DOĞRUYU SÖYLERKEN DE İKİYÜZLÜLÜK YAPILABİLİYOR!...

 

Şu sözler "Türk kökenli" Alman Yeşiler Partisi Eşbaşkanına ait:


"... Herkes elini vicdanına koysun ve şunu kendisine sorsun: Türkiye’nin kökeninde Enver Paşa, Tâlât Paşa, Sarıkamış’ta Türkleri, 70 bin insanı donduranlar mı köken olarak var, yoksa Kütahya Valisi gibi ‘Benim bölgemde Ermenilerin kılına dokunanlar benim kapımdan geçmek mecburiyetinde' diyenler mi? Ben onları köken olarak kabul ediyorum. Benim örneğim bunlar. Evlatlarıma bunları örnek gösteriyorum. Mevlevîleri örnek gösteriyorum, Konya Valisi'ni örnek gösteriyorum. Çünkü onlar dediler ki, ‘Ermeniler de bizim gibi bir Allah’a inanıyor, onlara saldıran, bana bir Müslaman olarak saldırmış olur.' Bir de farklı kişileri örnek alanlar var.. Katilleri örnek alanlar var. Herkes tercihini koymalı. Ben tercihimi yaptım... "


Yanlış mı? Hayır, hepsi doğru, hepsine katılıyorum!...


Ermeni Soykırımı olayı yanlış mı; hayır,  ucu soykırıma varan bütün o olayların, katliamların hepsi doğru!... Ama, bunun yanı sıra, tıpkı bugün Kürtler üzerinde oynanan oyun gibi o zaman Ermeniler üzerinde oynanan bir oyun da var! Bunu da birlikte görmek lazım.  Tamam, hiçbir şey İttihatçılar için Soykırım  bahanesi olamazdı bu doğru; ama buradan,  bütün bu olayların  durduk yerde, sırf ırkçı nedenlerle ortaya çıkmış olduğu sonucu da  çıkmaz!... Ulus devlet arayışı içinde olan Ermeni „devrimcilerini“   „yürüyün sizin arkanızdayız“ diyerek  yola çıkarıp, sonra da onları yarı yolda bırakanları  görmezden mi geleceğiz?... Sadece Almanya da değil, Rusya ve İngiltere de var işin arkasında… Ya, Rusların ve İngilizlerin verdiği sözlere inanarak Osmanlı’ya karşı savaş başlatan o Ermeni  devrimcileri-komitacıları, onların hiç mi suçu yok, onları hiç mi eleştirmeyeceğiz? Tamam, doğru,  ortada ucu Soykırıma varan bir katliam var, ama bunda o yabancı devletlerin ve onlara güvenerek „dava“ uğruna „kefen giyenlerin „  hiç mi suçu yok? Bunların hepsini birlikte ele almadan olayı aydınlatmak mümkün mü?... Bir parlamento kararıyla bitiyor mu iş?  Hadi, „hayır“ deyin bakalım bütün bunlara!...


Yani olay çok yönlü bir bütündür... Bugün Güneydoğu'da olup bitenleri ele alırken de bazı „solcu“ ve „liberal“ Jöntürklerin-Jönkürtlerin  yaptığı gibi bunu sadece "Türk Devletinin vahşetiyle-ırkçılığıyla-faşistliğiyle" falan açıklayamayız?... Hazır parlamentoya 80 milletvekili sokmuşken, legal mücadele yolları açıkken bütün bunları yok edercesine  uygulamaya sokulan o  "Devrimci Halk Savaşı" politikasını, o hendek politikasını... bunlara ses çıkarmayanları görmezden mi geleceğiz?... bunların hiç mi suçu yok?… olay sadece  „faşist Türk Devletinin“ yarattığı bir katliam mı-buna da „bir tür soykırım„ diyenler  var ya!...

 

„Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü“ hesabı,  nedir şimdi bazı insanlara-özellikle de  Alman Yeşiller’ine ve Solcular“ına- birdenbire bu Ermeni „soykırımı“ olayını hatırlatan?… Hatırlatmanın da ötesinde, işi Alman Parlamento’sundan karar almaya kadar götüren?... (Çünkü, Ermeni meselesi konusunda asıl kampanya geçen yıldı. O zaman sustular! Ve de şimdi, 24 Nisan falan artık geride kalmışken ne oldu böyle birden bire dersiniz!!...)  Merkel’in Türkiye ile yaptığı anlaşma mı var  yoksa işin içinde?  Peki  neden karşı çıkılıyor buna?... O kadar anlamaya çalışıyorum anlayamıyorum bir türlü. Yani,  sonuç olarak bir Merkel bunlardan daha mantıklı görünüyor bana!... AfD denilen yeni sağ parti  bu anlaşmaya karşı, Yeşiller ve Sol Parti karşı, CSU karşı, hatta Merkel’in kendi partisinin içinden bile karşı olanlar var. Neden? Politik olarak bu kadar farklı yerlerde duran bu insanları birleştiren ne?... Bence tek bir nedeni var bu ortak paydanın:  Erdoğan düşmanlığını bahane ederek,  AB’ye karşı  Türkiye’nin elinde bulunan Göçmen silahını etkisiz hale getirmek!…

 

Çok ilginç! Nasıl ki Türkiye’de  ortak payda olarak bir Erdoğan düşmanlığı ortaya çıktıysa  aynı şey giderekten bütün dünyada da şekilleniyor!… Başarılması kolay birşey değil bu gerçekten!... Bütün dünyayı kendine düşman hale getirmek kolay değil!… Tabi bu beraberinde aynı anda  bütün cephelerde birden savaşa girmeyi de getiriyor ki, böyle bir şeyi ancak   „kefenini giyerek“ yola çıkan bir „dava“ adamı-mesela, TRT 1 de yayınlanan  Ertuğrul Dizisindeki Ertuğrul Gazi göze alıp  başarabilirdi!!..  

