NEREDEYİZ, NEYİ-NELERİ TARTIŞMALIYIZ, AK PARTİLİLERE MEKTUP?...

Bu makale Facebook’ta 7 Haziran Seçimi’yle ilgili tartışmalardan alınmıştır:

Bakın sevgili arkadaşlar, eğer şu satırlar benim gibi sizi-sizleri de ürkütmüyorsa o zaman tamamen farklı dünyaların insanlarıyız demektir: 

"Türkiye sadece Türkiye değildir! Sınırları Anadolu kadar değildir. Ekonomisi, siyasi perspektifi, güç ve etkinlik arayışı için artık bir ulusal sınır yoktur..."
( http://www.yenisafak.com.tr/.../cografyanin-anavatani-bu...)

Bu anlayış  sadece bir köşe yazarının görüşlerini, onun, sınırların ötesinde düşünebilen küresel devrimci  anlayışını  ifade etmiyor!!.. Tam tersine, şu anki sınırlarımızın geçersizliğini, gerçek sınırların Osmanlı’nın egemenlik alanını temsil eden sınırlar olduğunu iddia ediyor... Bütün bir AK Parti basını nasıl da bir anda bu türden  garip bir ulusalcılığın etki alanına giriverdi. Bu sizin dikkatinizi çekmiyor mu? Önceleri Y.B’la,   C.E’le falan   yayılmaya başlayan ideolojik bir virüs, işin içine  bunların patronu da girince  bir anda bütün bir AK Partili kalem erbabını zehirleyiverdi!!... Soruyorum ben size şimdi:  Bu mu idi AK parti?  Geride kalan on iki yılın AK Parti’siyle varılan bu noktayı hiç mi mukayese etmiyorsunuz? 

"Üst akıl", "küresel odaklar" falan deyip geçiyorsunuz; bütün kabahati “emperyalistlere”, “küresel finans oligarşisine”, “siyonistlere”  yıkarak, “bak ne güzel yolumuzda gidiyorduk, bizim gelişmemizi istemediler” diyerek hiç kendinizi eleştirmek ihtiyacını hissetmiyorsunuz. Yok efendim, “nasıl ki bir Düyun-u Umumiye bir zamanlar Osmanlı’yı teslim almışsa, şimdi de aynı şekilde Türkiye’yi teslim almak istiyorlarmışta”!!.. Bütün bu sakat tarih anlayışlarıyla günümüzü açıklamaya çalışarak rahatlamaya çalışıyorsunuz.

Osmanlı’yı Düyun-u Umumiye mi batırdı?.. 

Osmanlı’yı Düyun-u Umumiye falan batırmadı arkadaşlar!!. Osmanlı fetihçi bir devletti, fetihçilik sona erince, kendi varlığını devam ettirebilmek için bir yandan halkın ömüğünü sıkarak iç sömürüye yönelirken, diğer yandan da dışardan kredi falan alarak “modernleşmeye”, modern bir ordu kurarak fethettiği ülkeleri elden kaçırmamanın yollarını aramaya başladı. İşte, Osmanlı’yı Düyun-u Umumiye’nin kollarına düşüren fasit daire bu oldu. Bugünkü Yunanistan gibi, aldığı kredileri-borçları ödeyemeyince vergi gelirlerini Düyun-u Umumiye’ye bizzat kendisi bıraktı... Bırakmak zorunda kaldı!!  Yani, Duyun-u Umumiye Osmanlı’yı batırmadı. Osmanlı, ömrünü biraz daha uzatabilmek için kendini onların koynuna bizzat kendisi attı!!. Olay budur... Devlete laf söylettirmemek için, en kolay yolu seç ve herşeyi “emperyalistlerin” üstüne at, olsun bitsin!!.. Bir kere, o eski “solcu” “emperyalizm teorilerini” falan da öyle rasgele kullanmayın artık, onlar da hep tek yanlı ve sakattır!.. Paçayı kurtarmak içi sahte bir milliyetçilik yaratarak, “onlar kötü biz iyiyiz” le bu işler yürümüyor!!...

O küresel sermaye çevreleri neden daha önce AK parti’yi destekliyorlardı?  

