Cehennemde Üşümek

Müslüm Üzülmez - 22/02/2011 0:44:24 (417 okunma)


Cehennemde Üşümek

“Amed’in Kaşını Çizen Dicle’dir”

Bilenler bilir. Diyarbakır sıcağı insanı yakar, Cehennemî bir sıcağı vardır. Bu sıcaklık fizikî bir sıcaklık değil sadece, Kürt coğrafyasını kasıp kavuran ve yakıp duman eden politik baskıların yoğunlaşmış halidir aynı zamanda. Böylesi cehennemî bir yerde, “akreplerin yılanların ininde/kır çiçekleri kadar taze kalmak” (s.4) çok zor olduğundan olacak ki, şairimiz Cumali Eşsizoğlu “Cehennemde Üşüyorum” diyor. Gençliğinde Çukurova’da pamuk toplamada çalışırken ırgatların çok çalışması için, imamların sabah ezanını daha erken akşam ezanlarını daha geç okuduklarına (s.9), bütün değerlerin ayaklar altına alındığına tanık olur. Yüreği titrer. Acemice de olsa sınıfsal içerikli şiirler yazmaya başlar. Çok sonraları dili ve varlığı yok sayılmış bir Kürt olarak sınıfsal ezilmenin yanında etnik ezilmenin de farkına varır, şiire sarılır. Ve bu şiirler gün gelir Cehennemde Üşüyorum( ) adıyla kitap olur yayınlanır.

Eşsizoğlu Kürtçe düşünür, ama Türkçe yazar. Dahası o yeşilde kanayıp sarıda ağlar, zemheride donup haziranda damlar ve “yasak”lardan kaçarken dizelerinin çoğunu yontar.(s.16)

Devrimciler biraz divanedir. Çünkü “uzun yürüyüş” erleridir onlar. Seher yelinde bir türküdür adları. Hep menzili uzak umutlara koşarlar.

Ben ve Cumali de uzak menzile koşanlardandık. Bendine sığmayan Dicle’nin asi çocuklarıydık. Geçmişte birlikte aynı politik örgütte çalıştık. Zor günler yaşadık. Paslı bir bıçak gibi geleceğimizi kanatıp bölen 12 Eylül sonrası ben cezaevine düştüm, o dışarıda kaldı. Bu nedenle, önsöz niyetine yazdığı Başlarken kısmında: “1980 yılında Diyarbakır Cezaevi ile tanışmadığım için çok şanslıyım. Bunu o yıllarda partide birlikte çalıştığım Salih Şimşek ve Müslüm Üzülmez başta olmak üzere beni ve benim gibi nice arkadaşları canları pahasına koruyan herkese borçluyum” (s.12) diyerek ince bir davranış gösterip vefa borcunu ödemek istiyor. Devamında ise, “dışarıda kalanlar içinse de hayat dikensiz gül bahçesi değildi. Dışarıda ne kadar mücadelemiz yükselirse içerdekilerin acısının o kadar azalacağının bilincindeydik” diyerek bir gerçeğe ve gerekliliğe parmak basıyor. Çünkü “anılmak yaşamak kadar güzeldir/unutmak ölüm kadar gazeldir”. (s.182)
Ve aynı duyarlılığı bugün de taşıdığını şu dizelerinden anlıyorum:

“ama
gecikirse ayın suya yansıması
gecikirse mor dağlara gün ışıması
işte o zaman
kavgayı sevecek kadar genç
ve ölümden korkmayacak kadar
yaşlı olurum”
 (s.16)

Şiir yazmak karanlık, yolsuz bir ormanda insan etini parçalayan dikenler arasında yol almaya benzer. Meyvenin kötüsü nasıl erken yere düşerse, iyi yazılmayan bir şiirde fazla tutunamaz hemen dalından/kıymetten düşer. Karıncanın suda bıraktığı iz kadar bir etkisi olur ancak. O yüzden şairin; sözcükleri damıtmak, sözcüklere anlam yükleyip dizeleştirmek, dizeleri uyumlaştırmak için yoğunlaşması ve derviş gibi sabırlı olması gerekir.

