LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...



1-Sayın Erdoğan, "Kürt sorunu yoktur", "Dolmabahçe uzlaşması yanlıştır" dediği an halkımız  bunu  çözüm sürecine başından beri karşı çıkan MHP'nin haklı olduğunun ilanı olarak yorumlamıştır...

2-Çözüm sürecini başlattığı, bu konuda çok emek verdiği halde bu yeni politikayla Sayın Erdoğan  HDP yi de haklı-mazlum, hakkı yenmiş konumuna sokmuştur...  „Kürt sorunu yoksa, Dolmabahçe uzlaşması yanlışsa“  o zaman sen iki yıldır hangi sorunu çözmeye çalışıyordun!!  Demek ki, MHP nin haklı olduğunu görerek  masadan kalkan sensin diyerek halkımız  HDP yi çözümün tek savunucusu olarak görmeye başlamıştır...

 

Yani bu kadar olur,  ne olduğu belli olmayan bir „Türk tipi Başkanlık“ dayatması uğruna sen tut kendi elinle HDP yi ve MHP yi öne çıkar, onlara haketmedikleri bir konum sağla!..  

3-Tam seçim öncesinde bu türden bir duruşla sayın Erdoğan Hükümetin manevi sahsiyetini de sıfıra indirmiştir...

4-Sayın Erdoğan Türk tipi başkanlık sistemi dayatmasıyla yeni demokratik bir anayasa talebinin önünü kesmiştir ki, bu da başından beri AK Partiyi destekleyen demoktat kamu oyunu tereddüde yöneltmiştir...

5-Erdoğan, mücadeleyi 21.yy kulvarından 20.yy kulvarına taşımakla ipleri Y.Bulut tipi danışmanlara kaptırmakla kendisini seçimin tek mağlubu haline getirmiştir.  HDP nin başarısının altında yatan tek neden sayın Erdoğan’ın izlediği yanlış politikadır... Bu politika "seni başkan seçtirmeyeceğizden" başka birşey söylemeyen HDP yi bütün tepki oylarının yöneldiği merkez haline getirmiştir...

 

Yani, secimin galibi HDP değildir... Seçimin mağlubu sayın Erdoğan’ın izlediği politikadır...HDP bunu görerek tepki oylarını kendisine kanalize etme başarısını göstermiştir o kadar...

 

Sürekli gerilim, sürekli tırmanış, sürekli kavga havasının yaratılması halkın tepkisini toplamıştır... Yok efendim bütün dünya bize savaş açmışta, küresel güçlerle savaşıyormuşuz, ikinci kurtuluş savaşı veriyormuşuz ruh hali halkın tekpisini toplamış, HDP de bu tepki oylarını kendisine kanalize etmeyi başarmıştır. Bu kadar açık!!..

 

21.Yüzyıl  Türkiye’sinde kimse Türkiye’yi küresel süreçlerin dışına taşıyamaz. Öyle antika „kurtarıcılara“-mehdilere ihtiyacı yok Türkiye’nin. AK parti bir an önce ilk on yıldaki politikalarına geri dönmelidir…

 

Ben herşeye rağmen HDP barajı aşarken AK Partinin de gene tek başına iktidar olmasını istiyordum, böyle de tahmin etmiştim; ama demek ki halkımız olayı biraz daha radikal bir şekilde değerlendirmiş ve ona göre de Erdoğan’a daha ağır bir fatura kesmiş... HDP nin herşeye rağmen parlamentoya girmesi ise iyi olmuştur inşallah seçim öncesi uç çıkışları kaybolur ve çözüm sürecinde kararlı bir şekilde devam ederler... 

En iyi çözüm, AK Parti HDP ittifakı olur tabi, yeni bir anayasa da buna bağlı...Ama bakalım AK Parti kendi içindeki milliyetçi uçları aşabilecek mi, bakalım HDP bu sonuçları nasıl yorumlayacak!.. Eğer onlar da  rotayı  öteki tarafa çevirerek çözümü Devletçi cephe içinde aramaya başlarlarsa iş biraz daha uzar tabi…
İlk izlenimler böyle!!..

 

ŞİMDİ BAHANE BULMA SIRASI AK PARTİ’NİN JAKOBENLERİNDE Mİ?...

Öyle anlaşılıyor ki şimdi bahane bulma sırası AK Partinin jakobenlerinde!...

 

Diyorlar ki, "görmüyor musunuz nasıl bir cephe oluştu karşımızda. Bu nedenle, şimdi zaman TRT 1 de yayınlanan "Diriliş" dizisindeki Ertuğrul gibi dünyaya meydan okuma zamanıdır, durmak yok ileri"!!..