Hiç düşünmüyor musunuz, bügün küfrettiğiniz  o çevreler, o “emperyalistler”, “küresel sermaye çevreleri”  on iki yıl boyunca neden  hep AK Partiyi desteklediler?  Nasıl da unutuveriyorsunuz bunları?... Nasıl açıklıyorsunuz bu durumu peki?... Yok efendim, “Neocon larmışta”, “Siyonistlermişte”.... geçin bunları geçin!...Daha önce Neocon yok muydu peki?... Siyonistler yok muydu daha önce!!... Bu çevreler  sayın Erdoğanı baş tacı ediyorlardı o zaman, ve de bu güzel birşeydi bu, yalan mı?... Şimdi, yapay bir devletçi-milliyetçilik yaratarak olayları ve süreçleri tersinden okumaya başladınız, ama o zaman böyle değildi. O zaman  el üstünde tuttuğunuz küresel sermaye çevreleri şimdi size düşman “küresel finans oligarşisi” olup çıktılar, öyle değil mi!!.. Yoksa değişen siz misiniz??...

Gelelim şu Osmanlıcılığa:

AK parti’ye  çamur gibi yapışan şu yeni ideolojik yapılanmadaki "Osmanlıcılık" da, öyle  sadece tarihi referans alarak yapılan basit bir hamaset gösterisi  değildir!  Bu, Osmanlıcılıkla-İslamcılıkla maskelenmiş kendine özgü Devletçi-milliyetçi (firsatını bulursa da faşist) bir anlayışın-ruh halinin ifadesidir... Şu an el üstünde tuttuğunuz o  “ideologlar” bunu açık açık yazıyorlar,  görmüyor musunuz?... Bunlar var mıydı daha önce AK Parti’nin ajandasında?

Sizler, Kemalist devlet sınıfına ve Paralel Devletçilere karşı mücadele psikolojisiyle, kavga içinde madalyonun bu yanını henüz daha farketmemiş olabilirsiniz, ama bakın halkımız olayı hemen gördü!... 7 Haziran seçim sonuçları bunun cevabıdır... Sakın ola ki, sizler de şimdi suçu halkta bularak ötekiler gibi "cahil halk" falan demeye başlamayın (bazıları başladılar bile)!..

Hem sonra benimle niye uğraşıyorsunuz ki, ben mi neden oldum 7 Haziran yenilgisine?... Oturun nerede hata yapıldı bunun üzerinde tartışın!... Belki de yanılan benimdir!... Karalama, küfretme yerine yeni fikirler üretin de biz de yararlanalım!...

Ne oldu o darbeciler falan, bunlar hep hayal mi idi?...

Bakın arkadaslar, Devlet sınıfına karşı, eski Türkiye'nin statükosuna karşı mücadele falan derken bir anda o Devletle kucaklaşan bir anlayış bulduk karşımızda. Hiç mi sorgulama ihtiyacı duymuyorsunuz  bunları?.. Ne oldu o Ergenekonlar, o Balyozlar?... Ne oldu o darbeciler?... Bunlar hep Paralelcilerin oyunu mu idi!!.. Ya o "çözüm süreci"?? Madem ki "Kürt sorunu falan yoktur" bu ülkede, o zaman ne için uğraşıldı yıllarca, hiç mi bu soruyu sormuyorsunuz kendinize? “Kürt sorunu yoktur” dediği an, sayın Erdoğan başından beri böyle bir sorunun olmadığını söyleyen MHP’yi haklı çıkarmış olmadı mı?  Tamam, bu arada bir sürü güzel şeyler de yapıldı ama,  Anayasal zeminde hangi sorun çözüldü de “Kürt sorunu yoktur artık” deyip çıkıldı işin içinden? “Vatandaşlık” anlayışı gene aynı duruyor yerinde, “anadilde egitim” yasağı duruyor, “Osmanlı artığı merkeziyetçi yapı” duruyor... Hani nerede o "güçlü bir Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır. Böyle bir yaklaşım tarzı güçlü bir Türkiye için faydalı olabilir” diyen Erdoğan?.. Bakın, 2013 Mart sonunda CNN Türk-Kanal D ortak yayınında T.Akyol ve E.Berberoğlu’na daha  neler diyor sayın Erdoğan:

“Biz 81 vilayetin 78'inde milletvekili çıkarmışız, 81'inde belediye başkanlarımız var.

