NE KADAR RENKLİ BİR„SOSYAL MEDYA”MIZ VAR!


Otuzbeş senedir Almanya’dayım,   dünyayı ve Türkiye’yi (tabi internet sayesinde) sadece Türkiye medyasından izliyorum!! Hatta, Almanya’da ne olup bittiğini bile!!... (biraz abartma tabi!!). İnanın, bizde o kadar renkli bir Medya-Sosyal Medya var ki, ne ararsan var içinde!!..

 

İşte size bugün Facebook’ta yaptığım “paylaşımlardan” bir demet!!... 

 

A.Hakan'a takılmayın, Volkan Ertit'in sözlerine konsantre olun, bence son derece önemli tesbitler yapıyor...

 

Genç akademisyen Volkan Ertit, Türkiye'nin dindarlaşmadığını, dinden uzaklaştığını öne sürüyor.

 

http://sosyal.hurriyet.com.tr/…/turkiye-dindarlasmiyor-aksi…

 
VOLKAN Ertit anlatıyor:

-“Fransa'dan döndüm. ODTÜ'ye müracaat ettim. Dedim ki: "Merhaba. Ben Türkiye toplumunda dinin gün geçtikçe prestijinin ve gücünün azaldığını düşünüyorum. Doktora tezimde bunun ardındaki sebepleri çalışmak istiyorum."
-Bir profesör, bana aynen şöyle dedi: "Türkiye toplumu kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi her geçen gün İranlaşırken siz nasıl böyle bir tezi ileri sürebilirsiniz?"
-“Ve ben doktoraya kabul edilmedim”. 
-“Hollanda'daki bir hoca, beni ciddiye aldı ve kabul etti. İki ya da üç ay sonra savunmamı yapıp bu konuyla ilgili doktoramı vereceğim”.

 

A.H:“Ne yani? AK Parti'nin hiç mi etkisi yok?  Herkes "Türkiye muhafazakârlaşıyor, AK Parti Türkiye'yi her geçen gün daha da dindarlaştırıyor" derken... Siz Türkiye'nin dindarlaşmadığını söylüyorsunuz. Bu derin çelişki hakkında ne diyeceksiniz“?

VOLKAN ERTİT: „Yüksek hızlı trende içki satılmasının yasaklanması, zinanın yasaklanmak istenmesi, kızlı-erkekli ev tartışması, dindar nesil yetiştireceğiz söylemi... Bütün bunlar devlet ve din arasındaki ilişkilerle ilgili. Ben din ve toplum arasındaki ilişkiden söz ediyorum. Toplum dindarlaşmıyor, siyasi arena dindarlaşıyor. İkisi farklı şeyler“.

 

A.H: „Başörtülülerin sayısı artıyor, cuma namazları dolup taşıyor... Bunlar toplumdaki dindarlaşmaya işaret etmez mi“? 

VOLKAN ERTİT: „Başörtülü sayısı Türkiye'de artmıyor, aksine azalıyor. Sokağa çıkın. Genç kızlara ve annelerine bakın. Anneler mi daha çok başörtülü, genç kızlar mı? Eğer genç kızlar başörtülüyse... Başörtülü sayısı yeni nesillerde artıyor diyebiliriz. Ama böyle bir durum yok“.

 

A.H: „Dindar bir nesil yetişemez mi?  İmam hatipler artıyor. TÜRGEV gibi vakıflar ağırlık kazanıyor. Gelecekte dindar bir toplumun çıkmasına yol açmaz mı bu çabalar“?

VOLKAN ERTİT: „İmam hatip, fazladan altı saat din dersi alan, bununla beraber seküler okulların her şeyini alan okullardır. İmam hatipteki gençler de çok ciddi anlamda sekülerleşmiş, cinselliğin de içinde olduğu dünyalarının parçası haline gelmiş durumdalar“.

 

A.H: „Nesillere yönelik yatırımın bir sonuç vermeyeceğini mi düşünüyorsunuz“?

VOLKAN ERTİT: „Bilimsel gelişmeler, kapitalizm ve kentleşme bir toplumda var ise o topumun değiştirilmesi çok zor. Kemalistler 90 sene boyunca bunu yapmaya çalıştılar, olmadı. Çünkü bu işler yukarıdan dayatmayla olmaz“.

 

A.H: „Eğer toplum sekülerleşiyorsa... AK Parti'nin oyları neden hâlâ yüzde 40'larda“?


VOLKAN ERTİT: „Seçmen davranışları, bir partinin sadece dinle kurduğu ilişki üzerinden değerlendirilemez. Siyasette din dışındaki farklı dinamiklerin etkileri olduğunu unutmayalım“.

