HERKES İÇİN 1 KASIM DERSLERİ!...


Gerçeğin kabul edilmesi gerekiyor; bizim son derece pragmatik, ne istediğini ve neyi istemediğini bilen bir halkımız var. Bununla gerçekten gurur duyabiliriz...

Peki halkımız 1 Kasım mesajıyla ne dedi; ne istiyor bu halk, ya da neyi istemiyor? Önce isterseniz 7 Haziran’a geri dönelim ve oradaki mesajı bir hatırlayalım: 

7 Haziran Seçiminden hemen sonra şöyle yazmıştık :

http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/34979-LAFI-UZATMAYA-GEREK-VAR-MI

 

1-Sayın Erdoğan, "Kürt sorunu yoktur", "Dolmabahçe uzlaşması yanlıştır" dediği an halkımız  bunu  çözüm sürecine başından beri karşı çıkan MHP'nin haklı olduğunun ilanı olarak yorumlamıştır... Çözüm sürecini başlattığı, bu konuda çok emek verdiği halde bu yeni politikayla Sayın Erdoğan  HDP yi de haklı-mazlum, hakkı yenmiş konumuna sokmuştur...  „Kürt sorunu yoksa’,  ‘Dolmabahçe uzlaşması yanlışsa’  o zaman sen iki yıldır hangi sorunu çözmeye çalışıyordun!!  Demek ki, MHP nin haklı olduğunu görerek  masadan kalkan sensin“ diyerek halkımız  HDP yi çözümün tek savunucusu olarak görmeye başlamıştır... Tam seçim öncesinde bu türden bir duruşla sayın Erdoğan zaten Hükümetin manevi sahsiyetini de sıfıra indirmiştir...

2-Sayın Erdoğan “Türk tipi başkanlık sistemi” dayatmasıyla yeni demokratik bir anayasa talebinin önünü kesmiştir ki, bu da başından beri AK Parti’yi destekleyen demoktat kamu oyunu tereddüde yöneltmiştir... Erdoğan, mücadeleyi 21.Yüzyıl kulvarından 20.Yüzyıl kulvarına taşımakla, ipleri  bir kısım danışmanlara kaptırmakla kendisini seçimin tek mağlubu haline getirmiştir.  HDP’nin başarısının altında yatan tek neden sayın Erdoğan’ın izlediği yanlış politikadır... Bu politika "seni başkan seçtirmeyeceğizden" başka birşey söylemeyen HDP yi bütün tepki oylarının yöneldiği merkez haline getirmiştir... Yani, secimin galibi HDP değildir... Seçimin mağlubu sayın Erdoğan’ın izlediği politikadır... HDP bunu görerek tepki oylarını kendisine kanalize etme başarısını göstermiştir o kadar... Sürekli gerilim, sürekli tırmanış, sürekli kavga havasının yaratılması halkın tepkisini toplamıştır... Yok efendim bütün dünya bize savaş açmışta, küresel güçlerle savaşıyormuşuz, ikinci kurtuluş savaşı veriyormuşuz ruh hali halkın tekpisini toplamış, HDP de bu tepki oylarını kendisine kanalize etmeyi başarmıştır. Bu kadar açık!!..

 

21.Yüzyıl  Türkiye’sinde kimse Türkiye’yi küresel süreçlerin dışına taşıyamaz. Öyle antika „kurtarıcılara“-mehdilere ihtiyacı yok Türkiye’nin. AK parti bir an önce ilk on yıldaki politikalarına geri dönmelidir…

 

Ben herşeye rağmen HDP barajı aşarken AK Partinin de gene tek başına iktidar olmasını istiyordum, böyle de tahmin etmiştim; ama demek ki halkımız olayı biraz daha radikal bir şekilde değerlendirmiş ve ona göre de Erdoğan’a daha ağır bir fatura kesmiş... HDP nin herşeye rağmen parlamentoya girmesi ise iyi olmuştur, inşallah seçim öncesi uç çıkışları kaybolur ve çözüm sürecinde kararlı bir şekilde devam ederler“...  (Bu yazının  8 Haziran 2015 tarihli olduğunu hatırlatıyorum!)

