Bunun Adı Korsanlıktır


Bunun Adı Korsanlıktır

Başarılı insanların başarısı, bunu elde etmek için kullanmış oldukları yöntem ve vasıtalarla ölçülmelidir.” La Rochefoucauld 

“Onbin Yıllık Tarihin Tanığı ERGANİ” adlı bir kitap elime geçti.

Kitap özel bir ajansa hazırlatılmış, büyük boy ve hiçbir masraftan kaçınılmamış. Pahalı cinsinden birinci sınıf kaliteli kuşe kâğıda ofset basılmış.

Kitap kapağının üstünde bir yuvarlak içinde “Türkiye Cumhuriyeti Ergani Kaymakamlığı”, alt kısmında ise “Ergani Kaymakamlığı’nın Kültür ve Tanıtım Hizmetidir” yazılmakta. Kapağın ortasında buğday başaklarıyla bezenmiş Hilar mağaralarından bir fotoğraf yer almakta. Künye kısmında ise İzmir’den bir adres ve bazı telefon numaraları yazılmış. Sonra da İmtiyaz Sahibinin Z. Canan Çeçen, Genel Müdürün Z. Canan Çeçen, Yazı İşleri Müdürü ve Fotoğraf sorumlusunun Fatih Çeçen olan “CNC AJANS Reklam ve Tanıtım Hizmetleri” olduğu belirtilmekte. 4. sayfada ise, Z. Canan Çeçen’in “Merhaba” başlığı altında; “Yapılan bu tanıtım çalışmasında esas amaç, Ergani’nin, Tarihi, Kültürü, Gelenekleri ve Bölgeye Özel Lezzetleriyle tanıtmak, aynı zamanda büyük fedakarlıklarla en güzel hizmetleri yapmayı kendine ilke edinen Ergani Kaymakamlığı’nın da çalışmalarını da gözler önüne sermekti” açıklaması yer almakta.

“Onbin Yıllık Tarihin Tanığı ERGANİ” adlı kitabı incelediğimde hem hayal kırıklığı yaşadım hem de derin bir üzüntü duydum. Hayal kırıklığına uğramamın nedeni bol kepçeden yapılan masrafa karşın kitabın “tam takır boş bakır” olması. Bir de dalga geçer gibi “Merhaba” sunuşunun altında bir iskele ve bu iskeleye yanaşmaya çalışan bir yolcu vapurunun fotoğrafı konulmuş. Ergani deniz kenarında bir sahil kasabasıymış da meğer haberimiz yokmuş! Daha kötüsü, Ergani’nin simgesi sayılan Zülküf Dağı’na aitmiş gibi basılan bir fotoğrafın (s.28) (kanımca) Kapadokya bölgesine ait olması. Üzülmemin nedeni ise, söz konusu kitabın adının benden izin alınmadan “On Bin Yıllık Tarihin Tanığı HİLAR” adlı kitabımdan alınmış, en hafif deyimle aşırılmış olmasıdır. Kitabın 36. sayfasına kadar sözde Ergani tanıtılmaya çalışılmış. Sayfa 36’dan sonra Ergani’deki resmi kurumların çalışmaları fotoğraflarla anlatılmış ve daha çokta Kaymakam Beyin reklamı yapılmış. Sayfa 62-65 arasında ise “Ergani’li Önemli Şahsiyetler” başlığı altında sadece dört şahsa; Molla Gürani, A. Sezai Karakoç, Müslüm Üzülmez ve Mustafa Üzülmez’e yer verilmiş, yirmi civarında şahısın ise sadece isimleri yazılmış. Sayfa 65’ten sonra yine resmi kurumların ne kadar çok çalıştıklarına dair fotoğraflara ve fotoğraf altı yazılara yer ayrılmış. Sonrasını da bazı ticari kuruluşlardan alınan reklamlar süslemiş. 

