“DEVLET”, “PARALEL DEVLET”, SİVİL TOPLUM-YENİ TÜRKİYE DİYALEKTİĞİ..



“DEVLET”, “PARALEL DEVLET”, SİVİL TOPLUM-YENİ TÜRKİYE DİYALEKTİĞİ..

Evet, doğum olayı devam ediyor!. Yeni Türkiye’nin eskinin içinden onu yara yara çıkması olayı devam ediyor! Bu kez  Pandoranın Kutusu tam açıldı ve sistem bütün o “Paralel” yapılarıyla  birlikte gözler önüne serildi!.Zorlu bir doğum oluyor bu; anne yaşlı olunca işler o kadar kolay olmuyor!. Ama, kaşı gözü yarıla yarıla da olsa sonunda çocuk çıkıp geliyor işte, görüyorsunuz![1].

İşte “Devlet”, işte “paralel Devlet”, işte “sivil toplum”, ve işte Yeni Türkiye!. Aşağıdaki şekil bütün bunların hepsini bir arada gösteriyor. Bir tür siyasi pusula gibi!. Kim nerede duruyor, piyasadaki aktörleri  yerine oturtarak burada açıkça görebilirsiniz!. Tabi bu arada siz kendinizi de bulacaksınız bu şekilde!. Nerede durduğunuzu belirleyin yeter!..

Fotoğraf: “Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
"Evet, doğum olayı devam ediyor!. Yeni Türkiye’nin eskinin içinden onu yara yara çıkması olayı devam ediyor! Bu kez  Pandoranın Kutusu tam açıldı ve sistem bütün o “Paralel” yapılarıyla  birlikte gözler önüne serildi!.Zorlu bir doğum oluyor bu; anne yaşlı olunca işler o kadar kolay olmuyor!. Ama, kaşı gözü yarıla yarıla da olsa sonunda çocuk çıkıp geliyor işte, görüyorsunuz![1].
İşte “Devlet”, işte “paralel Devlet”, işte “sivil toplum”, ve işte Yeni Türkiye!. Aşağıdaki şekil bütün bunların hepsini bir arada gösteriyor. Bir tür siyasi pusula gibi!. Kim nerede duruyor, piyasadaki aktörleri  yerine oturtarak burada açıkça görebilirsiniz!. Tabi bu arada siz kendinizi de bulacaksınız bu şekilde!. Nerede durduğunuzu belirleyin yeter"!..
http://duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/20956-Devlet-paralel-devlet-sivil-toplum-yeni-Turkiye-diyalektigi

Türkiye’de iki yüz yıldır bir kültür ihtilali süreci yaşanıyor.   Devlet, kendini ve toplumu “batılılaştırıp değiştirerek kurtarma” güdüsüyle bir toplum mühendisliği faaliyetine soyunmuş!. Yukardaki şekilde ortaya koymaya çalıştığımız tablo bunun ürünü. Birbiriyle içiçe iki toplum, iki Devlet “iki Türkiye” gerçeği bu sürecin sonunda  ortaya çıkmış.   Devlet de,  “paralel Devlet” denilen o illegal potansiyel-hayalet Devlet de hepsi var bu tabloda!  Ama bütün bunların yanı sıra, varolan o eski Türkiye’nin diyalektik anlamda inkarı olarak onun içinden-onun ana rahminden  çıkıp gelen bir  yeni Türkiye gerçeği de var!..Az önce “iki Türkiye” gerçeğinden bahsetmiştik galiba, alın işte size bir Türkiye daha!; aynen o matruşkalara benziyor durum!!..

SİVİL TOPLUM NEDİR

Yeni Şafak gazetesinden Yusuf Genç’e konuşan Prof. İsmail Kara,   “Cemaatlerin ve tarikatların sivil toplum kuruluşu olmadıklarını ilk defa siz söylediniz değil mi” sorusuna şu cevabı veriyor: “Herhalde… Daha ileriye götürerek ‘Türkiye’de sivil toplum kuruluşu yoktur’ da dedim. (...) Cemaat ve tarikatların  zihniyet dünyaları itibariyle devletçi ve merkeziyetçi olduklarını söyleyebiliriz. Türkiye’de bu, aynı zamanda askerlere yakın olmak demek.(...) Devlet bizimdir ama başkalarının, yabancıların elindedir, bizim elimize geçerse mesele hallolacak diye düşünürler. Derin bir sistem tasavvurları, devlet fikirleri ve tenkitleri yoktur. Bu, Türkiye’ye karşı müdahalede kullanılma ihtimallerini de artırır...”[2]  “Ankara, irtica der, şeriat der, teokratik devlet der, bu sloganlar üzerinden onları mahkûm eder. (...) Ama diğer taraftan da toplumu ayakta tutacak, devleti meşrulaştıracak en köklü ve etkili varlık olarak dinin, yerli dindarlığın bunlar üzerinden, bunlar vasıtasıyla devamını ister, bunu teşvik eder.”