 

Bakın arkadaşlar kendinizi aldatmayın, o "cephe" yeni oluşmuş bir cephe değildir! Ben onu ilk farkettiğimde yıl 1973 idi. İstanbul 3.Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kayıtlarında bunlar hep var... O zaman bas bas bağırıyordum ben... Tabii o günlerde olayı tam olarak çözemiyordum, „emperyalizmin-CİA`nın cephesi“ falan diyerek her taşın altında (şimdi sizin yaptığınız gibi) CİA parmağı falan arıyordum, ama bu ayrı bir hikaye!...

 

Aynı cephe 1960 ta da vardı... Menderes'i kim, nasıl asmıştı dersiniz?...

 

12 Mart ve 12 Eylülde başka cepheler mi vardı sanıyorsunuz?...

 

Daha uzakları bir yana bırakalım, 2007`de o Cumhuriyet mitinglerini, tencere tava savaşlarını düşünün!... O Ergenekon, Balyoz Davaları’nı, o Cunta savaşlarını!...

 

Yani “cephe” her zaman vardı... Ama bu sefer bu cepheye (“her ağacın kurdu kendinden olur” misali)  içerden de katılanlar oldu!...

 

Erdoğan’ı kutsayarak ona mehdi payesi veren o “danışmanlardan” bahsediyorum!... Bir tanesi, bugün bile hala kendinde,  “seçim sonuçları ne kadar haklı olduğumuzu, halkımızın ne kadar “Türk tipi başkanlık sistemi” istediğini ortaya koyuyor” deme cesaretini buluyor!...  Ben, iki yıldır bas bas bağırıyorum, "yedirmeyeceğiz yedirmeyeceğiz derken siz bu adamı yedireceksiniz" diye de kimse aldırış etmiyor, görüyorsunuz durumu!!..

 

Ama diyeceksiniz ki o danışmanları oraya getiren kim?.. Siz de haklısınız... Bu mekanizma-mehdi, kurtarıcı yaratma mekanizması-tek yanlı oluşmuyor... Ama ben hep bunu da yazdım, 21. yüzyılda bu türden antika yöntemlerle bir yere varılamaz, aklınızı başınıza toplayın, yoksa tepesi taklak gidersiniz diye hep yazdım... Bunlar  kayıt altında yazılı duruyor...

 

Sonuç mu? “Her şerden bir hayır doğar” denir ya, aynen öyle!... HDP ‘nin parlamentoya girmesi çok önemlidir... Kürt sorununun çözümünde atılan dev bir adım olmuştur bu. Sayın Erdoğan kendisini feda ederek HDP ‘yi parlamentoya sokmuş görünüyor!!.. Düşünsenize,  başka türlü bu kadar milletvekilini çıkarabilir miydi HDP?.. Erdoğan'a bir teşekkür borçlular sanırım!!...

 

Türkiye geriye değil ileriye gidiyor... Son derece pragmatik ve gerçekci bir halkımız var...

 

Şimdi zaman, PKK’nın kongre toplayarak silahlı mücadeleye son verdiğini açıklama zamanıdır!...

 

Öyle görünüyor ki, top şu an bir süre için  PKK ‘nın elinde!... Ortada, parlamentoya 81 milletvekili sokmuş bir HDP varken PKK artık  halâ eskiden olduğu gibi silahlı mücadelede israr edebilir mi?  Böyle bir körlük hali aynen  ötekiler  gibi onları  da bitirmez mi?...

 

Düşünsenize, PKK bir açıklama yapıyor ve „demokratik yol açılmıştır, Başkan Apo’nun çağrısına uyarak  silah bırakma kararı alıyoruz“ diyor, ne olurdu!?.. Buna en çok kim şaşırırdı dersiniz!!.. Ve bundan en çok kim kazançlı çıkardı?... Düşünün şöyle bir!...

 

Ama tabi bunlar henüz daha fantazi!... İdeoloji denilen virüs öyle kolay kolay terketmiyor organizmayı!... Ama siyaset de budur işte, yeri ve zamanı geldiği an gerekli adımı atabilmektir... Tabii, attığınız adımların  21.yüzyıl paradigmasına uygun olması kaydıyla!...

 

AK Parti açısından şu an  hiç   düşünülmemesi gereken şey, atılan  bu adımdan dolayı halkı cezalandırmak olmalıdır.  Eğer işi, hiçbir uzlaşmaya, özeleştiriye yanaşmadan, borsanın iyice dibe vurmasını, dövizin alıp başını gitmesini bekleyerek,   “ne yapalım bütün bunların sorumlusu sizsiniz” demeye getirip, erken seçim takvimi açıklayarak, “ya bize oy verirsiniz, ya da siz bilirsiniz” diyerek  halkı tehdit etmeye vardırırlarsa  o zaman böyle birşey, böyle bir strateji onları iyice bitirir…

 

Yapılacak iş, “biz nerede hata yaptık” diyerek bir durum değerlendirmesi yapmaktır… Bu konuda benim son iki yıldır yazdıklarıma bir göz atmak da belki  yararlı olabilir diye düşünüyorum!...