Kimse kendini aldatmasın "tarihsel uzlaşmadan" başka çare yok!..

Şu linke bir bakın; "küresel sermayenin Türkiye'den kaçtığını ortaya koyuyor"!..

http://www.dunya.com/ekonomi/ekonomi-diger/yabanci-cikisi-son-10-yilin-zirvesinde-267480h.htm

Ama sadece bu haber de değil,  onun ötesinde  zaten,  son yıllarda Türkiye'ye giren küresel sermayenin çıkış trendinde olduğunu herkes biliyor!

Peki bu ne mi demek? Bunun tek bir anlamı vardır: Küresel dış dinamik alarm zillerini çalıyor, o kadar!... Türkiye’nin iç dinamiğini temsil eden güçler,  içerde eski Devletçi yapıyı paylaşma, eski zeminde daha çok yer tutma kavgası vererek  enerjilerini tüketirlerken tren kaçıyor!...

7 Haziran'ın anlamını henüz daha kimse doğru dürüst kavramış değil!.. AK Parti de, „anti AK Parti cephesi unsurları da henüz daha şokun etkisinden çıkmış değiller!!...

AK Partililer sanıyorlar ki, "halk hata yaptı, yeni bir seçim olursa hatasını görerek  oyunu tekrar onlara verecek!... Çünkü  „milli irade biziz“ diyorlar halâ!!.. Öyle ki, son zamanlarda  buna, „Reis“ anlayışını mehdi katına çıkararak  kutsal bir anlam da verdiler ve  „göklerden gelen sesin“ böyle emrettiğini düşünmeye başladılar!!.. Kendilerinin de hatalı olabileceğini duymak bile istemiyorlar!...

Bütün AK Partililer böyle düşünüyor demek istemiyorum tabi, ama farklı düşünenler varsa bile onlar da yeni tipten bir „vesayetin“ etki alanında oldukları için seslerini çıkaramaz durumdalar!.. Nasıl çıkarsınlar ki „ilahi iradeye“ karşı nasıl durulur ki!!.. Malesef böyle bir ortam yaratıldı!!..

Ya „yetmez ama evet“ ne olacak?  

Bu durumda artık dışardan verilecek desteğin de- "yetmez ama evetin" de- anlamı kalmıyor! Çünkü, ancak dünyalı olan şeyler eleştiriye açık olabilir-eleştirilerek ileriye doğru itilebilir!!... Bir şeye kutsallık anlamını kattığınız an o artık eleştirilemez! "Göklerden gelen bir iradeyi" eleştirerek onu daha ileriye doğru itmek mümkün müdür!!.. Bu durumda sen, eleştirerek  "yetmez" demişsin ne olacak!!... Ya kutsal iradeye biad edeceksin, ya da sesini kesip oturacaksın!!.. Varılan nokta malesef bu!!

"Anti Erdoğan-AK Parti" cephesinin durumu ise daha da çıkmazda!!.

Onlar da, Devletçi blok dağılınca  iktidar alternatifi olmaktan tamamen çıktılar!!.. Devletçi  „restorasyon“ hayallari tamamen suya düştü!!... Daha önce, AK Partiye karşı  en azından bir üçlü ittifak duruşları- alternatif olma durumları- vardı, şimdi o da kalmadı!!... Nasıl seçime gidecekler ki; MHP’ yi bir yana bırakırsak-çünkü onlar her iki telde de oynayabilirler!!- CHP ve HDP ne diyecekler halka,  nasıl bir iktidar alternatifi sunacaklar seçimde? İktidar alternatifi olması mümkün olmayan partilere halk oy verir mi?

Bütün bu söylenilenleri yan yana getirirsek şöyle bir durum çıkıyor ortaya:

AK Parti açısından da, CHP ve HDP açısından da savunulması mümkün tek bir politika vardır ortada: Sivil toplumun-işveren ve çalışanlar örgütlerinin-sesine kulak vererek "Tarihsel uzlaşma" zemininde hertürlü işbirliğine, koalisyona hazır oldukları mesajını verebilmek...

Bakın, bu bu gerçek  kavranılmadığı  sürece neler olur ben size söyleyeyim:

CHP ve HDP istedikleri kadar anti AK Parti söylemle seçime gitsinler, istedikleri kadar kendi kendilerine gaz vererek kendilerini aldatsınlar objektif olarak halkın gözünde   iktidar alternatifi olamayacakları için yeni bir seçimde de hiçbir şekilde  oylarını arttıramazlar!...  

Peki, onlar “arttıramazlar” da  AK Partinin oyları  artar mı? Hayır, o da artmaz-en azından istedikleri kadar artmaz-ölmez ama sürünürler!!..

Kimse kendini kandırmasın: Kendi içindeki vesayetten kurtulmadığı sürece AK Parti yeni  bir seçim olursa ne diyecek seçmene?  "Bakın, biz söylemiştik zaten, böyle olmuyor, tek çözüm yolu başkanlık sistemidir" diyecek, öyle değil mi?...Var mı şu an başka söyleyecek sözü?... Yani, 7 hazirana nasıl gittilerse,  „görüyor musunuz bakın süreç bizi haklı çıkardı, halk yanıldı, hatasını düzeltsin" diyerek, gene aynı havayla seçime gidecekler ve ikinci bir yenilgi daha alacaklar!!..

Çünkü halk-yeni bir Türkiye’ye yönelik iç ve dış dinamikler- ne Devletçi bir „restorasyon“, ne de,  yüz yıl geriye dönerek tarihi sil baştan yeniden yaşamak istemiyorlar; 21.yy paradigmasına uygun   "Tarihsel bir uzlaşma" istiyorlar...

Halkın bu isteği dış dinamikle de kesiştiği için kim bunu daha önce kavrarsa o daha kazançlı çıkacak olay budur. Devrimin ikinci aşamasına giden yol bu diyalektiği kavrayabilmekten geçiyor!...

Ayrıca, bu zorlayıcı "Tarihsel uzlaşma" dinamiğidir ki, hem eski Devletçi düzenin partilerini, hem de devrimin birinci aşamasına takılıp kalan AK Parti'yi, kendilerini değiştirmeye zorlayacak olan da gene bu olacaktır...

Düşünün, CHP ve HDP nin önünde AK Partiyle birlikte iktidar olmaktan başka çare olmadığı gibi, AK Parti için de "Tarihsel bir uzlaşmadan" başka çare yok!! İşte dönüştürücü olan dinamik bu olacaktır...

http://www.marmarayerelhaber.com/munir-aktolga

Şimdi sözü Etyen Mahçupyan’a bırakıyorum, bakın aynı diyalektiği Etyen nasıl dile getiriyor:

http://www.marmarayerelhaber.com/etyen-mahcupyan/35625-niye-chp-ile-olmali

“Böyle bir koalisyon sadece AKP’nin anlamını yeniden kurgulamayacak. Parti içinde de normalleşmenin ve demokratikleşmenin kaldıracı olacak. Sadece bu da değil… Aynı işlevi CHP için de yapacak. Böylece Kemalizm’den post-Kemalizm’e kırılarak, ayrışarak değil bütünlük içinde yürümek, kalıcı bir anayasaya doğru ilerlemek mümkün hale gelecek. Kısacası tarihsel bir perspektif içinde taşlar yerine oturacak”.

Etyen’in sözlerine tek ekleyeceğim şey, bu “Tarihsel uzlaşma” diyalektiğinin HDP yi de değiştireceğidir... Çünkü zaman, herkes için DEĞİŞTİRİRKEN DEĞİŞME zamanıdır!..