Eşsizoğlu’nun şiirleri için bir şey söylemem doğru olmaz, çünkü sanat/şiir eleştirmeni değilim. Ama şiirlerini zevkle okudum diyebilirim. Eşsizoğlu, halk ezgilerinde esinlenerek kitabının başında yer alan ilk şiirlerde genellikle aşağıdaki dizelerde olduğu gibi sevgiliye seslenmekte, bir nevi içini dökmektedir:

görür görmez yüreğime damladın
ateş olup ciğerimi dağladın
senden önce bahar yüzü görmedim
geçen ömre bedel biçtim ağladım
” (s.30)

Sayfaları ilerledikçe şiirlerde politik esintiler esmeye başlıyor:
“özledim kömür gözlüm
yangınlara kar yağışını
mehtaplı gecelerde
yıldızların kayışını
ve keçi burcu semalarında
baksi güvercinlerin
takla atışını
ve özgürlük şarkısının ezgisinde
dicle’nin nazlı akışını

özledim kömür gözlüm
kaleşnikof mermilerinin desenini
ve tank paletlerinin
ensemizde nefesini
birde/dipçiklerle kafası yarılan
süngüyle susturulmaya çalışılan
halkımın onurlu direnişini”
 (s.38)

Ve kitabın yarısına doğru Kürt coğrafyasında yaşamanın bir sonucu olarak şiirler biraz hafif ajitasyon kokuyor. “Nazım ile Arif’in sevdasında/pimi çekilmiş savrulan/bombayım” (s.85) dizelerinde olduğu gibi… Fazla ajitasyon bence şiirin büyüsünü bozar. Sanat ve siyaset ilişkisinde ölçülü olunmalı ve şiirde bu tadında yapılmalıdır. Şiiri politikanın hizmetkârı yapmamalıyız. Duygu zengini ve vicdani duyarlılıkları olduğu için şairler aya merdiven kurup güneşten ışık toplayıp boğucu karanlığı dağıtmalıdır. Kurşun atanlara karşı, sözcüklerin gücüne güvenerek “kurşun dökmeli”dir. Şiirlerin bütününe baktığımızda ise aşk, devrim özlemi, haksızlığa isyan, tarihten esintiler, yoldaşça duygular, tatlı ve acı anılar var. Şair, kaybolan rüyaları geri getirmeye çalışıyor.

Cehennemde Üşüyorum, Eşsizoğlu’nun ilk kitabı. İlerde kendi tarzını oluşturması halinde bizlere çok daha güzel şiirler yazacağına yürekten inanıyorum. Yazdıklarını kitaplaştırarak paylaşma cesaretini gösterdiği için de kendisini kutluyorum.
Arkadaşım eline sağlık.

***
Cumali Eşsizoğlu Kimdir?
Eşsizoğlu, 26 Eylül 1957 tarihinde Diyarbakır’ın Çermik ilçesine bağlı Sinag köyünde doğdu. (Sinag, Kürtçenin Zaza lehçesinde yamaç, göğüs anlamına gelir. Resmi kayıtlarda köyün ismi Sinek yapılmıştır.)

Doğumunu şu dizelerle dile getirmektedir:
ben doğmuşum eylül yirmi altı da
bin dokuz yüz elli yedi yılında
sebzeler o gece yeşilken yanmış
güz baharın en güzel kıvamında
” (s.164)

İlkokulu köyde, ortaokulu ise 5 km. uzaklıktaki Çermik ilçesinde okudu. 1972 yılında Diyarbakır Erkek İlköğretmen Okulu sınavını kazandı. 1976 yılından itibaren öğretmen hareketi içinde yer aldı. 1978 yılında Ankara’da düzenlenen Demokratik Eğitim Kurultayı’na Diyarbakır Delegesi olarak katıldı. Öğretmenlerin mesleki demokratik örgütü Töb-Der’in çeşitli kademelerinde görev aldı, eylemlerine katıldı. TKP ve TBKP saylarında mücadele verdi. 1988 yılı sonrasında ticarete atıldı. Halen Diyarbakır’da ticaretle uğraşmaktadır. Evli olup Bilen, Ekim ve Yaren Eylül adlarında üç çocuğu var.
Cehennemde Üşüyorum yayınlanmış ilk eseridir.