Bu satırları okuyunca bugün AK Parti’yle dalaşan Cemaat’in nasıl olupta geçmişte  Ergenekon ve Balyoz Davalarında  Devletin o öteki “derin” kanadına karşı  AK Parti’yle ittifak yapabildiğini daha iyi anlıyor insan!  Sonra, Taraf’da yapılan o operasyonları falan daha iyi anlıyor!. Bunların karşı olduğu şey,  sadece Devletin o bilinen “batıcı” yanıymış meğer; yani özünde Devletle bir problemleri yokmuş bunların!. Kara’nın dediği gibi “Devlet bizim, ama başkalarının elinde, bizim elimize geçerse mesele hallolur diye düşünüyorlar”mış!. AK Parti ise, eski Devletin yerine  Yeni Türkiye’nin yeni devletini (“Milletin devletini”) inşa etmek istiyor! Arada bir uçurum var!; ama bir süre, düşmanımın düşmanı dostumdur diyerekten  bu iki zıt unsur ittifak yapmışlar, olay bu kadar basit!

Evet,  bu çatışma eninde sonunda olacakmış, bu açık bir şekilde görülüyor artık. Ha, denebilir ki, “erken oldu”; yani, “bir süre daha, tehlike (Ergenekoncu tehlike) ortadan kalkana kadar, yeni bir anayasayla demokratikleşme süreci perçinlenene kadar  ittifakın devam etmesi iyi olurdu”.. Ben de böyle düşünüyordum açıkçası; bu yüzden de onları, Erdoğan’ı ve AK Partiyi eleştirdim de; üç tane “danışmanın” peşine takılarak bir yere varılamayacağının-dolayısıyla da tehlikenin- altını çizmek istedim hep, ama olmadı. Erdoğan’ı kuşattılar, ona gaz verdirdiler, o da, kendi gücünü abarttı ve acele etti!..Bir anda herkesi birden karşısına almakla doğru yapmadı!. Sonuç mu?! Biz “İstanbul burjuvazisiyle itttifaktan”  falan bahsederken, şimdi bir de Cemaat  meselesi çıktı  ortaya! Neredeyse, alın size bir müttefik daha diyerek onu da  Devletçi cephenin kucağına itmiş oldular!..

Ayrıca, şu noktanın da altını çizelim; bu Cemaat konusu o kadar basit bir konu değildir!.. Nedeni açık aslında;   Cemaat  olayı  öyle sadece Cemaat olayı değildir de ondan!!. O Devletçi anlayışın ideolojik uzantıları AK Parti’nin kendi içinde de var!. Yani,  ideolojik plandaki o Devletçilikle AK Parti’nin kendi içinde de hesaplaşması gerekiyor!.Yoksa, nedir o “ecdadımız” sahiplenmeleri falan!  Bütün bu sorunları halletmeden, kendi içindeki o Devletçi ruhla hesaplaşmadan, “ya Allah” diyerek yola çıkıldı!

Ama şimdi artık bunları tekrarlamanın da bir anlamı yok,  ok yaydan çıktı bir kere, ne yapalım, eleştirsek de, şu an bize düşen   onu-Erdoğan’ı ve AK Parti’yi desteklemektir. Çünkü, hata da yapsalar şu an yeni Türkiye’yi onlar temsil ediyorlar halâ. Ayrıca, durun bakalım, belki de  kervan yolda düzülecektir, kim bilir! Allah işimizi-işlerini kolay getirsin..

Gelelim sayın Kara’nın çizdiği  tabloya! Bu tablo  birçok doğruya işaret etmekle  birlikte bence eksiktir; bu tabloda, tarikatlardan ve cemaatlardan-İslamcı ideolojiden bahsedilirken, sadece bunlaların Devletle olan bağlantısından, Devletçi yanından bahsediliyor. Ve de, Devletin, Devlet sınıfının   Abdülhamid’den bu yana altta güreşen öteki yanı olarak İslamcı yanına  işaret ediliyor. Ama Türkiye’de  İslam, bugün Cemaatin falan temsil etmeye çalıştığı gibi sadecebir Devlet Sınıfı ideolojisi değildir!. Bunun yanı sıra (yani Devletin İslamının yanı sıra) bir de halkın İslamı vardır Türkiye’de. Sivil toplum güçleri olarak bugün kendi içlerinden modern Türkiye’yi çıkaranlar da onlardır zaten..  

Bu ne demek, kimdir bunlar, nedir bu “halk İslamı”, kim temsil ediyor “olmadığı” söylenilen o  “sivil toplumu” mu diyorsunuz? Önce şunu söyleyelim; olmadığı söylenilen o “sivil toplumun” temsilcisi bizzat AK Parti’nin kendisidir!.Sivil toplum konusu bizde çok yanlış anlasılıyor. Bakın bu konuda ne diyor Ş.Mardin:  “Anahatlarını anlattığımız dengede, böylece, a) Devlet dışındaki hayatın akışının garanti altına alınması ve b) İktisadi faaliyetlerin milli hayatın çerçevesi içinde  bir özerkliğe sahip olması gibi unsurların belirdiğini görüyoruz”[3]. Yani, askeri olmayan sivildir, sivil toplum da askeri olmayan toplumdur anlayışı doğru değildir!.(biz ne  üzerinde asker elbisesi olmayan askerler gördük!!). Sivil toplum, herşeyden önce, devlete bağlı olmayan, mevcut sistemin içinde onun diyalektik anlamda inkarı olarak gelişen yeni toplum potansiyelidir..

