TRUMP’A, BREXİT’E OY VERMESİN DE NE YAPSIN BU İNSANLAR?


-TAMAM, KÜRESELLEŞME SÜRECİ OBJEKTİF BİR SÜREÇTİR,  TRUMP OLAYI DA ORTADA!.. ESKİ ULUS DEVLET DÜNYASININ AÇIKTA KALAN İNSANLARI BİR KURTARICI ARIYORLAR VE TRUMP GİBİ BİRİ DE OLSA, BAŞKA ÇARELERİ  KALMADIĞI İÇİN  HEMEN ONUN PEŞİNE TAKILIVERİYORLAR!.. AMA BUNLARI SÖYLEMEK YETMEZ, ÇÖZÜM NE, TRUMP’A, BREXİT’E OY VERMESİN DE NE YAPSIN BU İNSANLAR?..

 

İşte mesele burada, içinde yaşadığımız dönemin-küreselleşme sürecinin- önünde duran sorun bu!..  Amerika'da Trump'u, İngiltere’de Brexit’i,  Avrupa'nın başka ülkelerinde de  „İslam, ya da göçmen karşıtı aşırı sağcılar“ denilen  (bunlara benzeyen) hareketleri öne çıkaran süreç nedir,  nereye gidiyor?.. 

Soruyu şöyle de ortaya koyabiliriz: Tamam, küreselleşme objektif-ilerici bir süreçtir. Bu süreç boyunca üretici güçler gelişiyor, dünya kabuk değiştiriyor, 20.yy’ın ulus devletler dünyası kendi içinden  21.yy’ın küresel bilgi toplumunu doğuruyor… Ve bu süreci geriye döndürmek de mümkün değildir... Ama, bu objektif gerçeği tekrarlayıp durmak yeterli midir? Çünkü,  burada başka bir sorun daha var.  Her ne kadar, objektif bir süreç olarak  bu olayın-yani dünyanın kabuk değiştirmesi, kendini yeniden üretmesi olayının- diyalektiği  bir yumurtadan civcivin çıkması olayına benziyorsa da, burada söz konusu olan toplum-ve insan olduğu için  hesaba katılması gereken başka sorunlar da var… ( http://www.aktolga.de/t5.pdf ) 

Küreseleşme sürecinin kurbanları diyebileceğimiz insanlardan, varoluş koşullarını eski ulus devletler dünyasında bir yere tutunarak üretebilen insanlardan bahsediyoruz... Küreselleşme süreci ile birlikte- tıpkı o ipek böceği kurtçuğu gibi-  kendi inşa ettiği  ulus devlet kozasını delip, kelebek haline gelerek  uçup giden sermayenin eski ana vatanlarında ortada bıraktığı insanlardan bahsediyoruz... Artık buralarda eskiden olduğu gibi yatırım  olmayınca (yeni yatırımlar maliyetlerin daha az olduğu gelişmekte olan ülkelere kayınca), üstelik, buralarda eskiden beri varolan fabrikalar da artık rantabl olmaktan çıktıkları için  kapanmaya, ya da,  gelişmekte olan ülkelere taşınmaya başlanınca  ortada kalan insanlardan... 

Bu insanların durumu ne olacak?
 

Sorunun cevabı teorik olarak  ortada aslında: Küreselleşme süreciyle birlikte ulus devletlerin  de yok olma sürecine girdiğini söylüyoruz;  ama bunu söylemek, ya da bu gerçeği görmek yetmiyor artık; aynı zamanda,  bu sürecin  nasıl gelişeceğini, bir durumdan başka bir duruma geçiş aralığında ortaya çıkan sorunların nasıl çözümleneceğini de ortaya koyabilmek  gerekiyor...

