HAYRET Kİ NE HAYRET!!..


 

Şu haberi bir okuyun hele!

(http://haber.star.com.tr/…/canan-karatay-ve-a…/haber-1020298)

   

Yeni bir kurul oluşturulacakmış da tıp konusunda kimin medyaya konuşup konuşamayacağına o karar verecekmiş!!..

 

Eğer böyle bir girişim ciddi ise, pes!..Böyle bir uygulamayı ancak taş kafalı bir diktatörlük altında, ya da faşist ülkelerde görmek mümkündür!.. 21.yy Türkiye'sine yakışmıyor böyle şeyler!.. Ne demek yasaklamak, herkes görüşünü söyler, tartışma demokratik bir zeminde gelişir o kadar!..Hem sonra ancak bu tartışmalara bağlı olaraktır ki halk bu konularda bilinçlenebilir,  karar verebilir... Tam bir devletçi-elitist, herşeyi devletin tayin ettiği „bilirkişi“ elitlerin doğru bilebileceği anlayışıdır bu!.. Bu anlayışla  bütün o devletçi „meslek örgütlerinin“ falan da bir anda temize çıkarılacağı anlaşılamıyor mu acaba!!  

 

Karatay'ı sonuna kadar destekliyorum. Arada bazı provokatif-abartma şeyler söylese de!..

Ne yani, tıp’la ilgili sadece devletten vize alanlar mı konuşabilecek?.. Prof’sa prof, neyi eksik ki Karatay hocanın? Bu mantık, bu anlayış son derece tehlikelidir.. Bugün tıp konusunda, yarın fizik, öbür gün biyoloji-evrim teorisi.. yani başka bir konuda... Nereye gidiyoruz?

 

Bana göre Karatay hoca çok önemli tabuları yıkıyor..Söylediklerinin hepsi boş  bile olsa-ki ben öyle düşünmüyorum-sadece şeker ve un konusunda söyledikleri bile yeter, bunlar kesinlikle devrimci  düşünceler, hayat kurtaran  bilgiler..

 

Benim için de öyle,  şeker de un da ikisi de alışkanlık yaratan bir tür keyif verici zehir bunların!.. Tamam bu bilgileri keşfeden Karatay hoca falan değil, ama    konuyu bu şekilde kamu oyunda tartışmaya sokan  o oluyor burası  açık öyle değil mi?..

 

Aslında tabi hangi türden  olursa olsun Türkiye’deki bütün iktidarları rahatsız eden bir konu bu! Çünkü  Karatay hoca diyor ki, mümkün olduğu kadar ekstra şeker ve un yemeyin , bitkisel ya da hayvansal  protein yeyin, sebze yeyin, meyve yeyin!..İhticacınız olan glikozu buralardan zaten alıyorsunuz!.. Peki neresi zararlı bunun?

 

Az önce haberlerde dinledim, Türkiye'de zeytinyağının litresi 25 lr ya yükselmiş, yani bir litre zeytinyağı euro ile 9 euro’ya falan geliyor!.. Biz burada-Almanya’da  5 lt sini 20 euro’ya alıyoruz!..Bugün  soğan, patates falan  aldım, kilosu 35 cent, yani1 lr civarında..Türkiye’ de ise patatesin 5 lr olduğunu okumuştum  geçenlerde!.. Ayrıca son bir yılda yiyecek ve içeceğin %25 pahalandığını da yazıyor gazeteler..Ne dersiniz, bu durumda ne kalıyor geriye yiyecek un ve şekerden başka! Sen gel de Karatay'a kızma!.. 

