SADECE MERKEZ BANKASI BAŞKANI ERDEM BAŞÇI MI “YANILDI”?


SADECE MERKEZ BANKASI BAŞKANI ERDEM BAŞÇI MI  “YANILDI”?

 

Son bir yıldır hep şunu demek istedik: “E, kardeşim, sen bütün bir 20.yy paradigmasını karşına alıyorsun, 20.yy’ın bütün o egemenlerini karşına alıyorsun, nasıl başaracaksın bu işi? Senede 60 milyar doları doğal gaz ve petrol karşılığı olarak dışarıya ödemen gerekirken, mamul madde üreten sanayinin yarısı ithal girdi kullanırken nasıl  kazanacaksın bu savaşı? Öyle, sadece, “ya Allah” diye yol almaya çalışarak, “faiz lobisine” karşı savaş adı altında  küresel sermayeyi karşına alıp  ürküterek  bir yere varamazsın!. Bu kuyudan çıkabilmek için önce (aslında biribirine bağlı olan) şu iki şeyi başarmak gerekir: BİR; Sırtını  küresel sermayeye dayayacaksın!.Küresel sermayeye güven vermek için gerekli adımları atacaksın. Ulus devlet zincirlerini kırarak  sahneye çıkan  21.yy’ın en önemli dinamiği küresel sermayeyle iyi ilişkiler kuracaksın!. İKİ; kendi içindeki-20.yy dan kalma- sorunları çözerek 21.yy paradigmasını karşılamaya hazır yeni Türkiye’nin yolunu açacaksın”!..

 

Peki nasıl yapılacaktı bütün bunlar? Tek bir kelimeyle cevap vermeye çalıştık hep: DEMOKRATİKLEŞMEYLE..Çünkü, sırtını küresel sermayeye dayamanın da, kendi içindeki sorunları çözmenin  yolu da demokratikleşmeden geçiyordu. “Alevi sorunu” mu diyordun, “Kürt sorunu” mu diyordun, “Anadolu burjuvazisiyle İstanbul burjuvazisi arasındaki sorunlar” mı diyordun, “Cemaat sorunu” mu diyordun, bütün bu sorunların çözümü için tek bir sihirli reçete vardı: Demokratikleşme!..

 

Bazı adımlar atıldı-atılıyor  işte ya  mı diyorsunuz; yetmiyor mu bunlar, zaman içinde geri kalan şeyler de yapılır mı diyorsunuz!! Hayır, yetmiyor!.Yetmiyor işte, görüyorsunuz! Tamam, zaman içinde daha başka adımlar da atılır-atılacak,  ama yetmiyor, çünkü sorunun özü bu değil!  Bütün bu adımların anlam kazanacağı  büyük tablo anlamında yeni bir ANAYASADAN bahsediyorum ben!. İçinde, hükümetin  sanki bahşeder gibi gıdım gıdım verdiği o özgürlüklerin de daha başka bir anlama sahip olacağı bir  büyük tablodan bahsediyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın,  şimdiye kadar atılan adımları küçümsediğim  sonucu çıkarılmamalı buradan!. Ben diyorum ki, EVET AMA YETMEZ!. Bu adımlar atılırken herkesin  kafasında bir büyük tablonun, ileriye yönelik bir paradigmanın da  bulunması,  atılan adımların  da, tıpkı puzelin o parçaları gibi bunun içine yerleştirilebilmesi gerekir!. Görüyorsunuz  sonuç ortada, bu olmadı mı-ortada böyle bir paradigma olmadı mı-, ne kadar adım atsanız da hiçbir anlamı kalmıyor, sanki yerinde sayıyormuşuz  gibi görünüyor!. Bir durumdan bir başka duruma-eski Türkiye’den yeni Türkiye’ye- geçişin ne anlama geldiğinin-geleceğinin   herkesin kafasında açık olması  gerekiyor!...