 

Benim yorumum:

 

Alın size, enseyi karartmamak, Türkiye'ye-ve kendinize- güvenmek için bir neden daha!... Türkiye büyük bir hızla "tarihsel bir uzlaşmaya" doğru gidiyor... Hem bir “medeniyetler uzlaşması” olacak bu, ama hem de  kültürler arası bir uzlaşma... Çünkü, bütün diğer toplumsal yasalar içinde en önemlisi olan "yaşamı devam ettirebilme yasası" ve mücadelesi Türkiye'nin önüne problemi bu şekilde koyuyor: Varolmaya devam edebilmek için bunu başarmak zorundasın diyor...

 

Başka bir Paylaşım:

 

İŞTE, KELİMENİN BİLİMSEL ANLAMIYLA BUNUN ADI “TERÖRDÜR”!!..

 

Sarıkamış isyanı: 3.4 milyon TL zarar - #Türkiye

Sarıkamış Bayraktepe Kayak Merkezi'ne, geçen 13 Eylül'deki PKK'lı teröristlerin saldırısında maddi zararının 1 milyon euro (3.4 milyon lira) olduğu...

 

http://www.radikal.com.tr/turkiye/sarikamis_isyani_34_milyon_tl_zarar-1434871

 

Benim yorumum:

 
Terör ve terörist, organizma söz konusu olduğu zaman kanser ve kanserli hücreye benzerler...
Geliştikçe kendi bindikleri dalı da kesen bu hücreler için "zafer" ölüm demektir!...

 

Bir soru:

 

„Buradaki  örnek gibi  halkına bir çok konuda çok ciddi zararlar veren bir terör örgütünün yöneticileri, bu zihniyetteki mensupları ve gizli, açık destekleyicileri için söylenecek söz nedir, ne olmalıdır?

 

Benim cevabım:

 

Koparın o ideolojik zincirlerinizi" olmalıdır !...

Ne kadar ilginç değil mi, beyin düşünme faaliyeti için daima en az enerji harcayacağı yolu seçiyor!... İşte ideoloji bu imkanı sağlıyor beyine!... Çünkü ideoloji bir sablom gibidir. Birkere onu "benimsediğin" zaman artık düşünmene gerek kalmıyor! O herşeyi gösteriyor sana!... İyi ve kötü, herşey, herşey var onun içinde!... Siyah ve beyazlardan oluşan bir dünya  ideolojinin dünyası!... Beyazlar dost, siyahlar ise düşman (tabi herkesin beyazları ve siyahları farklı oluyor)..Ama bu sadece milliyetçilik-solculuk için böyle değil, bütün ideolojiler için geçerli. Dincilik, Kemalizm-Devletçilik...

Tabi her durumda ideolojiyi belirleyen sınıflı toplum gerçekliği oluyor!...Örneğin, işçi sınıfı ideolojisini ele alalım... Diyorsunuz ki, "zıtların birliği ve mücadelesi" bunu gerektiriyor; burjuvazi, kendi mezar kazıcısı olarak işçi sınıfını yaratmıştır, o halde işçi sınıfının görevi de burjuvaziye karşı savaşarak onu yok etmektir. „Zafer“ denilen şey budur!... 

Bu mantık-ideoloji, felsefi bakış açısı-heryere, herşeye yansıyor sonra. Örneğin, "dogaya karşı savaşarak onu fethetmekten, ona karşı zaferden" bahsediyorsun!!... Hep aynı, "kendinde şey-mutlak gerçeklik" anlayışı yatıyor bunların altında!... Burjuvaziyi yok ettikten sonra da varolabilen bir işçi sınıfı ve doğaya karşı savaşarak zafer kazanan bir insanlık… varılan sonuç bu oluyor!!... 

Halbuki mutlak gerçeklik-kendinde şey olarak varolmak diye birşey yoktur. Varolmak, karşılıklı madde-enerji-informasyon alışverişi (etkileşme deriz buna) esnasında yaratırken yaratılarak oluşan izafi bir gerçeklik halidir... Ama ideoloji bunu göremez işte!...

Sanmayın ki  sınıflar mücadelesi sadece siyasi alanda cereyan ediyor ve bütün bu söylenilenler sadece orada geçerlidir! Hayır, aynı gerçeklik "bilim"-"bilimsel çalışma, araştırma" alanında da-akademik alanda da- geçerlidir... Bu nedenle,  "bilgi toplumuna-modern sınıfsız topluma giden yolda bilimde de devrim gerekiyor" derken ifade etmek istediğimiz şey budur işte!...