Bunları şunun için yazıyorum daha şurda bir-iki yıl öncesine kadar Türkiye ile Almanya kıyaslanınca Türkiye çok ucuza geliyordu.. “Allah razı olsun AK Parti’den” diyordu buradaki gurbetçiler de.. Şimdi işler tersine döndü galiba!... Gecenlerde bir tanıdığımla sohbet ederken dedi ki, “Münir bey biz izine giderken artık buradan et götürüyoruz, dondurarak!! Bir kilo kıyma burada 5 euro, yani 12-13 lr. Türkiye’de ise 3 katı sanıyorum (ama tabi Türkiye’de hiç sığır yok ki!! Allah orada hiç sığır yaratmamış, bütün etlerin hepsi dana!!.. Bütün o danaları da leylekler getiriyor herhalde!!)..Allahtan reva mı bu şimdi!.. Karatay tam bu yaranın üzerine tuz döküyor, sorun budur!. Maranki’yi  falan da katıyorlar ki işin içine, o da meselenin sosu olacak  her halde,  ama esas sorun Karatay’ı ve onun gibi “çok konuşanları” susturmak!!..


 

 

Düşünün şöyle bir, eğer insanların çoğunluğu  onun gibi düşünmeye başlarlarsa neler olur ülkede!!..Etin kilosunun neden o kadar yüksek olduğu, sebze ve meyvenin neden bu kadar pahalı olduğu  sorgulanmaya başlanmaz mı o zaman! .. Çünkü, kim olursa olsun “yönetenlere”  göre, “ye unu, şekeri kes sesini”, o kadar!..Olayın özü bu bence!..

İşin bir diğer yanı da tabi mesleki  kıskançlık!!. Bazı meslekdaşları  Karatay’a  „köylü profösör“ adını takmışlar; yani akılları sıra, nasıl olsa o „köylü“ pek kafası çalışmaz diyerek onun kamu oyu önünde sözü dinlenilir biri olmasının önünü kesecekler!  Tartışmaları izliyorum şöyle de, doğru dürüst birşey söyleyemiyorlar onun karşısında..Karatay hoca  hepsinin cevabını yetiştiriyor alim Allah!..

Ha, üslup konusunda biraz provokatif-abartılı  tamam, ama sanıyorum bu da Türkiye koşullarında böyle bir konuyu gündeme getirebilmekte yardımcı oluyor!!..

 

Neymiş efendim “tıp ciddi bir işmiş, devlet vatandaşları korumalıymış”; ne yani  Karatay hocanın ne eksikliği var ki öteki proflardan,   tutupta ilaç ruhsatı falan vermiyor ki mübarek!!

Madem ki üzerinde bu kadar konuştuk şeker ve un konusunda kısa bir açıklama da ben yapmaya çalışayım!  Bu konunun  en atesli politik tartışmalardan daha önemli olduğunu düşünüyorum!

Şeker, bir yerde glikoz demek, un da pratik olarak öyle. Çünkü, un da midede anında glikoza çevriliyor. Ama bakın bulgur, ve taneli buğdaydan yapılan diğer yiyecekler öyle değil. Bunların glikoza çevrilmesi zaman alıyor, yavaş yavaş çevriliyorlar..Peki bu neden önemli, glikoza ihtiyacı yok mu organizmanın? Var tabi; peki o zaman glikoz ne zaman ve neden  zararlı?

Şeker-un kanser ilişkisi..

Her organizmada bir miktar kanserli hücre bulunuyor, yani “bende ondan yok” yok.! Fakat  evrim süreci organizmadaki kanserli hücreleri yok etmek için    birçok mekanizmalar üretmiş. Yani kelimenin tam anlamıyla kansere yakalanmamak için programlanmış organizma. Ama ne zaman ki kronik bir stres durumu ortaya çıkıyor, o zaman sürekli üretilen Kortizol bağışıklık sistemini bloke ediyor ve işte tam bu arada meydanı boş bulan "serbest radikaller" denilen “kanserojen” moleküller de giderek genlere yapışıp burada mutasyonlara neden oluyorlar. Kanser denilen olay böyle meydana geliyor. (Tabi genetik olarak geçenler ayrı)...

Kanserli hücreler ise, diğer hücrelerin aksine, sadece glikozla beslenebiliyorlar. Çünkü onlar ancak oksijensiz ortamda (“anaerobik”) besin deposu denilen (ATP) molekülleri yakmadan hazır besin kaynağı olarak glikozla besleniyorlar..Bol miktarda şeker ve unlu gıdaları yediğimiz zaman bunlar anında glikoza çevrilerek kana karıştıkları için diğer hücreler kendi ihtiyaçlarını aldıktan sonra kanserli hücrelerin payına da yeteri kadar glikoz kalmış oluyor. Olay budur.