 

Şimdi dönüyoruz 1 Kasım Seçim sürecine:

 

Hakkını yememek lazım,  hatasını anladığı için olsa gerek, bir yeniden seçim olursa  7 Haziran’dan farklı sonuçların ortaya çıkabileceğini düşünen-belki de başka çıkış yolu olmadığı için-  Sayın Erdoğan,  Türkiye’yi  1 Kasım yeniden seçim sürecine yönelten en önemli  etken olmuştur. Ve de-arada sırada gene, ben de buradayım dercesine ortaya çıkmakla birlikte-öyle 7 Haziran öncesinde olduğu gibi aktif bir seçim propagandası yapmaktan kaçınmış,  „Türk tipi Başkanlık“ söylemini  falan da terkederek, yeniden „AB katılım sürecinden“ bahsetmeye başlamıştır… Ama bu kadar; buradan, bazılarının yazdığı gibi, 1 Kasım’dan  „Erdoğan’ın nasıl bir stratejik deha olduğu“ sonucu falan  çıkmaz!!... Madem bu kadar „stratejik bir deha“ idi, o zaman bu „dehayı“ neden 7 Haziran öncesinde kullanmadı Erdoğan?...

 

Bu noktada Davutoğlu’nun da hakkını vermek lazım…

 

Bir kere, Babacan ve Şimşeğe sahip çıkarak daha işin başında  jakobenlere, „durun bakalım ben de varım“ diyerek,   öyle  küresel süreçleri, piyasa mekanizmasını falan bir yana iterek ne olduğu belli olmayan ekonomi politikalarıyla bir yere varılamayacağını  ortaya koymuş, Saray’a da-  ilişkileri zedelemeden- „o kadar da değil“ deme cesaretini göstermiştir… Bunun dışında, 1 Kasım Seçimine damga vuran diğer  Davutoğlu  politikalarını şöyle özetleyebiliriz:   

 

1- 1 Kasım Seçim kampanyası boyunca AK Parti’nin en önemli sloganı „kuruluş değerlerimize dönmek“ olmuştur.

2- 1 Kasım Seçimi, 7 Haziran’da olduğu gibi ne olduğu belli olmayan-aslında olan- bir „Türk tipi Başkanlık Sistemi“ oylaması  olmaktan çıkarılmıştır.

3- „Kürt Sorunu yoktur“ söylemi terkedilerek, „seçimden sonra zamanı gelince  „Çözüm Süreci buzdolabından çıkarılacaktır“ söylemi öne çıkarılmıştır.

4- En geniş katılımla yeni bir anayasa yapımı vaadi tekrar gündeme alınmıştır.

 

Kongre öncesinde AK parti’ye yazılan „Açık Mektup’ta“ şöyle diyorduk:

 

http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/37335--KONGRE-ONCESi-AK-PARTiYE-ACIK-MEKTUP  (13.9.2015)

 

“O halde ne yapmak gerekiyor?

 

AK Parti, kendi varoluş diyalektiğine-özüne-dönerek direksiyonu yeniden ilk on yıldaki doğrultuya-„Devrimin ikinci aşamasına“ doğru  çevirebilir mi?... Bu, Türkiye’nin olduğu kadar AK Parti’nin de iç dinamiklerine bağlı; ama önce, her halukarda, AK Parti’nin Türkiye’yi vesayetten kurtarırken içine düştüğü vesayetten kurtulmasına bağlıdır!…

Sayın Erdoğan’a gelince, devrimin birinci aşamasının önderi-lideri olarak onun önünde de bir yol ayrımı var. Ya „göklerden gelen iradeyi temsil eden  Tanrısal bir güç-mehdi“ falan olmadığını görerek ilk on yılda olduğu gibi dünyalı bir lider olduğunu farkedip halkın önderi rolüne geri dönecek, ya da,  kendisini „kefen giyme“ yoluna sokan ideolojinin çıkmaz sokaklarında kalacak!... Bu durumda yazık olacak tabi. Bu halk o kadar güvendi ona, onu bağrına bastı, gerçekten yazık olacak!…

 

Peki bu saatten sonra bütün bunlar mümkün müdür?...1 Kasım Seçimi AK Parti’nin ve sayın Erdoğan’ın  tarihsel olarak  devrimci rollerine  dönmeleri için  bir şans olarak görülebilir mi?