 

http://www.aktolga.de/t4.pdf

 

Başka bir Paylaşım:

 

BİR SİNEASTIN PORTRESİ: TARKOVSKİ İLE FİLMLERİ ÜZERİNE

 

http://www.guvenguner.com/yazilar/bir-sineastin-portresi-tarkovski-ile-filmleri-uzerine

 

 

"İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir. Bir insanın kendine karşı hile yapması, onun, filminden, hayatından, her şeyinden vazgeçmesi demektir." Andrei Tarkovski

 

TARKOVSKİ: „Savaş, kurban kahramanlar üretir. Savaşın kazananı olmaz. Bir savaşı kazandığımız anda onu aynı zamanda kaybederiz"...

 

Benim yorumum:

 

İşte bu!...

Şöyle bir soru soralım: Peki ya "doğayla savaş", o „savaş“ da dahil mi buna?...
Evet dahildir!... Çünkü sen „doğayla savaşırsan“, o da seninle „savaşır“, sonuç mu, sonuç açık değil mi!? Hani o „burjuvaziyi yok etmeye“ dayanan „devrim“ anlayışı vardı ya, burada da durum aynıdır! Doğayla savaşarak varılacak sonuç da aynıdır!!..

 

Bu nedenle,  "savaş" kavramının ne anlama geldiğini çok iyi anlamak gerekiyor. Savaş, yaşamı devam ettirirken üretim faaliyetinde bulunabilmek etkinliği olmalıdır... Bunun dışındaki "savaş" Tarkovski'nin dediği gibi kazandığınız anda kaybettiğiniz bir eylem olmaktan öteye gidemez...

 

Newton Fiziğinin ikinci yasası diyor ki, "her etki bir tepkiyi doğurur"... Üretim ise, bir etki tepki olayı değildir!... Üretim bir sistemin çevreyle etkileşim halinde kendi iç dinamikleriyle giriştiği yaratıcı faaliyettir. Bunun sonunda, doğayla etkileşerek üretirken insan kendini de üretmiş olur...

 

Gene başka bir Paylaşım:

 

VE GELDİK GÜNÜN HABERİNE!...

 

Önce şu videoyu dikkatle seyredin:

 

https://www.facebook.com/hashtag/safetheanimal?source=feed_text&story_id=10200951461945769&pnref=story

 

Videonun altına basından alınan şu alıntıyı yapmışız:

 

"O KEFENİ HEPİMİZİN DE GİYMESİ LAZIM.

Bana diyecekler ki, "çok büyük güçleri karşına alıyorsun". Ben çok büyük güçleri karşıma alırım. Hiç kimseden korkmuyorum, doğru bildiğimi söylemek zorundayım. Benim bir canım var, bu canımı veririm giderim. Hiç önemli değil.
Bu ülkede bir lider ortaya çıkmış, kefeni giymiş ve bir şeyleri değiştirmeyi göze almışsa hepimizin aynı kefeni giymesi lazım". ("Başdanışman"ın bugünkü makalesinden!...)

 

Bu durumda bizlere de, "ya Allah ya Bismillah, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete" demek düşüyor!...

 

Bu Paylaşım da Eğitim Sistemimizle ilgili:


EĞİTİM SİSTEMİ ANLAYIŞINDA GELİNEN NOKTA:

"İSLAMİ NESİLLER YETİŞTIRME" HEDEFİ DE BİR YANA KALDI, ŞİMDİ MODA AN'I KURTARMAK!...

 

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/306015.aspx

 

Önce "turizme destek olsun" diye "tatil" uzatılmıştı, şimdi de "bayram" diyerek uzatılıyor!!... Bunların "öğrenmek", "bilgi üreten nesiller yetiştirmek" diye bir derdi falan yok!!. Önemli olan sermayeden tüketerek an'ı kurtarmak!... Bu kafayla "yeni Türkiye'yi" inşa etmek mümkün mü?... 
Eski düzen bozulmuş-yok olmuş, tamam, ama bunun yerine yeni bir düzen de kurulamadığı için insanlar ilerde kurulacak sistem içinde kendilerine daha iyi bir yer kapmak umuduyla birbirleriyle anlamsız bir yarış etme haline girmişler!... Çünkü yarış, bilgi üretmek, bilgi üreterek öne çıkmak alanında olmayınca-sistem insanlara böyle bir ruh hali kazandıramayınca-olay bu türden garip bir "bibirinin yerini kapmak" yarışı haline dönüşmüş!... Öyle ki, herkes bir diğerini "önünü kesme ihtimali olan rakip" olarak görüyor ki, bu da insan ilişkilerini zehirliyor... Olay bu!... Benim bu sene Türkiye'de çektiğim fotoğrafın özeti…