„SURİYE BATAĞINDAN KÜRTLERLE BİRLİKTE ÇIKMAK”!…


Oral son derece iyi niyetli bir makale kaleme almış, “Suriye batağından Kürtlerle birlikte çıkılabileceğini” söylüyor, doğru ama bence eksik!... Çünkü; 

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral-calislar/suriye-batagindan-kurtlerle-cikabilmek-1453543/ 

1-Sadece "Suriye batağını” düşünerek, bunu temel alarak buradan Kürtlerle birlikte çıkışı hedef alan bir strateji geliştiremezsiniz.  Çünkü, bu sorunun kökleri Türkiye'nin kendi içindedir.  Lafı döndürüp dolaştırmaya hiç gerek yok; Türkiye'deki Tanzimat artığı-pozitivist merkeziyetçi Devlet yapısını muhafaza ederek Kürtlerle birlikte herhangi bir çözüm üretmek mümkün değildir!... 

2-Hem "Suriye batağından" birlikte çıkabilmenin, hem de yeni bir Türkiye'yi birlikte inşa edebilmenin yolu  adem-i merkeziyetçi bir yeniden yapılanmaya gidebilmekten geçiyor. Bu ise ancak, sadece Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu yerleri değil  bütün Türkiye'yi temel alarak  yerelden yönetimden yola çıkan, aynen Almanya'daki gibi  yerelden yönetim modeline uygun yeni bir anayasa yapımıyla mümkündür... Seçilmiş belediye başkanlarının yetkilerinin arttırıldığı, anadilde eğitim sorununun falan talebe göre yerel yönetimlerin yetki alanına bırakıldığı, eşit vatandaşlık temelini esas alan yeni bir anayasa ile mümkündür... Şu an gerçekçi olan-yani yapılabilir olan- ve bizi içinde debelenip durduğumuz “bataklıktan” çıkaracak olan  çözüm yolu budur... 

İnanın, Türkiye böyle bir insiyatifi  benimseyerek ortaya koyabildiği  an ne PKK sorunu kalır ortalıkta ne  Kürt sorunu,  ne de buna bağlı olarak ortaya çıkan Suriye ve Ortadoğu sorunları!...

Atalarımızdan bize miras kalan “Stratejik derinliğimizi ve zihniyetimizi” ulus devlet gücüyle değil, 21.Yüzyıl dinamikleriyle birleştiren-bütünleştiren, küreselleşme sürecinin diyalektiğini kavramış-insanların vicdanına hitab etmenin en güçlü silah olduğunu keşfetmiş  bir "yumuşak güç" unsuru olarak önümüzde duran görev budur... Aman, Tanzimat artığı  o  merkeziyetçi-Devletçi yapıya dokunmasın diyerek sözü dolaştırmak yerine açıkça ifade edilmesi gereken gerçek budur!...

 Aslında, şu saatten sonra  elde olan "Devleti kurtarmanın" yolu da artık buradan geçiyor!!... Yani  artık, ya  yeni bir anayasayla birlikte 21.Yüzyıl koşullarına göre kendini yeniden üreterek varlığını sürdürecek yeni bir devlete- yapıya sahip olacağız, ya da bu işin başka çıkış yolu  kalmamıştır, söz konusu o “batağın” içinde “patinaj yapıp” duracağız!...

 Denebilir ki;  “Kürtlerin sorunu sadece 'yerelden yönetim' ile çözülecek bir sorun mudur, Kürtler  bunun için mi şavaştı ve bunca bedel ödedi?  Kürtlerin  sorunu sadece bir demokrasi sorunu  değildir, sorun ulusal temellidir.  Yerelden yönetimi temel alan yeni bir anayasa ile  TC nin etnik ve tekçi yapısını yok edemezsiniz”... 

Ben, "TC'nin etnik ve tekçi yapısının" aynısına Kürtlerin  de sahip olmasıyla bu sorunun- Türk ve Kürt sorununun- çözüleceği kanaatinde değilim. Böyle bir “çözümün” tam tersine  Türkleri ve Kürtleri kendi içlerinde daha çok  kendi ulusalcı egemenlerinin kucağına  iteceğini, onları daha da  içinden çıkılmaz bir bataklığa mahkum edeceğini düşünüyorum. 21.Yüzyıl’da 19-20.Yüzyıl kalıntısı  ulusalcı-ideolojik çözümlerle bir yere varmanın mümkün olamayacağı kanaatindeyim.   “Çözüm”, ulusalcılığın-“tekçi egemenliğin” bir biçiminden kurtulurken, onun  “kendine” ait olan biçimine teslim olmakta değildir!... 