 

Bakın, son günlerde, Gülen Cemaati-AK Parti çatışmasında AK Partiyi destekleyen iki bildiri yayınlandı basında. Bir dikkat edin buradaki ifadelere ve imzalara!..Basında çıkan haberi olduğu gibi aktarıyorum: 

“Aralarında İsmailağa, Menzil, Erenköy cemaatleri ile Akabe Vakfı ve Safa Vakfı gibi önemli referans merkezlerinin yanı sıra ASKON, ÖNDER ve İHH gibi  sivil toplum kuruluşlarının da imza attığı bir bildiri gazetelerde ilan olarak yayınlandı.Türkiye'nin en önemli STK’ları,  dershane gündemiyle başlayan tartışmalarda 11 yıllık AK Parti iktidarına haksızlık yapıldığını vurguladılar. ‘Anadolu Platformu’ adı altında birçok dini cemaat, vakıf ve derneğin imza koyduğu bildiride, bir grubun kaygı ve menfaatlerinin demokrasi mücadelesinin önüne geçmemesi istendi. 28 Şubat postmodern darbe sürecine işaret edilerek, 'Bin Yıl Sürecek Denmişti…' başlığının atıldığı bildiride şu ifadelere yer verildi: 'Milleti için başarıyla hak mücadelesi verenlere karşı haksızlık yapılmamalı, yeni vesayetler tesis edilmemeli; Şahsi, zümrevi kaygılar ve menfaatler milletin ülkenin ve demokrasi mücadelesinin önüne geçilmemelidir”.

Daha sonra, “Milletin beyanı” adıyla duyurulan ikinci bir bildiri daha yayınlandı.  “Toplumun önde gelen bir çok sivil toplum kuruluşu manifestoya imza attılar.  İnsan ve Medeniyet Hareketi, Mimar ve Mühendisler Grubu, Marmara Eğitim Gönüllüleri Derneği, Hicret Vakfı, Bekader, Enderun gibi önemli STK'lar imza attılar”. “Milletin meşru iradesini yıpratmayı hedefleyen kısır menfaat kaygılarının ibretle izlendiği” belirtilen bildiride “vesayetçi jakobenizme ve bürokratik oligarşiye geçmişte karşı olduğumuz gibi bugün de millete rağmen oluşturulmaya çalışılan zümrevi vesayete karşıyız” denilerek, “milletimizin son yılları vesayetçi zihniyeti tasfiye etmek ve meşru iradesini devlete hakim kılmak için verilen mücadelelere geçti. Nihayetinde, Devletin Milleti olmaktan kurtulup, Devleti olan Millet olduk”deniliyor..

 

Şimdi bakın, bir yanda İslamcı-Devletçi  “Hizmet Cemaati” (bunlar şu an ellerinden gelse AK Parti’yi ve Erdoğan’ı bir kaşık suda boğacaklar!.), diğer yanda ise, AK Parti’yi ve Erdoğan’ı destekleyen, gene “İslamcı” ama başka tarikatlar, gruplar!..Demek ki, öyle “İslamcı” demekle bitmiyor iş!. Bir, Devletin İslamı-Devletçi bir ideoloji olarak İslam var, bir de, “halkın” İslamı var! Yani öyle, sadece bir “Cemaate” ve onun duruşuna, Devletle içiçeliğine bakarak “Türkiye’de sivil toplum yoktur” gibi yanlış bir sonuca varmak doğru değildir.  Türkiye’de sivil toplumun oluşumunun uzun bir tarihi vardır. Devletin-Osmanlı Devleti’nin varolduğu günden beri bir sivil toplum potansiyeli de hep var olmuştur. Ama ne var ki, her kafasını kaldırışında ezilen, “yok” farzedilen de gene odur..



[1] Son operasyonlar, yolsuzluk iddiaları falan bunlar bu yazının konusu değil. Elbette, yolsuzluk varsa sonuna kadar gidilmeli ve suç işleyenler cezalandırılmalı. Bu işin peşini kovalayan çok olduğu için zaten bu yapılacakta. Bizim sorunumuz  perde arkasında gelişen asıl süreç..

[2] Oral Çalışlar, Düzce Yerel Haberler, 16.12.2013

[3] Şerif Mardin. (1999). “Din ve İdeoloji.” İletişim Yayınları, İstanbul.

  Şerif Mardin. (1997). “Türkiye’de Toplum ve Siyaset.”, İletişim Yayınları, İstanbul.