 

Evet,  ama bunun da bir ön koşulu var!... Bunun için AK Parti’nin Kongre kararı olarak topluma açık bir irade beyanında bulunması gerekiyor:

 

1-    İlk fırsatta  merkeziyetçi eski Devlet yapısının  değiştirilerek, bunun yerine bütün Türkiye için geçerli olmak üzere yerelden yönetime ağırlık veren  adem-i merkeziyetçi   bir yeniden yapılanmaya gidileceğinin,

 

2-    eşit vatandaşlık statüsünü ve  anadilde eğitim özgürlüğünü de içine alan    demokratik standartlara uygun yeni bir anayasa yapılacağının ilan edilmesi gerekiyor”…

 

SONUÇ...

 

Gerçi AK Parti Kongre kararı olarak yukardaki gibi bir irade beyanında bulunmadı ama, gene de halkımız, “şu an  başka  bir alternatif yok” diyerekten 1 Kasım Seçimiyle ona bir kredi açtı. Umalım ki AK Parti kurmayları bu mesajı doğru okuyabilsinler. Bu yolda umut verici ilk gelişme Davutoğlu’nun balkon konuşmasından geldi. Şöyle dedi Davutoğlu: 

 

“İlk günden bu yana yapmış olduğumuz anayasa davetini, her iki kişiden birinin oyunu alan Türkiye'nin bu anlamda kaderinin öncüsü olan bir partinin, iktidar partisinin genel başkanı olarak bir kez daha tekrarlıyorum, sağlıklı bir seçim sistemi için, verimli ve şeffaf bir hükümet yapılanması için, bürokrasinin siyasete ayak bağı olmadığı bir Türkiye için Meclis'e giren bütün partilere yerli ve milli anayasa yapma çağrısında bulunuyorum.  Darbe anayasalarını bırakarak, sivil ve özgürlükçü bir anayasa için hep beraber el ele verelim' diyorum."

SAKIN HA!!..

AK Parti’nin, Davutoğlu’nun,  Erdoğan’ın ve de diğer AK Parti kurmaylarının düşebileceği en büyük hata  ne olur biliyor musunuz: 

“Bakın gördünüz mü, 7 Haziran’da hata yapan halkımız, hatasını gördü ve düzeltti”!!..

Göreceksiniz, bütün o jakoben kılıklı “Danışmanlar” ve basındaki AK Parti silahşörleri 1 Kasım sonuçlarını bu şekilde yorumlayarak süreci yeniden yolundan saptırmaya çalışacaklar!... Gerisi artık sayın Davutoğlu’na kalıyor!...

1- Bence Davutoğlu, Babacan’a, Şimşek’e, Merkez Bankası kadrolarına sahip çıkılmalıdır. Jakobenlerin ne olduğu belirsiz maceracı-Devletçi ekonomi politikalarına prim verilmemeli, küresel sermaye çevrelerine olumlu mesajlar iletilmelidir...

2- Derhal yeni bir anayasa için kollar sıvanmalı,  bütün sivil toplum potansiyeli de arkaya alınarak Kürtlerle zedelenen duygusal bağlar yeniden inşa edilmeli, dünyaya olduğu kadar bölgeye de   “yumuşak güç” politikalarına geri dönüldüğü ilan edilmelidir...

3- “Üst akıl” falan gibi  jakoben politikalara destek yapılmaya çalışılan -komplo teorilerinden vazgeçilmeli,  Türkiye’nin karşısında oluşan cephenin önemli oranda   bütün dünyayı  karşımıza alan yanlış-maceracı-Osmanlıcı politikaların sonucu olduğu  anlaşılarak dünyaya ve Batı’ya  Türkiye’nin güvenilir bir müttefik olduğ mesajı verilmelidir...

4- Ortadoğu politikasının ekseni Osmanlıyı ihya etme olmaktan çıkarılmalı, Türkiye’nin, “ülkelerin iç işlerine karışmama” ilkesine bağlı olduğunun altı çizilmelidir...

Bunlar, 1 Kasım mesajının AK Parti’ye yönelik bölümleri. Ama 1 Kasım’ın bir de PKK-HDP politikalarına yönelik yanı var ki bu da en azından diğeri kadar önemlidir:

GELELİM HDP-PKK CEPHESİNE!...

