EVET, HER ŞERDEN BİR HAYIR DOĞARMIŞ!...


 HALKIMIZ DARBEYE GEÇİT VERMEDİ!... TÜRKİYE, DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN BİRLİĞİNİN-"TARİHSEL UZLAŞMANIN" NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU YAŞAYARAK GÖRDÜ!... TÜRKİYE NE MISIR’DIR, NE DE SURİYE!... İLLA  BİR ÖRNEK İSTİYORSANIZ KAFANIZI GANNUŞİ’YE ÇEVİRİN!...

DAHA ÖNCE ŞÖYLE YAZMIŞIZ: 

„Burada tarihi uzlaşmadan kasıt, hiçbir şekilde eski ile yeniyi, eskinin güçleriyle yeninin güçlerini uzlaştırmak değildir!!

“Tarihsel uzlaşma“, bugüne kadar-hatta bugün, şu an bile- bir yanlarıyla, eski paradigma içinde birbirleriyle kıyasıya mücadele içinde olsalar da, diğer yanlarıyla, maddi varoluş koşullarını 21.yüzyılın küreselleşme süreci paradigmasına uygun olarak „yeni Türkiye konsepti içinde üretebilen herkesin ortak bir zeminde biraraya gelebilmesidir... Böyle bir “uzlaşmanın”, böyle bir birlikteliğin tek bir koşulu olmalıdır: Darbeciliğe ve eski Türkiye’nin Devletçi düzenine karşı olmak, kayıtsız şartsız demokratik sistemi esas kabul ederek bu zemin üzerinde inşa edilecek yeni bir anayasayadan yana olmak... Hiçbir ideolojiye tabi olmadan hazırlanacak, ortak yaşamın demokratik kurallarını belirleyecek yeni bir anayasadan bahsediyoruz... Kürt sorunundan, mezhepsel sorunlara kadar bütün sorunların çözümüne zemin teşkil edecek demokratik bir platformdan“...

Türkiye, eninde sonunda ya böyle bir yola girecektir, ya da tabi, bugüne kadar elde edilen  kazanımları  kaybetmenin verdiği hayal kırıklığıyla  demir parmaklıkların arkasından  birbirimize zafer işaretleri yaparak (bazılarının yaptığı gibi)  kendi kendimizi tatmin etmeye devam edeceğiz!...”http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/23202-Tarihi-Uzlasma-   

Aşağıdaki paragraf ise Halil Berktay'ın bugünkü yazısından

"“Yurtta Sulh Konseyi” bildirisini (BBC hariç, ki ona ayrıca değineceğim) kimse takmadı bile. TVnet, CNN Türk, 360, 24TV, NTV, Habertürk, aHaber… Hepsi, aralarındaki diğer fark ve polemikler ne olursa olsun, demokrasiyi savunmada birleşti, ilk andan itibaren darbe girişimini lânetledi, ayrıca birbiriyle müthiş bir dayanışma içine girdi (bu arada, Doğan Medya, Kanal D ve CNN Türk baskınlarına topluca karşı durdu) ve aynı zamanda, meşru düzenin sözcülerine hem halka seslenmeleri, hem dış dünyaya biz buradayız, işimizin başındayız diyebilmeleri için eşsiz bir platform sundu. İster Atatürk Havalimanı, ister Boğaziçi Köprüsü, ister Emniyet müdürlükleri, ister genelkurmayın önünden görüntülerle, darbenin zaafını gözler önüne serdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce Marmaris’teki otelinden facetime yoluyla, ardından kameraların karşısına geçerek yaptığı çağrılar fevkalâde önemliydi tabii. Ama ondan da önce medyanın normalliği ve aldırmazlığı, halkın o kadar da korkacak bir şey yok havasına girmesinde büyük rol oynadı. 

Gerisini hep birlikte izledik (belki içinde yer aldık). BBC “Erdoğan’ın destekçileri” diyor. Yanlış. Demokrasinin ve millî iradenin destekçisi olarak Türkiye halkı döküldü sokağa. Bu ülkeye kendi Tienanmen’ini yaşattı. Darbeci birliklerin saldırabileceği bütün kritik noktaların etrafını sardı ve geçit vermedi..."

İşte bu!... İşte “tarihsel uzlaşma” anlayışı bu... Dün gece ben de bütün kanalları dolaştım. Bir CNN’le, NTV, 24 ve Haber Türk arasında darbeye karşı duruş açısından hiçbir fark yoktu... Ayrıca,  Bahçeli’den Kılıçdaroğlu’na kadar darbeye karşı tavır koyan parti liderlerini de gördük.  Bu arada tabi, darbe girişimine karşı hiç sesi çıkmayan o “solcu” parti liderlerinin de 73 Mart’ından bu yana bir milim bile olsun  mesafe kaydedemediklerine şahit olduk!...

Toplumlar neyin doğru olduğunu, ne yapmaları gerektiğini (bazan da tabi neyi yapmamaları gerektiğini) hayatın içinde sınama-yanılma yöntemiyle öğreniyorlar... Bu açıdan bakınca, dün gecenin darbecileri birbirini yemekle uğraşan demokrasi güçlerine,  başka  çareniz yok, tek yol “tarihsel uzlaşmadır” mesajını vererek çok önemli bir görevi yerine getirmiş oldular!...

Alın işte bakın, bazılarının düşman ilan ettikleri o İstanbul burjuvazisi de dün gece demokrasi cephesinde yer aldı. Zaten ben anlamıyorum bu işi, bir yandan küresel

Formularende

sermayeyi ülkeye çekmekten bahsediyorsunuz , ama öte yandan da ihracatın yarıdan  fazlasını yapan insanları-“İstanbul burjuvazisi-mülksüzleştirilme çığlıkları  atılıyor!...  Tamam, eski Türkiye’nin egemenleriydi bunlar da, eski Devletin koltuğunun altında geliştiler. Bu yüzden de, Anadolu burjuvazisine karşı mücadelede geçmişte hep eski Devletin saflarında yer aldılar, bunlar  bilinen doğrular.  Ancak, şunu unutmamak gerekiyor ki, Devletin koltuğu altında   gelişmiş de olsalar  küreselleşme süreciyle birlikte bugün artık bunların da  eski Devletçi yapıya, ulusal sınırlar içinde kalarak Devletin sağladığı tekel karıyla yetinmeye ihtiyaçları kalmamıştır... Ama siz tutuyorsunuz, bu insanları dışlayarak onları Pensilvanya kapılarından medet umar hale getiriyorsunuz!... Alın  işte dün akşam gördük, bütün o İstanbul burjuvalarının da “paralelci” darbenin karşısında olduğunu gördük...

"Uzlaşma" konusu söz konusu olunca önce hep şu soruyu sorarım ben: Amacınız nedir?... Habire, durmaksızın bağcıyı dövmek midir amaç,  ilanihaye devrimin birinci aşamasında kalarak  bağcıyla kavga edip, kendi varoluş koşullarınızı sürekli düşman yaratarak  bu kavga içinde üretetmeye-tüketmeye çalışmak mıdır, yoksa  üzüm yemek midir?...

Şimdi artık durmak yok, bir adım daha ilerlemenin zamanıdır... En kısa zamanda “tarihsel uzlaşma” platformuna  uygun demokratikleşme adımlarını atmanın zamanıdır... Devrimin ikinci aşamasına doğru,  hepbirlikte!...