarıcısı" rolüne soyunan yeni tipten jakoben-Devletçi bir kanadın  ortaya çıktığını  kimse farketmiyor mu sanıyorsunuz?... Hiç mi gazete okumuyorsunuz!! O “Danışmanların” nasıl-neden danışman yapıldıklarını göremiyor musunuz?

Tamam, dereyi geçerken at değiştirilmez... ama olay budur!..  AK Partiye bulaşan bu virüs  açığa çıkarılmadan  artık ne AK Parti düze çıkabilir, ne Türkiye!... (http://www.marmarayerelhaber.com/munir-aktolga)

Evet,  Devrim, AK Parti’nin başı çektiği demokratik halk devrimi-burjuva devrimi herşeye rağmen halâ  kendi yolunda ilerliyor, bu açık, ama artık yeni bir kulvarda!.. Bir önceki sürecin “devrimcileri” şimdi  yeni jakoben- ideolojik kimlikleriyle  ikinci aşamanın önündeki engeller halini aldılar artık!.. Halkımız bunu hissetmiyor mu sanıyorsunuz?.. (http://www.aktolga.de/a64.pdf)  

Daha önce küresel rüzgarları da arkasına alarak yükselen AK Parti’nin artık küresel akışa karşı kürek çekmeye başlar hale getirildiğini kimse farketmiyor mu sanıyorsunuz?... Söylemler bile değişti, bunu görmüyor musunuz?... Daha önce, küresel sermayeyi ülkeye çekmek için “demokratikleşmeden” bahsedenlerin, şimdi nasıl  "küresel odaklara karşı mücadeleden” bahseder hale geldiklerini, hergün yeni bir komplo teorisi yaratarak hayalet taşlar-taşlatır hale geldiklerini,  “kapitalizme alternatif yeni  sistemler” arayışı içine girdiklerini  görmüyor musunuz?... “Demokratik bir anayasa” falan derken, birden bire,   bunun yerini, ne olduğu daha kimseye anlatılamayan bir “Törelerimize uygun Türk tipi Başkanlık” sloganının aldığını göremiyor musunuz?

Halkımız Devlet sınıfına karşı mücadele içinde keşfetti ve  yükseltti AK Parti bayrağını!... Ne oldu peki sonra, bütün o Balyoz-Ergenekon Davaları falan ne oldu?  Yani bütün o darbe söylemleri, darbecilik falan hep boşmuş, bunlar hep o “paralelcilerin” işiymiş  öyle mi?.. O zaman neyin mücadelesiydi o verilen, ne idi o “kefen giymeler” falan, ne idi o 27 Mayıs, Menderes, idam söylemleri!!... “Madem ki ortada darbe-darbeciler falan yokmuş, o zaman hayalet mi taşladınız siz, hayalet taşlatarak mı oy aldınız bizden”  diye sormuyor mu bu millet sanıyorsunuz?..

Bir yandan "Kürt sorununu" çözmek için uğraşıyorsun, ama öte yandan da damdan düşer gibi bir anda "Kürt sorunu falan yoktur" deyip  çıkıyorsun işin içinden!! AK Parti ve hükümet dımdızlak kala kalıyorlar ortada!..  Bu nedir şimdi! Kendi elinde bitiriyorsun partinin iradesini!... E, şimdi nasıl, kime güvenerek oy verecek ki millet o partiye? Yani sen bütün bunları yap,  “başkanlıkta başkanlık” diyerek herşeyi bir “Başkana” bağla, örgütü- AK Parti’yi  kendisini inkara yönelik tamamen farklı bir yola sok, ama kitleler de bunun farkında olmasınlar öyle mi!!... Yoksa siz de  ötekiler gibi "halk nasıl olsa cahil", anlamaz bunları  diye mi   düşünmeye başlamıştınız!!...