 

Sakın, “e işte o da yapılmıştı, o yönde  adımlar da atılmıştı,  bir yıldır devam eden bir “Meclis Anayasa Komisyonu” çalışması vardı ortada” falan demeyin!. Herkes biliyordu ki, bu, “olmayacak duaya amin” demekti!. Eski Türkiye’nin güçleriyle uzlaşarak yeni Türkiye’nin anayasasını yapamazdınız!..27 Mayıs’ın, ya da 12 Eylül’ün güçleri kiminle uzlaşarak  yapmışlardı ki o anayasaları! Yani, yöntem yanlıştı, bu yüzden de hiçbir sonuç çıkmadı ortaya!. Ama belki bu da iyi oldu(!) yani, bu arada neyin olmayacağını da anlamış oldu Türkiye!..

 

Peki  ne yapmak gerekiyor o zaman; herşey için çok mu geç artık? Hayır, geç değil! Tek bir cümle ile cevap verirsek, eski Türkiye’yi temsil eden partilerden değil, yeni Türkiye’yi temsil eden, onu kuracak olan sivil toplum güçlerinden yola çıkmak gerekiyor; şu anın önümüze koyduğu görev budur,  halâ budur!.

 

Peki kimdir,  yeni Türkiye’yi inşa edecek olan o sivil toplum güçleri kimlerdir mi diyorsunuz? Başta AK Parti’nin kendisi bir sivil toplum gücüdür. Bunun dışında, TÜSİAD’dan MÜSİAD’a, TUSKON’dan sendikalara, Kürt sivil toplum örgütlerine kadar, özünde yeni bir Türkiye’yi isteyen, şimdiye kadar bunun için mücadele etmiş olan güçlerdir, örgütlerdir bunlar.

 

Sen, AK Parti, siz Anadolu burjuvaları Devrimin öncü gücü olarak mı görüyorsunuz kendinizi; tamam güzel,  ama getirin bakalım o zaman  masaya  şu önerilerinizi!..”Hadi bakalım” deyin diğerlerine de, “sizler de getirin kendi önerilerinizi, tartışalım” deyin!..Bakın göreceksiniz o zaman neler oluyor!. “Anayasal vatandaşlık” mı dediniz, “yerel yönetimleri ademi merkeziyetçi hale getirmek” mi dediniz, yoksa “anadilde eğitim” mi.. kim, hangi sivil toplum örgütü karşı çıkacak bunlara?..

 

Ama sadece bunlar da değil, “gelin bakalım, şu “Devrim Yasaları’nı” da bir tartışalım diyeceksiniz, şu “Tevhid-i Tedrisat Yasası”nı, şu “Tekke ve Zaviyeleri Kapatan Kanunu”, ve de diğerlerini bir tartışalım!. Kim karşı çıkacak bunlara? Bu konuları sivil toplum örgütleriyle tartışarak ortak kararlar almak ne kaybettirir ki AK Parti’ye? Yeni, modern bir Eğitim sistemi üzerinde tartışmak ne kaybettirir ki?. TOPLUMSAL UZLAŞMA  olayının özü budur işte. Yoksa,  öyle “hadi gelin uzlaşalım” demeyle olmaz bu işler!. İlkelerde uzlaşmak  gerekir. 

 

Lütfen söyleyin bana şimdi, bu mudur-bunlar mıdır- yapılması gerekenler,  yoksa, meseleyi kuyruğundan yakalayarak, ortaya doğru düsüst bir çözüm önerisi bile  koymadan işe “dersanelerden” başlamak mıdır? “Paralel devlet” falan diyoruz, tamam ama, adamlar bir sürü güzel  işler de yapmışlar, etle tırnak gibi nasıl ayırdedeceksiniz bunları?. Örneğin bir TUSKON’u da bunlar kurmuş!.Kötü şeyler mi yapıyor bir TUSKON? Ona göre tedbirini al, sınırlarını çiz, ilkelerden yola çıkarak herkese nerede durması gerektiğini de göstermiş ol; mesele budur! Ya o TÜSİAD konusu;  Türkiye’nin ihracatının yarısını yapan bu insanları  ne yapacaksınız, nereye koyacaksınız bunları? Yoksa bazı danışmanların söylediği gibi  “intihara mı sürükleyeceksiniz”?  Yoksa, onların eskiden kalma Devletçi yanlarını törpülerken onlara da yeni sistem içinde bir yer açmak, bakın dünya ne kadar geniş artık eskisi gibi değil hepimize yeter diyerek onların birikimlerini de yeni sistemin içine kanalize etmeye mi çalışacaksınız? E, ama onlar da Sarıgül’ü mü destekliyorlar!!..Sen adamların “ömüğüne basmaktan” bahsedersen, onlar da   Sarigül’ün dikenlerine katlanmaya razı olurlar!!..  

