Kirvem Nadir Akyıldız’ı Sonsuzluğa Uğurladık


Kirvem Nadir Akyıldız’ı Sonsuzluğa Uğurladık

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Kalp durur. Akıl unutur.

Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur.”  Mevlana 

Ölüm hayatın acı gerçeğidir. Bu acı gerçek ne zaman ve nerde karşımıza çıkar bilemeyiz. Kirvem Nadir Akyıldız’ın vakitsiz vefat haberini kardeşim Şahin’den aldım. Haberin etkisiyle sarsıldım; içimi keder ve hüzün kapladı. Sonra kendimi toparladım ve değerli dostumu son yolculuğuna uğurlamak için hemen bilet alıp İzmir Dikili’ye hareket ettim. Mezarına iki kürek toprak atarak onu sonsuzluğa uğurladım ve üç gün taziyesinde bulundum. Ama görevim bitmedi, Nadir Akyıldız’ı birazcık anlatmam ve eski günlerimizi yâd etmem lazım. 

Nadir, Ergani'nin tek muhacir köyü olan Macîran (Orta Yazı) köyündendi. Bu köydekiler, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında Kafkaslardan getirilip yerleştirilmişler. Eskiden ailelerimiz arasında gelip gitmelere ve hal hatır sormalara dayanan güzel bir ilişki vardı. Ayrıca ailelerimiz arasında birde kirvelik ilişkisi var, ama benim bu kirvelik olayı hakkında fazla bir bilgim yok; kirvelik ne zaman, nasıl başlamış bilmiyorum. Bildiğim, dedemin ağabeyi Zekeriya Üzülmez (1903-1986) ile Nadir’in amcası Abdurrahman (Yılmaz) dayının asker arkadaşı ve kan kardeşi oldukları; Zekeriya Üzülmez’in ilk erkek torunu olduğunda torununa Abdurrahman ismini verdiğidir. 

Nadir, 1946 doğumludur. Benden 4 yaş büyüktü. Ben Ergani Ortaokulu’na başladığımda o okulun üst sınıflarındaydı. Okulda yaşça en büyüklerden, boyca en uzunlardan biriydi. O dönem bakkallık yapan Yahya amcam okulda Nadir’in velisiydi. Kavgacı olduğu için amcamı ha bire okul yöneticileri çağırırdı. Nadir o dönem benim için sadece bir tanıdıktı. 

1971’de üniversiteye gittiğimde, o Ankara’da polisti. Ergani’deki tanışıklığımız Ankara’da dostluğa dönüştü ve dostluğumuz hep devam etti. Sık sık bir araya gelirdik, Çermiklilerin Kahvesi’nde veya başka yerlerde buluşurduk. Güzel sohbetler eşliğinde yer, içer, gezerdik; fırsat buldukça ortak dostlarımızı ziyaret ederdik. Ankara’dayken ben devrimci öğrenci hareketinde yer aldım, o devrimci-demokrat polis hareketi içinde yer aldı. Nadir, Türkiye’de ilk kurulan Polis Derneği POL-DER’in kuruluşunda görev alanlardandır. Bir avuç yürekli insanla birlikte birçok şeye imza attı. Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde arkadaşlarıyla birlikte can güvenliği dâhil çok zor günler yaşadı ve sonrasında polislikten ayrılmak zorunda kaldı.

 Ecevit, 1978’de Adalet Partisi’nden transfer edilen onbir milletvekiline bakanlık verip hükümet kurunca, Nadir, Tekel Genel Müdürü Orhan Özet’in Özel Kalem Müdürü görevlisi olarak Tekel’de çalışmaya başladı. Ben ise, aynı yıl bazı siyasi nedenlerden dolayı Diyarbakır Belediyesi’ndeki Temizlik İşleri Müdürlüğü görevimi bırakmak zorunda kaldım. İşsiz biri olarak iş aramaya başladım. Çok sürmedi, 28 Ağustos 1978’de Nadir’in yardımıyla Diyarbakır Tekel İçki (Rakı) Fabrikası’na Kimya Mühendisi olarak atandım. 1979’un sonunda Tekel’den ayrılıp DİSK’e bağlı Bayındırlık İşçileri Sendikası BAYSEN’de profesyonel sendikacılığa başladım. Nadir, Ecevit hükümetinin dağılmasından sonra, 1979’da Diyarbakır Tekel Bölge Müdürlüğü’ne tayinini çıkartıp Diyarbakır’a yerleşti. 1993 yılında Tekel’den emekli oldu. 

Herkes bilir, eski bir volkanik yanardağ olan Karacadağ’ın bulunduğu coğrafya, iklimiyle olduğu kadar toplumsal ve siyasal yakıcılığını da sürdüren coğrafyadır. 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nce yapılan 12 Eylül hareketi tüm Türkiye’yi yaktı, ama Kürt coğrafyasını kavurdu. O zor günlerde ayakta kalma, onuru koruma, dayanışma en önemli meziyetlerdi. Nadir, o dönem kendisini korumasını bildi ve zorda olanlarla dayanışma içinde oldu. 

12 Eylül’den çıkış sürecinde de Ergani’de demokrat insanlarla birlikte kendince bir şeyler yapmaya çalıştı. Kürt özgürlük hareketi 1984’te silahlı mücadeleyi başlayınca Kürt coğrafyasında her şey bir başka şekilde gelişir oldu. Gözaltılar, tutuklamalar, faili meçhul cinayetler, köy yakmalar, köy boşaltmalar, sürgünler, koruculuk, can ve mal güvenliği ateş olup insanları yakmaya başladı. Savaş, devletin ve toplumun kimyasını bozdu. Kürt coğrafyasında yaşam daha da çetinleşti. İnsanlar kavganın içinde gözlerini açar oldu. Ruhi yapıları savaşın içinde biçimlendi; kimileri yalakalığın, kimileri de saygınlığın timsali oldu. Nadir, o zor günlerde onurlu duruş sergileyenlerden biri oldu. 

1993’te bazı istenmeyen, arzu edilmeyen nedenlerden dolayı Ergani’den ayrılmak zorunda kaldı. Evini İzmir Dikili’ye götürdü ve burada ticaretle uğraşmaya başladı. Kendisini birkaç kez Dikili’de ziyaret ettim. En son 2010 sonbaharında eşimle birlikte bir gece Dikili’de evinde misafir kaldığımızda; beyaz peynir, sarı kavun ve güzel bir sohbet eşliğinde rakılarımızı içmiştik. O, yemeyi içmeyi seven biriydi, ama daha çok yedirmeyi içirmeyi severdi. Gözü gönlü toktu, dostlarıyla birlikte olmaktan hep keyif alırdı. Masayı zevkle hazırlar, maharetle donatırdı ve sohbetiyle de masaya renk katardı.

Bunlar şimdi geride kaldı. Bu güzel insanı amansız zalim dert bizden ayırdı: 1 Mart 2014’te vefat etti, 2 Mart 2014’te Dikili’de defnedildi.

 O, yüreği ve bileği titremez bir yiğitti. Cesur ve farklı bir renkti. Baba dede dostumdu, kirvemdi, arkadaşımdı. Sevdiğim bir insandı. Anısını hep yüreğimde taşıyacağım.

Saygınlığını, onurunu koruyanlara, dostlarına yardımı görev bilenlere selam olsun!