21 Şubat "Dünya Anadil Günü" ve Dillerin Korunması

 Müslüm Üzülmez - 15/02/2010 19:26:34 (505 okunma)


21 Şubat "Dünya Anadil Günü" ve Dillerin Korunması

"Anadilim benim derim ve diğer diller ise giysilerimdir. İnsan ne zaman isterse kendi isteklerine göre giysilerini değiştirebilir ama derisini değiştiremez." Antti Jalava


Tanrı'nın "yeryüzüne dağıttığı" (Tevrat/Tekvin 11:9) ve Allah'ın "delillerinden" (Kur'ân/Rûm Sûresi: 22) olduğu iddia edilen dillerin büyük bir çoğunluğu yok oldu, birçoğu da bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Örgütü, bu tehlikenin zararlarını azaltmak amacıyla 21 Şubat'ı "Dünya Anadil Günü" olarak ilan etmiştir. Bu kararın gereği olarak Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) üyesi ülkelerde; Amerika, Afrika ve Asya'daki azınlıkların karşılaştığı zorluklar ve dillerinin korunması için her yıl 21 Şubat'ta çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Türkiye bu etkinliklere gözünü kapatmış; ilgili kişi ve kurumlar habersiz gibi davranmaktadır. "Açılım"dan dem vuran hükümetin ise, hiç sesi sedası çıkmamaktadır. Ancak çok az sayıda sivil toplum örgütü ve birey gönüllü olarak bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmaktadır.

Yaklaşan "Dünya Anadil Günü" nedeniyle, dünya denilen büyük konağın değişik odalarında farklı şekillerde konuşulan dillerle ilgili yapılan tespit ve öngörüleri özetlemenin yanında bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

***
İnsanlar günlerinin önemli bir kısmını konuşarak geçirir. Her normal insan konuşma yeteneğine sahiptir. Genel hatlarıyla konuşmaya "programlıdır". Bebekler, önceden öğrenmeseler de ağlayarak iletişim kurar, bunun dışında insanlar ancak öğrenerek bir dili konuşabilir. Bu yüzden her normal çocuk kendi kültürünün dilini öğrenir.

Dil, en temel ve gelişmiş insan iletişim sistemidir. Daha açık bir ifadeyle, belirli kurallara göre bir araya getirilmiş sesleri ve işaretleri kullanarak gerçekleştirilen simgesel iletişim sistemidir. İnsanoğlunun hayatta kalma mücadelesinde kullandığı başlıca yöntemdir.

İnsanların kullandıkları herhangi bir dil (Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Çince… ) bilgiyi iletmenin, bireysel ve ortaklaşa yaşanan deneyimleri paylaşmanın aracıdır. Dil, "zihnin aynası", kültürlerin yapıtaşıdır. Ve bireyin kimliğiyle doğrudan alakalıdır.

Dünyada bugün farklı kültürlere ait yaklaşık 6.000 dil bulunmaktadır. Dilin bütün boyutlarının bir yönteme bağlı kalınarak incelenmesi Dilbilim (Linguistik) sayesinde yapılmaktadır. Avrupa'da 16. yüzyılından 18. yüzyıla kadar süren keşifler çağı, dilin bilimsel incelenmesi açısından uygun ortam yaratmıştır. Gezginler, istilacılar ve misyonerler dünyanın her yerindeki dillerle ilgili çeşitli bilgiler toplamıştır. Dilbilimciler, araştırmalarına başladığında dünya üzerinde yaklaşık 10.000 dil vardı. 19. yüzyıl dilbilimcileri ve antropologları; dillerin arasında ilişki kurarak, sistemlerini anlamaya çalışarak, kural ve ilkeler oluşturarak dile büyük katkıda bulundular. 20. yüzyılda veri toplamaya devam ettiler ve yeni kuramlar geliştirip bunları sınayarak, dil oluşumunun ardındaki mantığı ortaya çıkarma konusunda büyük ilerleme kaydettiler.