 

“Ama, ya CHP ve MHP, onlar ne olacak, onlar ne der böyle bir şeye; ya provokasyona başlarlarsa, bakın AK parti kendi anayasasını yapıyor” diye başlarlarsa  o zaman ne olacak mı diyorsunuz? Korktuğunuz şey bu mudur? Hayır efendim, hiçbir şey diyemezler!..Hiçbir şey yapamazlar!. Sen bir TÜSİAD’la,  Devletçi olanların dışındaki meslek örgütleriyle, sendikalarla ve de Kürtlerle oturup anlaşacaksın da, ulusalcılar da buna karşı çıkacaklar öyle mi!! Yapayalnız kalırlar o zaman!  Sorarım size, siz ilkeler üzerinde anlaştıktan sonra, birileri de tutmuşlar ve “bunlar Devrim Kanunları’na karşılar” diyorlar kim ciddiye alır  bunları o zaman? En önemlisi de hangi provokasyonu kiminle yapabilirler bunlar o durumda?..

 

Evet, durum apaçık ortada!. En önce yapılması gerekenleri en sona bırakarak,  en son yapılacak işlerden  yola çıkarsanız,  kendi saflarınızı güçlendirmeden, bütün o  20.yy kalıntısı eski dünyaya kafa tutmaya kalkarsanız  başınıza-başımıza- olmadık çorabı örerler  işte! “Halk Bankası konusunda uyardık, ama bizi dinlemediler, şimdi bir imparatorluğun yıkılışını izliyorsunuz” der çıkar elin adamı işin içinden!.Ondan sonra sen de bağırır durursun “hayır öyle değil böyledir” diye!.. kime  duyuracaksın ki sesini! “Halkımız duysun yeter” diyorsunuz, tamam ama, bu gidişle yarın benzinin litresi altı lirayı bulur da, enflasyon da fırlar giderse, o zaman S.Y ve Y.B  bile kurtaramazlar  artık bizi!  Yaşam kavgası her gün yeniden üretilen bir şeydir. Akşam eve giderken filesini dolduramayan  insanlar ne kadar sağlıklı düşünebilirler ki;

 

Sadece Azerbaycan’dan gelecek doğal gaza-petrola, Kuzey Irak’tan gelecek Kürt petrolüne güvenerek yola çıkmak yetmiyor!. Görüyorsunuz işte, öyle kolay kolay çekilmiyor adamlar yoldan! Sen “barış süreci” diyorsun, onlar “Gezi” diyor, sen “İran’la ilişkiler, İran petrolü,  Halk Bankası” falan  diyorsun, onlar “şah” deyip  “Cemaat”  çekiyorlar  ve “yolsuzluk” diyorlar! Ve çırpınıyorsun sen de,  “ben bunlara layık değilim” diyorsun!..Tamam seni ben anlıyorum ve de sonuna kadar destekliyorum da, ama bu yetmez ki, oyunu kurallarına göre oynaman da lazım!. 21.yy paradigmasından hiç sapmaman lazım!. Kendi içindeki o şeytana-nefsine-uyarak kendini kerameti kendinden menkul, herşeye kadir bir güç olarak görme hatasına düşmemen lazım..