Kürtlerin ve Türklerin özgürlüğünün yolunun, onların  etnik kimliklerin bilinç dışı alt kimlikler haline geldiği bir platformdan,  21.Yüzyıl değerlerine uygun olarak birlikte yarattıkları yaşam bilgileri zemini üzerinde yükselen kollektif bilişsel  bir varoluştan geçtiğini düşünüyorum...
 

Ama tabi  bunlar benim düşüncelerim, benim bunları ifade etmem  başkalarının da etnik temelde oluşacak  ulusalcı  yaşam biçimlerini-örneğin etnik temelde bir federasyonu, veya  ayrılmayı-önermesine  engel değildir... Önemli olan, nasıl yaşanılacağına   21.yy süreçleri içinde-barışçı bir ortamda kollektif iradenin karar vermesidir...

Bugün, “uluslaşırken küreselleşerek kendi  ulusal varlığında yok olma” diyalektiğine uygun  olarak  ”ulusal sorun”  kavramı altında  ben artık bir tek şeyi anlıyorum:  Özgürce üretip, ürettiğin malları istediğin yere satabiliyor musun, yoksa birileri senin bunu yapmanı engelliyorlar mı? Daha iyi kalitede ve daha ucuza üretebilmek, katma değeri yüksek ürünler üretebilmek  açısından önünde bir engel var mı?... Kimlik oluşturma sürecinde önünde bir engel var mı?  Yani kendini özgürce ifade edebiliyor musun, kendi anadilini özgürce kullanabiliyor musun? Çünkü ancak özgür insanlar üretebilirler.  Bence işin özü budur... 20.Yüzyılın ulusalcı paradigmalarının çoktan geride kaldığı bir dönemde, bütün bunların, hala eskiden olduğu gibi ancak 20.Yüzyıl kalıntısı  bir ulus devlet kabuğu altında mümkün olabileceğini düşünmek bence pozitivist kökenli ideolojik bir kafa karışıklığıdır ki, bu da   sorun çözmeye değil,  içe kapanmacı-Devletçi yeni sorunlar yaratarak meseleyi içinden çıkılmaz hale getirmeye yarayacaktır!...  

21.Yüzyılda kendini daha iyi ifade edebilmenin,  daha iyi yaşam koşullarına sahip olabilmenin yolu artık “savaşmaktan” değil bilgi üretmekten geçiyor, bu kadar basit!... Bilgiyi ise ancak özgür insanlar üretebilirler... Ki bu da son tahlilde bir demokrasi sorunudur. Çünkü kendini ancak demokratik bir ortamda ifade edebilirsin.   Kürt olmuş, Türk olmuş  Devletçi egemenlerin altında  ulusal tutsaklar olarak yaşayarak nasıl kendini ifade edeceksin, hergün “Türküm-ya da Kürdüm doğruyum”  demekle kendini ifade etmiş mi oluyorsun!  “Türküm”, ya da “Kürdüm” diye hamaset yaparak bilgi üretmek mümkün müdür?     Bunlar bizim bilinç dışı alt kimliklerimizdir... 21.Yüzyıl ise bilişsel-rasyonel  üst kimlikler yaratarak alt kimliklerini diyalektik anlamda aşma çağıdır...
 

21.Yüzyılda problem çözme yöntemi bütün alternatiflerin- „çözüm yollarının“  özgür-barışçı bir ortamda tartışılabilmesini esas alıyor. Önemli olan bu gerçeği  görebilmektir. Çünkü onun dışında gerisi kendiliğinden gelecektir.  “Kürt ve Türk  sorunlarının” çözümüne ilişkin yukardaki önermede ben sadece  hangi biçimde olursa olsun  yerelden yönetimin  esas alınması gerektiğinin altını çizmeye çalıştım ve  hangi biçimde olursa olsun  ulusalcı  “çözüm” anlayışlarının  neden vakit kaybından başka bir anlamı olamayacağına işaret etmek istedim.  Ama şüphesiz,  özgür bir tartışma ortamında ulusalcılar da kendi görüşlerini  ifade edebilmelidir. Önemli olan bütün bunları birbirini kırıp dökmeden yapabilmek, karar verici olanın  kollektif irade olduğunda anlaşmaktır…