„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...


"Evet, ama yetmez"!!.. Gülay'ın yazdıkları doğru-birçok kişi de bu görüşte- ama bu kadarıyla  yetmez!!.. 

http://www.marmarayerelhaber.com/gulay-gokturk/36769-hendek-savaslari

 Çünkü o da, birçok diğer kişi  gibi, meseleyi-Devleti değişmez kabul ederek- sadece PKK boyutuyla-en fazla, bir „Kürt Sorunu“ boyutuyla- ele alıyorlar. Dikkat ederseniz bu durumda   işin içinde Osmanlı artığı Devlet ve o Devletin dönüştürülmesi olayı yok!!..  Halbuki, Türkiye’de „Kürt Sorunu“nu da yaratan bizzat  o antika Devletçi yapıdır.  Ve, nasıl „çözülürse“ çözülsün,  „Kürt Sorunu“ da  Türkiye’nin   yeniden yapılanmasını temel alan burjuva demokratik bir devrimi programının  parçasıdır… Bu nedenle o, yani „Kürt Sorunu“, hiçbir şekilde, sadece bir PKK- ve bir antika devrimcilik-sorunu  olarak ele alınamaz!… 

Ne yani, bugün "Kürt Sorunu" diye bir sorun hiç ortada olmasaydı  gündemin baş sorunu gene Devletin dönüştürülmesi sorunu olmayacak mıydı?... Bu açıdan, Türkiye'de KÜRT SORUNU hiçbir şekilde sadece ulusal sorunla sınırlı değildir... Yarın bir şekilde „Kürt Sorunu çözülse“, Kürtler "tamam artık bu iş bitti" deseler, PKK da silahı bıraksa Türkiye'nin demokratikleşme ve yeniden yapılanma  sorunu bitecek mi!!!   Olaya bu açıdan bakmadan  ne „Kürt Sorunu“ çözülebilir, ne de Türkiye'nin genel olarak demokratikleşme sorunu anlaşılabilir...

 Türkiye’de burjuva demokratik devriminin temel sorunu,  Devletçi üretim ilişkileri zemininden kaynaklanan antika merkeziyetçi Devlet yapısının yerine sivil toplumun yerelden yönetmesini  esas alan bir yeniden yapılanmayı inşa sorunudur... Çünkü, Türkiye somutunda burjuva  devrimi olayı, eski Devletçi üretim ilişkilerinin yerine kapitalist üretim ilişkilerinin inşasından ibarettir ki, bu da gene Türkiye somutunda  sadece Kürtlerin  değil bütün herkesin-bütün  sivil toplum güçlerinin- yerelden yönetime katılabilmelerini zorunlu kılmaktadır... Ancak bu durumdadır ki, yeni Türkiye’nin  devleti de aşağıdan yukarıya doğru örgütlenen bu sivil toplumun örgütlü gücü haline dönüşecektir...

 Aslında AK Parti ve Kürt demokratik hareketi bu mücadelede  antika Devlete karşı aynı saflarda ortaya çıktılar ve birlikte yürüyerek eski Devletçi-Kemalist statükoyu altettiler. Ama şimdi,  artık Anadolu burjuvazisinin  bir kesimini temsil eder hale gelen Erdoğan ve danışmanlarından oluşan jakobenler,  bir yandan  başlangıçta bizzat kendisi bir koalisyon olarak ortaya çıkan AK Parti'yi dönüştürerek onun bir burjuva fraksiyon partisi haline gelmesine neden olurlarken,  diğer yandan,  Türkiye’nin „zencilerinin“  Kürtlerle olan tarihsel beraberliğini- koalisyonunu- da bozuyorlar!... Öyle ki, bunlar  „Türk tipi başkanlık“ falan diye allem edip kallem ederek meseleyi bir Devlet meselesi, Devleti kurtarma meselesi haline getirmeye çalışıyorlar!... Çünkü, „Devleti ele geçirdiklerini“ sanarak   mevcut yapıyı değiştirmeden    ona el koyarak,  onunla- Devletle-Devlet sınıfıyla- ittifaka kalkışan   devrimin bu jakoben  "kahramanları"- sonunda kendilerini  Devletleştirdiler!... Ne kadar ilginç değil mi, Osmanlı artığı bir "stratejik zihniyetle" fethe çıkanlar fethederken fethedildiklerinin farkında bile  olmadılar!!...

Sonuç mu? 20.yy kalıntısı antika bir „solculuk“-Kürt milliyetçiliğiyle karışık jakoben bir devrim anlayışıyla birlikte-gene 20.yy kalıntısı jakoben bir "siyah Türk  devrimciliğiyle„  savaşırken, aslında bunların her ikisi de ruh cağırır gibi "kurtarıcı bir yeni  ruh, bir mehdi" arayan Devlete-Devletçiliğe hizmet ediyorlar. Etki-tekpi ilişkisiyle birbirlerini yaratarak birbirlerinin varoluş koşullarını üreten bu arkaik güçler pusuda bekleyen Devlete hizmet ettiklerinin farkında bile değiller!... 

Son bir noktanın daha altını çizmek istiyorum: Dikkat ediyor musunuz, hem AK Parti’liler, hem de PKK’liler, bir yandan kendi aralarında savaşırken, diğer yandan da yan gözle hep  kendi yarattıkları o "üst akılı" kolluyorlar ve  her ikisi de onun desteğini yedeklerine almaya gayret ediyorlar!!... Yani, hem "emperyalizme karşı kurtuluş savaşı" veriyorlar, ama hem de o "emperyalistleri" kollayarak onların desteğini yanlarında görmeye çabalıyorlar!!.. Bunun adına da Osmanlı artığı antika Devletçi-ve de „devrimci“-politika deniyor işte!!.. 

Savaşı kim mi kazanır  diyorsunuz? Bu savaşı ne AK Parti kazanır, ne de PKK!... Bu savavaşı- bir tür pirus zaferi olarak- DEVLET kazanır!... Çünkü bu kez -son defa olarak-  kaybetmek için önce kazanması  gerekiyor onun!!.. Bizlere de belirli bir maliyeti ödemek kalıyor tabi!… Çünkü, fincancı katırları tepişirken arada fincanlara da oluyor olan!.. Ama ne yapalım, toplumlar neyin-nelerin olmayacağını, neyin-nelerin yanlış olduğunu  görerek-yaşayarak ÖĞRENİYORLAR…Ve de öğrenererek-öğrendikçe ergenlikten çıkıp büyüyorlar!!..