 Önce, Trump ve Brexit olaylarının- ve tabi Avrupa’da ortaya çıkan bunlara benzer bütün diğer  hareketlerin de- ne olduğunu daha iyi kavrayabilmek için şöyle bir metafora başvuralım: 

Arabaya biniyorsunuz, belirli bir amacınız var. Şu an A noktasındasınız ve B’ye gitmek için arabayı çalıştırıyorsunuz. Arabayı vitese takarak gaz verdiğiniz zaman ne olur? Araba öne doğru hareket eder değil mi? Peki o an başka ne olur? Araba öne doğru ivmelenince  oturduğunuz koltukta o ana kadar sahip olduğunuz atalet hali bozulacağı için, otomatikman   geriye doğru kaykılırsınız-itilirsiniz. Yani o  anda bozulan eski dengeyi korumak için atalet hareketiyle geriye doğru gidersiniz…

İşte  durum aynen budur!  Yukardaki olayı bir metafor olarak ele aldık, ama aslında  bir durumdan bir başka duruma geçilirken bütün diğer süreçlerde  yaşanılan olayın   özü-diyalektiği  aynıdır... 

Örneğin, eğer küreselleşme süreci arabanın ileri doğru  ivmelenişi ise, Trump’tan Berxit’e kadar buna bağlı olarak ortaya çıkan  bütün diğer reaksiyonların-hareketlerin anlamı da, sistemin küreselleşmeye karşı direnci,  kaybolmaya başlayan eski dengeyi korumak için geriye doğru  kaykılışıdır…    

Sosyalist Sistem’in çöküşüyle ve soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte  dünyanın ikiye bölünmüş hali sona ererek dünya pazarları tek bir bütün haline gelince, ortaya çıkan bu yeni dünyada, eskiden ancak kendi ulus devletinin silahlı gücüne dayanarak yaratılan nüfuz bölgelerinde pazar payına sahip olabilen sermayenin  artık buna-bu silahlı ulus devlet gücüne- ihtiyacı kalmıyordu. Çünkü, artık kapıları açılan bu yeni dünyada pazara hakim olabilmek için belirleyici olan şey,  kimin daha güçlü ulus devlete sahip olduğu değil,  kimin daha iyi kalitede malı daha ucuza üretebildiği  idi.  Bunun ise iki yolu vardı: 

1-Maliyetlerin daha düşük olduğu ülkelere giderek oralarda yatırım yapmak; hatta mümkünse,  metropollerdeki-ana vatanlardaki- eski  fabrikaları falan da  taşıyarak üretim faaliyetini buralarda devam ettirmek…

 2-Bilgi üretimi faaliyetine ağırlık vererek yeni teknolojiler geliştirmek, böylece daha iyi kalitede  yeni malları daha ucuza malederek dünya pazarlarındaki payını arttırmak… 

Sonuç: 

21.yüzılla-küreselleşme süreciyle- birlikte, bir yandan  o ana kadar sermayeyle beraber at koşturan ulus devletler eski fonksiyonlarını kaybetmeye başlarken, diğer yandan da  „gelişmiş ülkeler“ olarak adlandırılan kapitalizmin ana vatanlarında  birçok insan işini gücünü kaybetmeye  başlıyordu… 

İşte, bir yandan ortaya bir „Silikon vadisi“ çıkarırken,  diğer yandan da Trump’un peşine takılan umutsuzlar ordusunu yaratan sistemin çelişkisi budur… Bir yandan,  bir Apple (Google, Facebook)  yaratılırken, diğer yandan da, iphone’ı meydana getiren bütün parçaların Çin’de, Taiwan’da üretilerek ülkeye getirtilmesinin, buradan da dünyaya pazarlanmasının  sonucu budur (Şimdi Trump tutuyor, „gümrük duvarlarını yükselterek“   ülkeye giren bu iphone parçalarına  daha fazla gümrük uygulayacağını söylüyor,  mümküm müdür bu!? Kendi ayağına kurşun sıkmak değil midir bu!?..) 

Bu çelişkinin yarattığı toplumsal dokuya bakınız: Bir yanda 21.yy’ın küreselleşme sürecinin başını çeken bir dinamik, ama hemen bunun yanında da, bu sürecin işsiz güçsüz bıraktığı, bu gelişmeden payını alamayan, tam tersine bundan zarar gören insanlar; daha başa bir deyişle, küreselleşme sürecinin kurbanları… Bu insanların, „denize düşen yılana sarılır“ misali Trump’un peşine takılmasına, Brexit’e oy vermesine şaşırmamak lazımdır. Bu insanlar aptal oldukları için değil, başka çareleri olmadığı için bu yola giriyorlar… 

O halde ne yapmak lazım? 