1 Kasım Seçimi’nin asıl mağlubu bu ikili bence!...

1 Kasım akşamı Sayın Demirtaş’ın yaptığı basın toplantısını- seçim değerlendirmesini- dinlediyseniz  sanırım siz de  onun yaşanılanlardan hiç bir sonuç çıkaramadığını görmüşsünüzdür!...  Sanki, 80 milletvekiliyle parlamenter mücadele olanaklarını sonuna kadar kullanmışta bundan sonuç alınamamış gibi şimdi tutmuş “parlamento dışı mücadeleden” falan bahsediyor!...

Bu halk sana, Erdoğan’a karşı duyulan tepkiyi falan da içine alan bir kredi açmıştı ama sen ne yaptın, “Demokratik özerklik”,  “Devrimci halk savaşı” falan gibi PKK’nın 20.Yüzyıl kalıntısı politikalarıyla arana bir çizgi çekemedin... “Barış” derken bile “savaştan” medet umduğunu herkes anladı.  Yani inandırıcılığını kaybettin!...

Aynı şekilde PKK da öyle, onlar da durumu yanlış değerlendirdiler.  Adam öldürmeyle, baraj, yol, hava alanı inşaatlarını tahrip etmeyle-kısacası üretici güçleri tahrip etmeyle- bir yere varabileceklerini sandılar... “Demokratik özerklik” diyerek  Suriye’nin kuzeyinde ilan ettikleri “Komün-Kantonların” benzerini Türkiye’de de ilan edebileceklerini sandılar... Arkamızı  Batı’ya-ABD’ye dayadık, artık  Türkiye’de istediğimiz gibi at koşturabiliriz diyerek hata yaptılar  ve  işi o hale getirdiler ki, Kürtleri “Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olur” hale getirerek kendilerinden uzaklaştırdılar... Seçim sonuçlarına bakın, PKK-HDP nin barikatlar kurup “Demokratik özerklik” ilan ettiği her yerde HDP’nin oyları düşmüş!!..

Kısacası, eğer 7 Haziran’ın  kaybedeni Erdoğan ise, 1 Kasım’ın kaybedeni de HDP-PKK olmuştur....

MHP ve CHP yi yok varsayıyorum!!... MHP “yok, yok” politikasıyla zaten kendini bitirmişti. Buna bir de “paralelcilere” destek olma eklenince, ve de tabi Kürt düşmanlığının boyutları artarak devam edince Erdoğan’ın “Kürt Sorunu yoktur” diyerek karşısına aldığı   kamu oyunu “bunlar iç savaş istiyor” diyerekten  iyice korkuttu ve karşısına aldı... CHP ise zaten oportünist!... Paralelcilerin peşinden sürüklenmekten başka ne yaptılar ki?  Tamam, koalisyona varız falan diyerek güya uzlaşmacı bir role soyunmuşlardı ama sonra ortaya çıktı ki onların uzlaşma anlayışının altında yatan “restorasyonmuş”... Yani Türkiye’yi On iki yıl geriye döndürebileceklerini sandılar!!.. Onlar da 1 Kasım mesajından paylarını aldılar tabi...

Ya “liberaller” ve “solcular” demeyin sakın!!... Meğer onlar da Paralelci aşığıymışta biz bilmiyormuşuz!... Seçim süreci boyunca ibreti alem için buna şahit olduk. Maşalah, Paralelcilerin Medyasını da öyle güzel “kullandılar”ki (!!)... 1 Kasım Seçimi halkımızın Jöntürk-Jönkürt solculuğuna “yeter artık şımarıklığın bu kadarına da tahammülüm yok” deyişi oldu!!

1 Kasım öncesinde “seçim mesajım” olarak Facebook’ta  bir video yayınlamıştım.   

https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/e4/94/45/e4944539e382719963b837171793f7c9.gif

 

Bunun anlamı şu idi: Söylenecek her şey söylenmiş, yazılacak her şey yazılmıştır. Yapılacak iş ortadadır... Benim görevim bu kadar. Şimdi geriye,  tıpkı o kedi gibi kendi şeffaf kabuklarının içine oturarak  süreci seyretmek kalıyor!... Aynı mesaj 1 Kasım sonrası için de geçerli!...