Diller günümüzde korkunç bir şekilde dilbilimsel değişime uğramaktadır. 500 yıllık Avrupa sömürgeciliğinde olduğu gibi, bir toplumun diğeri üzerinde egemenlik kurması değişimin baş nedeni olmaktadır. Bu türden egemenlikler, dünyanın pek çok yerinde hâlâ sürmektedir. Örneğin Kürt dili bugün İran'da Farsçanın, Irak ve Suriye'de Arapçanın, Türkiye'de Türkçenin baskısı altındadır. Böylesi durumlarda çoğu kez egemen politik güç dilsel yozlaşmaya, hatta dilin tamamen yok olmasına neden olmaktadır. Son 500 yılda dünyada var olan 10.000 kadar dilin 4.000'inin; savaş, salgın hastalıklar, sömürgeci güçlerin neden olduğu zorla sindirme yada diğer zorba istilacılar yüzünden soyu tükenmiştir. Kalan 6.000 dilin büyük kısmı da çok az insan tarafından konuşulmakta ve egemen ulusların baskıları ile küreselleşme yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bizde Kürtçe'nin Kurmanci lehçesi bazı ciddi sorunlarla karşı karşıya olmakla birlikte, daha çok Kürtçenin Zazaca lehçesi ile Süryanice ve Lazca yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bazı dilbilimcileri ve antropologlar, 2100 yılında, yazılı ve elektronik medyaya bağlı olarak, dünyada konuşulan dil sayısının yarı yarıya azalacağını tahmin etmektedir. Küreselleşme, ticari ağlar, çokuluslu şirketler, para ve bilginin sanal dolaşımı, diplomatik ilişkiler, iletişim ve dijital teknolojisindeki gelişmeler; yazılı basın, radyo, uydu televizyonculuğu, internet ve cep telefonundan sanal yazışma ve mesajlaşma herkesin anlayabileceği ortak dillere olan gereksinimi artırmaktadır. Günümüzde bu dilin İngilizce olacağı görünmektedir. 500 yıl önce kuzeybatı Avrupa'daki Britanya adalarında yaşayan 2,5 milyon insanın konuştuğu dil olan İngilizce bütün dünyaya yayılmıştır. Bugün İngilizce, 375 milyon insanın ana dili, bir başka 375 milyonun ikinci dili, 700 milyon insanın da yabancı dili konumundadır. Ortak dil, insanların iletişimini kolaylaştırsa da, dilbilimciler küresel dil kavramının dil çeşitliliğini yok etmemesi gerektiği konusunda hemfikirdir. Çünkü yok olan her dil, insanlığın zengin kültürel mirasının ve yaşamı kavrayış biçimlerinin kaybolması anlamına gelmektedir.

Bugün etnik topluluklar, azınlıklar kendi ana dillerini koruma ve geliştirme gayreti ve telaşı içindeler. Dillerinin yok olmaması için gösterdikleri çabalar, aslında kendi kültürel kimliklerini ve saygınlıklarını koruma mücadelesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Dillerini korumak, topluluklarını dışarıdan gelen müdahalelere karşı geleneksel yaşam tarzlarını sürdürmelerini sağlar. Güçlü ülkelerin kendi sınırları içinde yaşayan farklı etnik topluluklar üzerinde egemenlik kurma yöntemlerinden biri, anadillerini bastırmaktır. Dünyada ABD ve Kanada'da Kuzey Amerika yerlilerine, Türkiye'de Kürtlere ve diğer etnik topluluklara uygulanan sindirme politikası bu konuya verilebilecek en iyi örneklerdir. Bu politikalar çerçevesinde, yerli halkın çocukları bile ellerinden alınarak İngilizce/Türkçe konuşmanın zorunlu olduğu yatılı okullara gönderilmiştir. Bu okullarda yıllarca kalmak zorunda olan yerli çocuklar, kendi geleneksel dillerini konuştuklarında cezalandırılmışlardır. Okul bitip de kendi topluluklarına geri döndüklerinde çoğu artık kendi ailesiyle bile iletişim kuramamıştır. Uygulanan politikalar Amerikan yerlilerinin, Türkiye'de de Kürtlerin kültür mirasına büyük zarar vermiştir. Çok geç kalınsa da, özellikle 1980'lerden sonra Amerikan yerlileri ve Türkiye'deki Kürtler kendi dillerini koruma ve geliştirme uğraşı ve gayreti içinde olmuşlardır.