 

Evet, dönüyoruz tekrar Alman „demokratlarına“:  İnsan bazan "doğruları" söylerken de ikiyüzlülük yapabiliyor demek ki!...

 

Şurada, yanıbaşınızda  Suriye'de Irak'ta yüzbinlerce insan katlediliyor... Halen, insanlar kadın, erkek, çoluk çocuk demeden öldürülüyorlar; bu da bir tür soykırım halini almış vaziyette. Neden   bu savaşın DURDURULMASI için hiçbir şey yapmıyorsunuz?  Neden bu konuda bir parlamento kararı alarak medyayı, dünya kamu oyunu  harekete geçirmek için çaba sarfetmiyorsunuz da tam bu arada  o Erdoğan düşmanlığını bahane ederek üç milyona yakın göçmeni misafir eden Türkiye’yi taktınız kafaya?...

Erdoğan’ı ben de eleştiriyorum. Ama buradan yola çıkarak aynen bizim „liberaller“ ve „solcular“ gibi herşeyi  fanatik bir  Erdoğan-ve giderekten Türkiye düşmanlığına bağlamak neyin nesi?...

KISACASI, AMACIN  ERMENİ SOYKIRIMINA KARŞI ÇIKMAK   OLDUĞUNA FALAN İNANMIYORUM BEN!… AMAÇ,  ERDOĞAN'A KARŞI, ONUN TEMSİL ETTİĞİ JAKOBEN-"YERLİ MİLLİ" POLİTİKAYA KARŞI SİYASİ MANEVRA ALANI YARATARAK   ERDOĞAN'IN ELİNDEKİ "GÖÇMENLER" SİLAHINA KARŞI KOZ YARATIP TÜRKİYE'Yİ SIKIŞTIRMAKTAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR!...


YALAN MI?...

 

Yazık!... Ne zaman işler sarpa sarsa Türkiye’ye karşı bu Ermeni silahı ortaya çıkarılıyor! Dün de böyle olmuş bu, bugün de… Ama tabi burada asıl sorun onlara bu silahı verenlerde!… „Devleti kurtarma“ adına geçmişte her türlü haltı yemişsiniz  siz; sonra da, „ne yapalım, ulus devlet böyle yaratılıyor işte, bu türden şeyler bütün ulusların tarihinde var“  diyerek  kendi yarattığınız tarihe  herkesin inanacağını  sanıyorsunuz!…


Uzunca bir zamandır altını çizmeye çalıştığım gibi, bütün mesele, Türkiye'nin süreci, insiyatifi ele geçirdiği 21.yy kulvarından, "ben ne imişim" hastalığına yakalanarak 20.yy kulvarına taşımasıyla ilgilidir!... Son dört yıldır sayısız defalar yazarak anlatmaya çalıştım bunu. 20.yy'ın ulus devletler kulvarlarında koşarak Türkiye’nin  neden  bir yere varamayacağının altını çizmeye çalıştım.  Bunun artık,  eskiden olduğu gibi   dünya pazarlarının ulus devletler tarafından bir yeniden  PAYLAŞIM SAVAŞI  olmadığının altını çizmeye çalıştım!... 21.yy'da küreselleşme sürecinin artık bambaşka bir yolda geliştiğini ortaya koymaya çalıştım... Sen kendi işine konsantre ol, daha iyi kalitede malları daha ucuza üretmek için çaba sarfet; bunun için de yeni bilgiler üretmeye çalış, gerisi kendiliğinden gelir demek istedim... Olayı, 20.yy da olduğu gibi paylaşılmış dünya pazarlarında yükselen bir ulus devlet gücü olarak kendine yeni alanlar açmak-nüfuz bölgeleri yaratmak- olarak anlamaya başladığın an kaybetmeye başlarsın, çünkü zaten eskinin devleri tarafından tutulmuş olan bu alanda senin hiçbir şansın yoktur demek istedim!... Böyle gidersen,  herkesle kavga eder hale gelir, şu ana kadar elde ettiğin mevzileri de birer birer kaybedersin dedim... Sakın, hazır eline aldığın insanların vicdanına hitab eden   "SOFT POWER" silahını bir yana bırakarak  ulus devletçi antika mücadele biçimlerine dönmeye kalkışma demeye çalıştım...


Ama olmuyor işte, bir kere girdi o virüs!... Hadi bakalım, ihracat ihracat diyordunuz, şimdi ihracatımızın yarısından fazlasını yaptığımız Almanya'yla da kavgalı hale geldik, kendin pişir kendin ye,  kolay gelsin!... Türkiye bu jakoben virüsün etki alanından kurtulamadan insanlarımıza rahat yok öyle anlaşılıyor!...