Yahu kardeşim anlamıyorum ben, iyi güzel, Azerbaycan gazı tamam, Kürt petrolleri de tamam, bunlar güzel şeyler; ama bunları yaparken niye elimizdeki şu “yenilenebilir enerji” kaynaklarını  daha da  kullanılabilir hale getirmek için bir  seferberliği de başlatmıyoruz? Kim ki güneş panelleri, rüzgar gülü tarlaları kurmaya karar verir, alın size bedava arsa, faizsiz kredi, ve yirmi sene vergiden muaf!..Niye başlatmıyoruz  böyle bir kampanyayı? Nerde o “danışmanlar”, bunlar, “köprü ve oto yolları  halka arz edelim” demeyi biliyorlar  da, bizzat halkın da tasarruflarıyla katılacağı böylesine devasa bir kampanyayı başlatmayı neden önermiyorlar  başbakana-hükümete? Senede 60 milyar dolar dışarıya para ödüyoruz   kardeşim laf değil bu!. Niye, alın işte size  bedava enerji diyemiyoruz!..Bir tek nükleer santrale 20 milyar doları yatırmayı göze alıyoruz  da, neden bunun yarısı kadar bir parayı yenilenebilir enerjiye yatırmaktan  çekiniyoruz?

 

“Önce bunları bir yapalım, bakalım neler oluyor, ondan sonra, ya da, en azından bu adımlara paralel olarak faizlerle falan oynamaya kalkarsınız” dedik!..Hemen oradan “faiz lobisi” demagojisi başladı! Ne oldu? “Faiz lobisine” savaş açmayla düştü mü faizler? Tam tersine, yükseldi!  Bu gidişle daha da yükselecek! Yoksa, “tavşana kaç tazıya tut” diyerek yanlış hedef gösteren  o “faiz lobisi avcılarının” bizzat kendileri de mi  dahil bu faiz lobisine?  “Klavuzu karga olanın” diye başlıyor ata sözümüz ama, ben, “yokuş aşağıya giden arabaya gaz verdirmeye kalkanlara uydun mu  böyle olursun” demekle yetineceğim!..

 

Merkez Bankası Başkanı neden yanılmış?  MB Başkanı ne yapsın!. Sen tutar da, sanki köpeksiz köyde yol alıyormuş gibi karşı taraftan gelebilecek reaksiyonları hiç hesaba katmadan, saf saf işler yapmaya kalkarsan, elbette ki o da, “nasıl olsa yakında Azeri gazı geliyor, Kürt petrolleri geliyor” falan diyerek ona göre hedefler koyar önüne ve atacağı adımları da ona göre planlar!. Daha ortada hiçbirşey yokken, birden politika faizlerini indirivermenin anlamı neydi sorarım size! Azıcık bekleyerek küresel sermayeyi ocutmadan, kendi potansiyellerinizi harekete geçirerek  bunlara paralel bir şekilde atamaz mıydınız bu adımları?. Bu durumda daha mı fazla olurdu kaybı Türkiye’nin!

 

NE YAPMALI

 

AK parti’nin derhal kendi anayasa taslağını ortaya koyarak sivil toplum örgütlerini masaya çağırması gerekiyor; ama derhal, hiç vakit kaybetmeden!...Atılacak en acil adım budur. Göreceksiniz bakın, böyle bir adım bütün o provokasyonların da önünü kesecektir. Al sen bir TÜSİAD’ı, bir MÜSİAD’ı tak  koluna, tak öteki koluna da sendikaları, çık ortaya  “bu iş böyle olur işte” diye; koy  takır takır meseleyi ortaya; bakın o zaman göreceksiniz  ne Gezi kalır ortada, ne de Cemaat! Yoksa böyle olmaz bu iş; hergün başka bir provokasyon beklentisi paranoyak yapar adamı!. Savaş savaş, nereye kadar?

 

Biz, evet ama yetmez dedik bir kere,  ve bu sözümüzün arkasındayız. Ama bu yetmezin yeterinin ne olduğunu da iyi anlamak gerekiyor!. Artık, gıdım gıdım ilerlemek yetmiyor, bunu herkesin görmesi lazım!. Sahip olduğumuz şeylerin bilincine vararak, bizi bugüne kadar getiren o sihirli “yumuşak gücün” ne olduğunun bilincine vararak ilerleyebiliriz artık. Bugüne kadar sadece el yordamıyla, bazan da duygusal adımlar atarak ilerleyerek  gelebildik; bundan sonra  ancak yolu bilişsel olarak aydınlatarak yol alabiliriz..