Çiçek Kar Altında Boy Atar


Yanlışı doğru (ya da eğriyi doğru) gibi göstermeye çalışanlar

Kendi kendilerini kandırdıkları gibi başkalarını da kandırmaya çalışır.

Kalemim bugünlerde sanki bana gücendi. Harfleri bir biri ardınca sıralamıyor. Sözcükler havada asılı kalıyor. Rahmet damlaları gibi beyaz kâğıtlara/ bilgisayar ekranına damlamıyor. Bu sıkıntıya katlanarak yine de yazma işini sürdürmeye çalışıyorum.

Yeni yıla kanla girdik. Mevsimin en soğuk günlerini ve siyaseten en karamsar kışı yaşıyoruz. Dondurucu hava her yanı sardı; soğuk kötü günler bastırdıkça bastırıyor. Buzhanedeymişiz gibi ruhumuzu ısıtacak bir şeyler arıyoruz, ama ırzı kırık Dünya bir kriz içinde. Hiç iç açıcı bir durumda değil. Yakın bir zamanda da bir ışık gözükmüyor. Dünya genelinde gelir dağılımındaki makas durmadan açılıyor. Afrika açlıktan kıvranıyor. Ortadoğu yanıyor. Müslüman ülkelerden Hıristiyanların yaşadığı gelişmiş Batı ülkelerine yoğun dramatik göç dalgaları sürüyor. Terör örgütleri ölümcül eylemlerini sürdürüyor. Batı’da ırkçılık yükseliyor. “Dünyanın horozu” Amerika’da Donald Trump beklenmedik şekilde Başkan seçiliyor ve başkanlık koltuğuna oturmanın hazırlığını yapıyor.

Türkiye’de ise devletin “çivisi çıktı”. Yaşananlar ortada. Zor ve berbat bir süreçten geçiyoruz. Hiç kimsenin can, mal ve iş güvenliği yok. Peş peşe bombalar patlıyor, insanlar ölüp ateş düştüğü yeri yakıyor. Kamu kurumlarından yöneticiler ve çalışanlar sürekli görevden alınıyor. Kürt milletvekilleri ve Kürt belediye başkanları tutuklanıyor. Muhalif belediyelere ve şirketlere sürekli kayyumlar atanıyor. Yazılı ve görsel medya kapatılıyor ya da susturuluyor. Düşünen insanlar ya işinden atılıyor ya da hapishanelere tıkılıyor. Gerilim sürekli yükseltiliyor. ABD, Avrupa ve komşu ülkelerle ilişkiler limonileşip neredeyse durma noktasına geldi. İktidar partisi ise her ne pahasına Başkanlık adı altında kendi Cumhuriyetini kurmaya çalışıyor. Ve dinleri olduğu için adalete, vicdana, ahlaka ihtiyaçları yokmuş gibi davranıyor. Kula kulluk revaçta.

Herkesin malumudur. Eski bir volkanik yanardağ olan Karacadağ’ın bulunduğu coğrafyada bugün yaşananlar ve haklı talepler fiziksel olduğu kadar toplumsal ve siyasal yakıcılığını kesintisiz sürdürüyor. Kulaklara küpe olsun: Duygusal kopuş olunca ayrılık kaçınılmaz olur!

Çok neden var kötümser olmamız için, ama tarihsel iyimserliğimizle umudumuzu yitirmemeliyiz. Hayallerimizden vazgeçmemeliyiz. Çiçek kar altında boy atar. Kimsenin kuşkusu olmasın. Gün gelecek yapraklar çiçeklere, çiçekler yapraklara gülümseyecektir.

Peki, bu gülümsemenin olması için ne yapmalıyız?

Kanımca, her şeyden önce Dünya’daki gelişmeleri iyi anlamaya çalışmalıyız. Bunun için her zamankinden çok daha fazla bir çaba sarf ederek dünya literatürünü takip etmeli ve yoğun bir okuma eylemi içinde olmalıyız. Her şeyi kılı kırk yararak düşünmeliyiz. Bilgi, akıl ve cesaretle yeni düşünceler ve kavramlar üretmeliyiz. Edindiğimiz bilgiler ışığında bir öngörüde bulunmalıyız. Böyle bir yol izlediğimizde gerçekten önümüzü görebilir ve olabilecekleri kestirebiliriz ancak. Öngörüsüz yapılacak şeyler berhavan şeylerdir. Başka bir ifadeyle, eğer nereye gidileceği bilinmiyorsa gidilecek yerin bir önemi yoktur.

İkincisi, ivedi olarak demokrasinin önünü açacak politikalar geliştirmeliyiz. Bugün hayatın her alanında güven kırılması yaşanıyor. Bireyler, devletler, kurumlar/şirketler, uluslar/etnik topluluklar, inançlar, toplumsal sınıflar arasında var olan güven sorunu ağır hasarlara neden olmuştur. Bu nedenle ortak yarar gözeten güven verici, çoğulcu, şeffaf birlikler oluşturmalı ve işbirliği yapabilme becerisini gösterebilmeliyiz. Şiddetten kaçınarak, gönül birliğiyle akılcı bir şekilde hep beraber demokratik kurumları/ mevzileri korumaya çalışmalı ve egemen anlayışa karşı bir alternatif olarak ortaya çıkmalıyız. Çevremizde bulunanlara karaçalının tatlı meyve vermeyeceğini, eğri cetvelle doğru çizilemeyeceğini; Faust’un, şeytanla anlaşarak dünyanın tüm keşifleri karşılığında ruhunu satan adam olarak efsaneleştiğini dilimiz döndüğünce anlatmalıyız.

Bugün haklı taleplere egemen olanlar kör ve sağır olabilir. Olsun. Zor günler geçecektir. Yeter ki sağlam durmasını, doğru düşünmesini, gerçekçi politikalar üretmesini ve dayanışmayı bilelim. Fırtına ne batırdığı gemilere ne de devirdiği ağaçlara aldırır, kendi yolunda gider. Tarih her şeyin tanığıdır ve eninde sonunda herkese hak ettiği değeri verecektir. Bilge Aristoteles boşuna mı: “Gerçekte doğruyla hem doğrunun kendisini ve hem de eğriyi biliyoruz: çünkü cetvel hem doğrunun, hem de eğrinin yargıcıdır; tersine eğri, ne bizzat kendisinin, ne de doğrunun yargıcıdır” diyor. (Ruh Üzerine, Alfa Yayınları, s.59)

İyimserim: İnsanın içini ısıtan güneş ışığının aydınlığındaki günlerin gelişi çok uzak değil, karanlıkların karanlıkları örttüğü günler geride kalacaktır.

 

 

e-posta: muslum.uzulmez@gmail.com

web: http://www.uzulmez.info/muslum