Kurumların veya kişilerin niyeti ne olursa olsun, bir şeyler yapılırken veya elde edilirken bunların etik değerlere ne kadar önem ve değer verdiğine bakılır. 2005 yılında tamamen kendi imkânlarımla, büyük boy ve 767 sayfalık kocaman “Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş” kitabını yazıp yayınlattım. 2009 yılında ise, “On Bin Yıllık Tarihin Tanığı HİLAR” adlı kitabım Türkiye’nin en seçkin yayınevlerinden biri olan Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından yayınlandı. Bu kitapların yazımında, basımında ve satılmasında hiçbir resmi kurumdan ne yardım istedim ne de yardım gördüm. Benim ki bir gönül işidir, Ergani’ye olan vefa borcumun ödenmesidir. Ama benden izinsiz HİLAR kitabımın adının, hiç değiştirilmeksizin olduğu gibi Ergani Kaymakamlığı’nın özel bir firmaya hazırlatmış olduğu kitaba verilmesini hoş göremem. Hazırladığım ERGANİ ve HİLAR kitaplarımdan hiç söz edilmediği gibi, utanmadan web sitem ve kitaplarımdan noktasına ve virgülüne dokunulmadan kaynak göstermeden alıntılar yapılmış ve sanki kendilerince yazılmış gibi sahiplenilmiştir. Açıkçası hırsızlık/korsanlık yapılmıştır. Yapılan şeyde emeğe saygısızlık vardır. Fazla kitap göz çıkarmaz, ama böyle de olmaz. Yanlış yoldan yürünerek doğru yere varılmaz. Bu davranış hoş olmadığı gibi, etikte de değildir. Bunları kamuoyunun bilmesini istiyorum.

Ergani Kaymakamlığı’nda başta Kaymakam Bey olmak üzere bu çalışmayla ilgilenen zatlar bu kitaplarımı ve kitaplarda yazılanları hiç mi bilmiyor? “Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş” ve “On Bin Yıllık Tarihin Tanığı HİLAR”  kitaplarımı görmediler mi? Görmemeleri veya bilmemeleri mümkün değil. Çünkü ta 2009 yılında Ergani Kaymakamlığına atanan Sn. Ramazan Yıldırım, “İlçeye gelmeden, kullandığım izin döneminde Ergani'yi yakından inceleme fırsatı buldum. Gerek internetten, gerekse Erganili araştırmacı-yazar Müslüm Üzülmez'in Ergani ile ilgili kaleme almış olduğu kitabı okudum. Dolayısıyla Ergani ile ilgili kafamda güzel intibalar ve projeler oluştu” diye basına açıklamada bulunmuştu. (10.09.2009 tarihli gazeteler). Daha göreve başlamadan atanan bir Kaymakam bunu söylüyorsa, şimdi görev başında olan Sn. Erdinç Yılmaz Beyin bu kitaplarımı hayda hayda bilmesi gerekir diye düşünüyorum. Neden, özel bir ajansa hazırlatılan kitaba “On Bin Yıllık Tarihin Tanığı” adı verilirken uyarılmadı veya benden izin alınması akıllarına gelmedi? HİLAR kitabımın ismi en hafif deyimle aşırılmıştır. Oysa izin alabilirlerdi. Seve seve buna rıza gösterirdim. Rızam olmadan bir kitabımın isminin bu şekilde hazırlanan kitaba verilmesi hiçte şık olmamış ve ayıp edilmiştir. Ayrıca hazırlatılan kitabın Tarih, Coğrafya ve Ergani’li Önemli Şahsiyetler başlığı altında yazılanların pek çoğu “Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş” kitabımdan ve bazen de şahsi web sitem http://www.uzulmez.info dan bire bir alınmış ve söz konusu kitabın hiçbir yerinde de kaynak gösterilmemiştir. Bu, korsanlık değil de nedir?

Birebir alıntılanan yazılarımdan birkaç örneği sırasıyla aktarmak istiyorum: 

1. Sayfa 14-15’te Tarih başlığı altında yazılanlar:

“Meryem Ana Kilisesi, Zülküf Dağı’nın zirvesinin doğusunda, Dicle’ye bakan büyük kayanın üzerinde yapılmıştır. Ne zaman yapıldığı tam bilinmese de, Ermeni Rahip Ğugas İnciciyan kilise ile ilgili yine de bazı bilgiler vermektedir. Kilise, Ergani’den bakıldığında bulutların arasında kartal yuvası gibi heybetli durmaktadır. Meryem Ana Kilisesi isminden olacak ki, Zülküf Dağı’nın diğer adı Meryem Ana Dağı (Çiyayé Meryemané)’dır.

Zirvedeki kilise, zamanında Ergani’de bulunan büyük manastırın bir parçasıydı. Zamanında muhteşem yapılardan biridir. İbadethaneleri ve eğitim kısımlarının dışında misafirhaneleri, yemekhaneleri, fırınları, ahırları olan büyük bir manastırdı. Kısacası, büyük bir mabetmiş; mimari ve kullanılan malzeme yönünden tarihi bir şahesermiş.