Ama örneğin bulgur için, ya da taneli buğday ürünleri için durum farklı. Bunların  glikoza çevrilmesi biraz zaman aldığıdan,  bu arada normal hücreler  kandaki glikozu kaptıkları için kanserli hücrelerin payına pek birşey kalmıyor!.. Organizma için gerekli olan glikoz zaten diğer yiyeceklerden de alındığından, ekstradan un ve şeker yememekle  olay kendiliğinden  çözülmüş oluyor..

Yiyebildiğiniz kadar  sebze, bitkisel protein, mümkünse beyaz et-çok fazla olmamak kaydıyla kırmızı et de  gerekli tabi, ama kırmızı etin fazlası organizmada asidik bir ortama neden olduğu için bu da gene kanserli hücrelerin beslenmelerini kolaylaştırıyor- ve bir de tabi, birden  çok fazla yememek kaydıyla-yani azar azar yemek kaydıyla- meyva.. Çünkü,  meyvada da şeker var,  ama meyva şekeri-“fruktoz”-daha yavaş  kana karıştığı için birden çok fazla miktarda yenmediği taktirde  bu direkt şeker ve un gibi etki yapmıyor.  Yani örneğin bir oturuşta 4-5 tane birden fruktoz oranı yüksek meyva yemek iyi değil!.. Fakat, yiyebildiğiniz kadar böğürtlen yiyebilirsiniz o ayrı, çünkü böğürtlenin fruktoz oranı çok düşük.. Bu türden meyvalara kanserojen maddeleri (“serbest radikaller”) etkisiz hale getiren  “antioksidan” özelliği olan meyvalar deniyor.. “Serbest radikallerin” atomlarının dış yörüngelerinde dengelenmemiş bir elektron bulunduğu için, “aktioksidanlar” gidip  bunlara yapışıyorlar, böylece onların genlere giderek oraya yapışıp mutasyonlara neden olmalarını engelliyorlar!..

Bütün bunları yazıp duruyorum ama sakın birileri de ismimin önünde prof falan yok diye beni şikayete kalkmasın!!.. Ama keşke öyle birşey yapan olsa da tartışsak bu konuları, ne güzel olurdu!!. İnanın bana,  AKP mi yoksa HDP mi tartışmalarından daha ilginç ve önemli bu tür  konuları konuşabilmek!..

 
Tabi bir de düzenli spor yapmak lazım!..

Peki o neden,  neden spor? Az önce kanserli hücrelerin oksijensiz ortamda-“anaerobik”-olarak beslenebildiklerini söylemiştik. Spor yapınca organizmaya giren oksijen miktarı daha da arttığı için, normal hücreler tükettikleri besinleri-ATP adı verilen molekülleri-oksijenli ortamda yakarak enerji üretmeye başlarken, kanserli hücreler bu işi yapamadıkları için aç kalıyorlar..Yani, spor yapmaya başladıktan en fazla 10 dakika sonra kandaki glikoz-hazır yemek-miktarı azaldığı, ya da tükendiği  için, hücreler ATP  denilen yakıt depolarına yönelerek  bunları oksijenle yakıp  enerji sağlamaya çalışırken  kanserli hücreler bu süre boyunca aç kalıyorlar!..Olay budur!..

Karatay hocaya ve de bunun da ötesinde  bilimin sıradan insanlar tarafından da öğrenilerek kullanılmasına yönelik girişimlere sahip çıkalım!. Çünkü, ancak bu tür girişimlerdir ki  bizi “Kemalist-ya da İslami nesiller yetiştirmeye çalışmak” saplantısından  kurtararak  “katma değeri yüksek ürünler üreten bir toplum haline getirebilir. Evet, “Karatay’ı yedirmeyeceğiz”!!..