Eyaletlerde endişe içerisine girmeye gerek yok. Güçlü bir Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır. Üniter yapı bununla alakalı bir şey değil. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz. Demokraside ve özellikle ekonomik kalkınmada güçlü bir Türkiye'den bahsediyorum. Bunlara biz Osmanlı'daki yaklaşımı da ilave edebiliriz. Biz Osmanlı'da özellikle azınlıklar, eyaletler sistemi konusunda o hoşgörüyü  hâlâ yakalayabilmiş değiliz. Belediyeyi kabul ediyorsun da, seçilmiş valiyi neden kabul etmiyorsun?

Şu anda Almanya'daki sisteme baktığımızda coğrafi bölgenin adını koyuyor. Biz de olaya bu şekilde yaklaşabiliriz. Şu anda böyle olsun noktasında söylemiyorum. Böyle bir yaklaşım tarzı güçlü bir Türkiye için faydalı olabilir...”

 

Bunları söyleyen HDP’li bir “eşbaşkan” değil   sayın Erdoğan’dı  arkadaşlar... Erdoğan, bir zamanlar  ağzından  bal akan, demokrat bir liderdi... Bunları, aradaki bu farkı görmüyor musunuz? Ama bakın, sizler görmeseniz de halkımız gördü bunu ve bir zamanlar nasıl ki ona “yürü” dediyse, şimdi de “dur bakalım” nereye böyle  deyiverdi!..

Yani, yıllarca hep bir rüya mı gördük biz, gölge boksu muydu yaptığımız?... “Erdoğan’ı, yedirmeyeceğiz” diye bas bas bağıranlar, ona,  “sen Tanrı tarafından gönderilen bir mesihsin, bunu kabul et ki, biz de sana biad edelim” diyenler  ona iyilik yapmadılar... Onun  adem-i merkeziyetçi-demokrat  kafa yapısının içini  böyle boşalttılar işte!!.. Bütün bunları görmüyor musunuz??

Başkanlık Sistemi sorunu:

Diyorsunuz ki, “başkanlık sistemi de başkanlık sistemi”!!.. Mesele bu değildir arkadaşlar... Başkanlık sistemine ben de karşı değilim... Bu seçimlerde halkın önüne başkanlık sistemi alternatifi konulmadı ki!!.. "Törelerimize uygun Türk tipi başkanlık sistemi" bambaşka bir şeydir...

 

Azıcık düşünün, "töre" nedir?... Töre, “kan anayasasına” verilen addır. Kan anayasası ise yazılı olmayan aşiret gelenek ve göreneklerini ifade eder... Bunlar da ilkel sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçiş aşamasında ortaya çıkan kurallardan ibarettir... Aynen Ertuğrul dizisindeki gibi!!...

Osmanlı’ da iki tür bilgi temeli vardı: İslami kurallar ve “töre” den gelen “örfi” kurallar..Yani Sultan’ın buyrukları-iradesi... “Türk tipi geleneklerimiz” bunlardır bizim. Bunun dışında kuvvetler ayrılığı falan yoktur bizim geleneklerimizde... Erdoğan halkın önüne işte böyle koydu meseleyi... Sonra, seçim beyannamesinde yarım ağızla “kuvvetler ayrılığı” falan gibi bazı şeyler söylendi ama, bütün bunlara gene sayın Erdogan’ın "Kürt sorunu yoktur", "Dolmabahçe toplantısı yanlıştır" deyipte, hükümetin de birden bire biad kültürünü işleterek sayın "reisin" "sözünün üstünde bizim söyleyeceğimiz yoktur" havasına girivermesi herşeyi altüst etti!... Hükümetin bile manevi şahsiyetinin yok sayıldığı bir ortamda kuvvetler ayrılığı olur mu idi??... İşte halkımızın affetmediği budur....

 

Bizim devrimci bir halkımız var arkadaşlar!...

 

Bizim son derece uyanık ve devrimci bir halkımız var arkadaşlar, bunu sakın hafife almayın... Sayın Erdoğan öyle hatalar yaptı ki, karşı tarafın eline öyle kozlar verdi ki, bilemiyorum nasıl düzeltecek durumu... Düşünebiliyor musunuz, "anayasanın, parlamenter sistemin askıya alındığını-bekleme odasına alındığını" söyleyerek, bu konuda karar yetkisinin halka ait olduğunu unutup, sanki “halk benim” der gibi, sanki rakiplerinin  “tek adam diktatörlüğü” eleştirilerini doğrularmış gibi hareket etti... Ona göre davrandı... Bu doğru değildi ve halkımız da „dur bakalım, o kadar da değil” deyiverdi... 