Küreselleşme süreciyle birllikte ulus devletin eski fonksiyonunu kaybederek bu anlamda-yani silahlı bir güç olarak- „yok olma“ sürecine girdiğini söylemiştik. Bu  aslında, bugün bizim anladığımız manadaki devletin  yavaş yavaş yok olma sürecine girmesi demektir. Bu nedenle, soruyu tekrarlarsak, bu süreç nasıl gelişecek, bu iş nasıl olacak?.. 

Bence sorunun cevabı şöyle: 

Bir geçiş biçimi olarak  doğmaya başlayan sosyal devlet  güçlenirken, bu sürecin giderekten  eski  devlet anlayışının yerini alması, böylece, eskisi  „sönümlenirken“ toplumsal bir organizasyon halinde yeni bir devlet anlayışının ortaya çıkışı... Bu konuda daha geniş açıklamalar için,  http://www.aktolga.de/t5.pdf 

Öyle ki, bu süreç zaten „yeninin eskinin içinde gelişerek“ ortaya çıkması ilkesine uygun olarak bugün  birçok yerde gelişmeye çalışıyor... Fabrikan mı kapandı, işsiz mi kaldın bu tek başına senin sorunun olmaktan çıkmalı. Çünkü olay özünde toplumsal bir sorun. O halde toplum, ya sana yeni bir iş bulacak, ya da sosyal yardımla falan seni destekleyerek sana sahip çıkacak. Örneğin bugün Almanya'daki durum budur (Aslında bu konuda  Amerika’ya,  İngiltere’ye falan göre  Türkiye de oldukça ileri adımlar attı. Türkiye, bu konuda, tarihsel toplumsal gelişimine bağlı olarak,  Amerika, İngiltere  gibi vahşi kapitalizm tarafında değil, kara Avrupası gibi  sosyal devlet  yanı da olan bir kapitalizm tarafında bulunuyor)… 

Ama tabi o zaman da şu soru  çıkıyor ortaya: Devlet-sosyal devlet- bu işi nasıl finanse edecektir, toplum bu sorunu nasıl kucaklayacaktır?... 

Aslında bu sorun, küresel dünyada toplumların nasıl yeniden örgütleneceği sorunuyla ilgilidir ki,  bunun da cevabı  açıktır:   

Bütün eğitim sistemi yeniden organize edilerek  gelişen yeni  sürece uyumlu hale getirilmelidir. Yeni kuşaklar bilgi üreten unsurlar olarak yetiştirilirken, artık ayağını bastığı toprak kaymaya başlayan eski kuşaklar da, bir şekilde, yeniden eğitilerek  gelişmekte olan sürece entegre edilmeye çalışılmalı, edilemeyenler ise,  sosyal yardımlarla falan kucaklanılmalıdır... 

Çözüm, bu görevin ne ölçüde  yerine getirilebildiğiyle ilişkili olup,  yeni dönemin ilerici siyaseti de olayı bu boyutlarla kavrayan, sorunlara   sosyal devlet anlayışı içinde doğru cevaplar verebilen bir programa sahip olmalıdır...

Bu yeni dönemde, toplumun önüne artık öyle “zenginlerden alıp fakirlere verelim”, ya da “küreselleşmeye karşı önlemler alalım”  gibi eski sistemin içinde kalan gerici  çözüm önerileriyle  değil (üretici güçlerin gelişmesinin önüne duran  çağ dışı taleplerden oluşan programlarla değil), nasıl yaparız da daha çok bilgi üreterek, daha çok robotlaşmaya yönelerek, elde edilen   değerlerle toplumu  yeniden organize edebiliriz  sorularına cevaplar  üreterek  çıkılmalıdır...

İnanın, eğer Demokratlar Hillary gibi,  küreselleşmenin getirdiği sorunlara karşı kayıtsız kalan birini değil de, inatla sosyal devlet anlayışını öne çıkaran birini aday gösterebilseydi durum bambaşka olabilirdi...