Bu kilisenin duvarları zamanında mükemmel çinilerle kaplı olduğu söylenmektedir. 1960'lı yıllarda bile duvarlarda cini kalıntıları bulunmaktaydı. Kilisenin Piran'a (Dicle'ye) bakan tarafında merdivenlerle inilen derin ve büyük su mahzenleri varmış. Büyük bir odaya benzeyen bu mahzen, kemerlerle ikiye bölünürmüş. Bunun sonunda aynı biçimde, fakat kemersiz kar deposu varmış; sıvalı, mükemmel bir oda biçimindeymiş. Bunların dışında kilise harabelerinin ortasında yine derin ve kavisli, eğiri bağımsız şekilde bir sarnıç daha varmış.

Günümüzde herhangi bir kalıntısı bulunmayan Kiliseyle ilgili en detaylı bilgi daha önce de değindiğimiz gibi Ğugas İnciciyan'ın eski Ermenice olarak yazdığı Aşkharakrutyun, Çorits Masants Aşkharhi (Dünya Coğrafyası) adlı kitabında bulunmaktadır. ”(Bkz. Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş, s. 275 ve http://www.uzulmez.info/muslum/makale/fotograf.htm

Ayrıca, Ermeni Rahip Ğugas İnciciyan’nın kilise ile ilgili yazdığı bilgileri eski Ermeniceden bazı dostlarımın yardımıyla bizzat kendimin Türkçeye çevirttiğimi bilmenizi isterim. (Bkz. Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş, s. 249-251.) 

2. Sayfa 17’da Coğrafya başlığı altında yazılanlar:

İlçenin yüzölçümü 1489 kilometrekaredir. Ergani İlçesi idari olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunur, ama coğrafi olarak Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer almaktadır. Kuzeyinde Elazığ iline bağlı Maden ilçesi, doğusunda Diyarbakır ili ve Diyarbakır'a bağlı Dicle ilçesi, güneyinde Urfa'ya bağlı Siverek ilçesi, batısında Diyarbakır'a bağlı Çermik ve Çüngüş ilçeleriyle sınır komşusudur.

Denizden yüksekliği 955 metredir.” (Bkz. Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş, s.13) 

3. Sayfa 28’de Gezilecek Görülecek Yerler başlığı altında yazılanlar:

Ergani-Makam arası 5 kilometredir. Zülküf Peygamber'in mezarının Eğil'de olduğu, Zülküf Dağı'nda ise sadece makamı olduğu söylenir. Bu nedenle, buraya Makam denir. Sadece buraya da değil, Zülküf Dağı'na da Makam Dağı denir.” (Bkz. Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş, s. 267-268.)

4. Ve yine sayfa 28’de:

“Makam'ın bir özelliği de burada açan ve buraya özgü Makam Çiçeği’dir. Bir rivayete göre Zülküf Peygamber'in terinin damladığı her yerde bu çiçek olmuştur. Bir başka rivayete göre ise Hz. Ali'nin atının terinin damladığı yerlerde ilkin açmış ve o günden beri de sadece Ali Dağı ve Zülküf Dağı'nda olmaktadır.” (Bkz. Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş, s. 273.) 

5. Sayfa 30’da Gezilecek Görülecek Yerler başlığı altında yazılanlar:

“ENÜŞ YADA ABBAS PEYGAMBER'İN TÜRBESİ

Ergani'den yaklaşık 12-13 kilometre uzaklıkta, Otluca köyünde bulunmaktadır. Burada yatan zatın kim olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bazıları Enüş Peygamber olduğunu, bazıları da Abbas Peygamber olduğunu söylemektedir. Hatta bazı söylentilere göre Enüş ve Abbas Peygamberin aynı kişi olduğu söylenmektedir.” (Bkz. Çayönü’nden Ergani’ye: Uzun bir yürüyüş, s. 273.) 

6. Sayfa 62’de Erganili Önemli Şahsiyetler Yerler başlığı altında yazılanlar:

“Tarihin karanlığında kalmış bir gerçek!..

FATİH SULTAN MEHMED'İN HOCASI MOLLA GÜRANİ ERGANİLİ Mİ?

Uzun bir uğraşı ve çalışma sonucu Fatih'in Hocası, Osmanlı din ve devlet adamı Molla Gürani'nin Ergani'ye bağlı Hilar köyünde doğduğuna dair belgelere ulaşıldı.

Fatih Sultan Mehmed'e hocalık yapan, Osmanlı İmparatorluğu'nda kazaskerlik, kadılık ve şeyhülislamlık gibi önemli devlet hizmetlerinde bulunan, İslam düşünürleri üzerinde çok büyük bir etki bırakan; bugün başta İstanbul olmak üzere birçok cami, medrese, cadde ve sokağa ismi verilen Osmanlı din bilgini ve devlet adamı Molla Gürani kimdir ve nerede doğmuştur?