Davutoğlu önceleri belirli bir kimlikle yol almaya çalışıyordu ama tam seçim öncesinde o da bu tavra karşı koyamayıpta ona biad etme noktasına gelince olay bitti!!.. Halkımız ona da kesti faturayı!...

 

Sıradan insanların bile gördüğü bütün bu  gerçekleri görememek icin gerçekten ideolojik olarak kör hale gelmiş olmak gerekir... 

Mesele A ya da B partisi meselesi değildir... Bakın, 2002 de AK Parti bile yoktan varoldu neredeyse. Mesele, iç ve dış dinamikleri doğru okuyabilmekle-temsil edebilmekle ilgilidir... AK Parti daha önce iç dinamikleri-içerdeki koalisyonu-doğru okuyarak   temsil ederken, küresel rüzgarları- 21.yy dinamiklerini de arkasına alarak AK Parti olmuştu... Sonra, ideolojik dürtülerden dolayı  temsil ettiği koalisyonu-dengeleri- bozarak  boyunu aşan işlere girince olanlar oldu... Açın benim web sayfasını, ya da Marmara Yerel Haberler’i, 2013’ten itibaren yazılanları okuyun, herşeyin yazılmış olduğunu göreceksiniz…

 

Şunu unutmayın arkadaşlar, günümüz Türkiyesinde hiçbir    siyasi partinin    21. yy paradigmasına uygun politikalar üretmeden  iktidara gelebilme ve de iktidarda kalabilme şansı yoktur.

 

Ben bunu defalarca yazdım,  uyarı görevimi yerine getirmeye çalıştım… Çünkü artık dışa açık, küresellesme zincirinin parçası haline gelmiş bir Türkiye var ortada... İnsanlar karınlarını üretip satarak-ihraç ederek doyuruyorlar... Siz bu insanları  işi gücü bırakarak Don Kişot gibi „İslam aleminin kurtarıcısı“, yeni tipten FETİHÇİ- silahşörler haline getiremezsiniz!!... Ama görüyorsunuz,  AK Partiyi vesayetleri altına alan o jakobenlerin çizgisi budur: Osmanlı’nın fonksiyonu olan fetihçiliği 21.yy dünyasında yeniden keşfederek, yeniden böyle bir role soyunmak istiyorlar!! ... Bu yol çıkmaz yoldur... Çıkmazdır, çünkü 21.yy da fetihçilik artık ancak bilgi üreterek yapılabilir... Osmanlı’yı ihya etmeye çalışarak bir yere varamazsınız...

 

İlk on-on iki yılda bambaşka bir AK parti ve Türkiye vardı ortada… 

Yahu hiç etrafınıza da mı bakmıyorsunuz!... Şu Osmanlı coğrafyasında ilk on-on iki yılda ne güzel ilişkiler kurmuştu  Türkiye AK Parti ile birlikte. Herkes Erdoğan diyor başka birşey demiyordu. Ama o zaman bu fetihçilik ideolojisi, Osmanlıcılık falan yoktu ortada!... AK parti o zaman bir 21.yy gerçeği idi ve herkeste ona saygı duyuyordu. „Arap Baharı“ bile bu rüzgarın etkisi altında ortaya çıkmıştı. Sonra ne oldu peki? Ne zaman ki, "ulan ben ne imişim" havalarına girildi, o andan itibaren güç zehirlenmesi dediğimiz durum ortaya çıktı ve görüyorsunuz,  sonunda da bütün Osmanlı coğrafyasıyla problemli hale geldik!!... Türkiye bu coğrafyaya -Kuzey Irak’ın, Kürtlerin dışında- artık doğru dürüst mal bile  ihraç edemiyor... Etrafınıza bakın şöyle bir,  kendi kendimizi tecrit ettik. Bunu görmüyor musunuz??... Hani o dizideki Ertuğrul var ya,  öyle kahramanlara yer yok  artık bu dünyada, o artık sadece dizilerde olur!... Çünkü, bambaska bir dünya var  bugün. Artık, „cesur yürek“ rolünü oynayarak elinizdeki „pusatla“ yol açarak değil, bilgi ile, bilgi üreterek fetihçi olabilirsiniz!!... 750 yıl önceki dünya ile mukayese bile edemezsiniz bugünkü dünyayı... 