Bir insana yapılacak en büyük kötülük dilini yasaklamaktır. Bir dilin yok sayılması, o dili konuşan etnik topluluğun varlığının inkârını da peşinden getirir. Bu nedenle dillerin korunması ve geliştirilmesi sadece bir "dil" ve "insan hakları" sorunu değil, aynı zamanda özgürlük ve demokrasi sorunudur. Örneğin Türkiye'de yıllarca Kürtlerin yok, Kürtçe diye bir dilin de var olmadığı söylendi. Peki, ne oldu? Türkiye moral değerlerini, servet ve enerjisini boş yere inkâr politikasına kurban etmiş oldu. Prof. Dr. Server Tanilli'nin dediği gibi, "Kürt halkının varlığı yadsındığı, diline ve kültürüne ambargo konulduğu, iktisadî ve sosyal bakımdan 'mahrumiyet' içinde tutulduğu, yurttaşlık hakları tanınmadığı, özümlemeci ırk ayrımı politikalarıyla ezildiği ve sömürüldüğü sürece, Türkiye'de tek bir aydın, tek bir sanatçı ve tek bir bilim adamı 'özgürüm' diyemez" (Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?, Amaç Yayıncılık, s: 184-185)

***
Diğer bir olay ise okur yazarlık sorunudur. Okur yazarlığın Mezopotamya ve Mısır'da ortaya çıkışı yaklaşık 5.000 yıl oluyor. Buna karşın dünyada 860 milyon yetişkin insanın hâlâ okuma yazması yok. Bu sorun, göçmen işçiler, mülteciler, etnik azınlıklar, dinsel inançlar, gecekondularda yaşayanlar gibi zaten zorluk içinde yaşayan insanların, daha fazla bir yoksulluk içinde yaşamalarına neden oluyor. Dünya üzerinde 113 milyon çocuk okula kayıtlı değil. Okur yazarlığı bir insan hakkı olarak ilan eden Birleşmiş Milletler 2003-2012 yılları arasındaki dönemi Okur Yazarlık On Yılı ilan etmiştir.

Hedef: Okur yazarlığı bütün insanlığa yayabilmektir.

***

Türkiye'de 80 yıllık "tek devlet, tek ulus, tek dil ve tek bayrak" tekerlemesi devletin en üst düzeydeki yetkili ve etkili yöneticileri tarafından sürekli tekrarlanmaktadır. Oysa 35 ülkede çok uluslu, çok cumhuriyetli, çok eyaletli, çok otonomlu, çok başkentli, çok bayraklı, çok dilli, çok lehçeli ve çok alfabeli halklar bir arada yaşamaktadır. Merak edenler Amed Tigris'in kaleme aldığı Anadili eğitimi ve birden fazla resmi dil kitabına bakabilir. Ayrıca azınlıklar sorunu, dil, kültür, kimlik ve kişisel özgürlükler Avrupa Birliği'nin gündeminin ilk sıralarında yer almaktadır. Avrupa Birliği'ne girmeyi hedefleyen Türkiye'nin AB Standartlarını esas alarak bu sorunları çözme, yasal güvenceyle meşruiyet kazandırma görev olarak önünde durmaktadır. Burada unutmaması gereken şey ana dilde eğitimin bir insanî hak, dilin de kimlik sorunu olduğudur.

***
Yaşayan dilleri korumanın tek yolu var: Anadilde eğitim ve öğretimin yapılmasını yasal güvenceye alıp zorunlu hale getirmektir.


Kaynak: William A. Haviland, Harald E. L. Prins, Dana Walrath ve Bunny Mcbride, KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ (Çev: İnan Deniz Erguvan Sarıoğlu), Kaknüs Yayınları, 2008-İstanbul, s