İslam düşünürleri arasında Molla Gürani'nin doğum tarihi ve doğum yeri tartışmalıdır. Bazı kaynaklar doğumunu 1406, bazı kaynaklar 1410 olarak vermektedir. Doğum yeri olarak da genellikle bugün İran sınırları içinde bulunan İsferâryin ile Kuzey Irak'ta bulunan Şehrezûr'u yazmaktadırlar. Bu yazılanlar hiç araştırılmadan, başka yazar ve düşünürlerce de hep nakledilerek tekrarlanıp durulmuştur.

Yaptığımız araştırmada ise, Molla Gürani'nin Ergani'ye bağlı Hilar köyünde doğduğuna dair çok ciddi kaynakların var bulunduğuna şahit olduk. Bu konuda en önemli kaynak; İslâm bilgini Burhânuddin Ebu'l-Hasan İbrahim el-Bikaî (ö. 885/1480)'nin Köprülü Kütüphanesi'nde 1119 numarada kayıtlı olan 'Unvânu'z Zamân adlı eseridir. el-Bikaî bu eserinde Gürani'nin Hilar'lı olduğunu nakletmektedir.”(Bkz. http://www.uzulmez.info/muslum/makale/mollagurani.htm) 

7. Sayfa 64’de Ergani’li Önemli Şahsiyetler başlığı altındaki kısımda şahsım da tanıtılmış. Kendi web sitemden özgeçmişim “seç-kopyala-yapıştır” yöntemiyle Müslüm Üzülmez hanesine yazılmış (Bkz. http://www.uzulmez.info/muslum/ozgecmis.html), ama nedense burada da yayınlanan ERGANİ ve HİLAR kitaplarımın ismine (yayınlanmış 16 kitabıma) hiç yer verilmemiştir.

 Bu alıntılarla yapılan sahtekârlık değil de nedir?

Yapılanlar, kurnazlık ve korsanlığın yanında toplumdaki beklentileri karşılamadaki isteksizliği ve kabiliyetsizliği de yansıtmaktadır. Ergani Kaymakamlığı bir “kültür hizmeti” verdiğini düşünebilir, ama ben doğrusu Kaymakamlığın bu çalışmayla neye ve kime hizmet ettiğini anlamış değilim. Ergani’de veya Diyarbakır’da hiç mi bu işi ciddi olarak yapabilecek kişi veya ajans yoktu da İzmir’den birilerine sipariş verildi? Yasal haklarım saklı kalmak kaydıyla şahsımın ve kamuoyunun bu konularda aydınlatılması gerekir. Şık olmayan bu davranışla ilgili izahatı; sorumluluğu başkalarına yükleyen “müşteri hizmetleri” temsilcileri gibi birilerinden değil, sorumluluk sahibi doğru dürüst bir yetkiliden bekliyorum.

Dünya büyük değişimlerin, hızlı gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyor deniliyor, ama bizler nedense bu değişim ve gelişmelerden yeteri kadar nasiplenmiyoruz, dahası bir türlü Şark kurnazlığından vazgeçmiyoruz. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu söylenir ya, bizlerin de değişmeyeni herhalde kurnazlık olmalı. Eğer böyleyse, “Sürdürülebilir Kurnazlık” kavramını dünya literatürüne armağan edebiliriz!

Ama bu yol doğru bir yol değil, kurnazlıkla kaliteli değer yaratılamaz. Kalıcı kaliteli bir değer yaratmak için, taş ustalığı olan baba mesleğini baz alarak şunu söyleyebilirim: Bizler, sağlam ve uzun ömürlü temeller oluşturan yeni köşe taşlarının duvar ustaları olmamıza yardımcı olacak bir çalışma içinde olurken, emeğe saygıyı başa almalıyız. Çünkü emeğe saygı, köşe taşlarını yontma sanatında kilit unsurdur. Daha iyi yapılar inşa etmek, daha güzel eserler üretmek için, bizden önce yapılmış çalışmaların değerini bilmek, onların hakkını vermekle işe başlamalıyız. Bizden öncekilerin çalışmalarını (eserlerinin adlarını ve yazdıklarını) sahiplenerek, hakkını yiyerek bir şey üretemeyiz; rölantide kendimizi tekrar eder ve bir arpa boyu yol gidemeyiz. Dahası, başkalarının ürettiklerini sahiplenirsek hem kendimizi hem de toplumu kirletiriz.

Unutmayalım: Bilgilenme meziyet gerektirir.