Aşırı güven duygusu aslında kendine güvenmemekten kaynaklanır:

 

Arkadaşlar, dikkat ederseniz hep „aşırı kendine güvenden“ bunun yarattığı „güç zehirlenmesinden“  falan bahsediyorum... Buna bir noktayı daha ilave etmek gerekiyor:

Bu aşırı güven aslında kendine güvensizlikten, aşağılık kompleksinden-çaresizlikten kaynaklanıyor. Şöyle ki: Bu işin-bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların- çözümü nedir? Bilgi üretmek, katma değeri yüksek mallar üretebilmek değil midir? E, bunun yolu nereden geçiyor peki? Yeni bir eğitim sisteminden. Öyle değil mi? İşte tam bu noktada sen eğer "eğitimden" Kemalist eğitim sisteminin yerine İslami eğitimi koymayı anlıyorsan o zaman iş daha başlamadan bitiyor!!... Deniyor ki, e, peki ne yapalım, biz buyuz, bizim gücümüz bu kadarına yetiyor, daha fazlasına gücümüz yetmiyor!!...

 

İşte tam bu noktada (sayın Erdoğan bu noktayı „artık patinaj yapmaya başladığımız“ nokta olarak ifade ediyor) İDEOLOJİ yetişiyor imdada. İdeoloji diyor ki, boşverin üzülmeyin, onlar („emperyalistler, siyonistler“ !) bilgi üretiyorlarsa, sizin de tarihiniz var, „tarihsel derinliğiniz“ var, onu öne çıkararak olayı 20.yy kulvarına taşıyıp, Osmanlılık ruhunu dirilterek, İslam’ın kurtarıcısı rolüne soyunun; bu size, Osmanlı ve İslam coğrafyasında ideolojik üstünlüğe dayalı bir pazar ortamı  yaratacaktır ki, bu  size yeter. Hem sonra bakın, faizsiz-İslami bankacılık, „kapitalizme alternatif islami sistemler“   yaratarak Arap ülkelerinde bulunan bütün o petrol kökenli dolarları falan da ülkeye çekebilirsiniz. Azeri gazı, Rus gazı vb... da derken, bunlar size yeter!!... Bilgi üretemiyorsunuz ama,  onun yerine koyabileceğiniz başka şeyler  var elinizde!!... Uygun adım ileri!!... Atalarınızın ruhu bakın sizlere ne imkanlar sağlıyor!!... Sizi kurtaracak olan Abdülhamid’in ruhudur! Buna bir de  Enver Paşa’nın cesaretiyle-vizyonuyla donatılmış „kefen giydirilmiş“ bir  Erdogan eklediniz mi  iş biter!!...“ İşte İDEOLOJİNİ Türkiye’nin ve AK parti’nin önüne koyduğu çözüm formülü budur. Tercih sizin!!..

 

Eğer 20.yy da yaşıyor olsaydık bu yol bizi faşizme götürürdü..

Evet, olay budur arkadaşlar.  İnanın bana,  eğer 20.yy koşullarında yaşıyor olsaydık bu ruh hali-bu yol bizi, hiç farkında olmadan Hitler tipi bir faşizme de götürürdü... İşte 7-Haziran'da halkımız bunu gördüğü içindir ki bu türden bir maceracılığın önünü kesmiş ve „dur“ demiştir...

Halkımız diyor ki, Türkiye’nin ve AK Partinin önünde tek bir çıkış yolu var: Kürt sorununu yeni bir anayasayla çözmek ve küresel sermaye cevreleriyle iyi ilişkiler kurarak Türkiye’ye daha çok döviz, yatırım çeker hale gelmek zorundasınız...Bu arada da, yeni, modern bir eğitim sistemi hazırlayarak Kemalist-İslami vb. olmayan, ideolojilerin tek yanlı, gözü kör dünyasına saplanıp kalmayan, bilgi üretmeye odaklı nesiller yetiştirmek için adımlar atabilirsiniz...İşte çözüm budur.. İnşallah AK Parti’nin iç dinamikleri henüz daha kurumamıştır da bu yol bir an önce açılır, yoksa  iş biraz  uzayacak...