1 MAYIS



Habertürkyazarlarından Yavuz Semerci’nin beğendiğim tanımıyla geleneksel 1 Mayıs/ Taksim tartışmaları başladı. Eh biz de konuya yakın isimlerden biri olduğumuza göre bizim de bu tartışmalar içerisinde bir çift söz etme hakkımız olduğundan, bu hakkımızı bir yazı ile kullanalım dedik.

 

1 Mayıs, aynı 8 Mart gibi ithal yani kökü dışarıda bir gün olarak bu topraklarda kendine “uygun bir yer” bulmaya çalışmış, bu yerini zor da olsa kâh bulmuş kâh bulamamış bir “ideolojik gün” olarak bugünlere kadar gelmiş.

 

Bu durum 1 Mayıs tartışmalarının ve kutlamalarının başladığı 70’li yıllardan günümüze kadar devam etmiş ve maalesef hâlen de devam ettirilmekte...

 

Mesela hangi ülkenin valisi, bakanı veya başbakanı ülkesinde 1 Mayıs kutlamalarının hangi meydanda kutlanacağı konusunda böylesi dayatmalarda bulunur, bilmiyorum. Bildiğim şey bu durumun herhalde sadece bize has bir durum olduğu, çünkü haber portallarına şöyle bir baktım ve dünyada konuyla ilgili hiçbir benzer haber göremedim.

 

Ve 1 Mayıs’ın idare üzerindeki bu ideolojik etkisi bu tür dayatmalarla hâlâ tezahür ediyor.

 

Yani bu şu demek oluyor; 1 Mayıs tartışmaları böyle giderse daha çok su kaldırır bir konu olarak gündemdeki yerini koruyacağa benziyor.

 

Konunun ilginç bir yanı da üzerinden bir demokratikleşme umudunun halen korunduğu veya korunmak istendiği bir başbakanın, bu dayatmaları bizzat yapmayı kendi üzerine vazife ediyor olmasıdır.

 

Oysaki aynı başbakanın işbaşında olduğu bir dönemde, 2009 yılında, otuz yıl sonra Taksim 1 Mayıs gösterilerine kısmen açılmış ve bir sonraki yıl ise gösterilere tamamen izin verilmişti.

 

Bununla da kalınmamış otuz yıldır yasaklı olan 1 Mayıs, Emek ve Dayanışma Günü olarak resmî tatil ilan edilmişti.

 

Peki, şimdi olanlar neyin nesi ve neden bu gelişmelerden sonra yeniden bu tartışma ve gerginliklere geri dönüyoruz.

 

Bundan kimin ne çıkarı olabilir?

 

Anladık geçen yıl Taksim Meydanı inşaat nedeniyle gösterilere kapatılmıştı, peki bu yıl kapalı olmasının nedeni ne, bu dayatma neden?

 

Bu konuda herhalde “milli irade” veya “çoğunlukçuluk” anlayışı ile açıklanacak bir konu.

 

Beni millet seçti, ben mili iradeyi temsil ediyorum ve çoğunluk benim, siz değil; ben 1 Mayıs’ın nerede kutlanmasını istiyorsam orada kutlanacak gibi bir zorlama ile karşı karşıyayız.

 

Ya da Başbakan 1 Mayıs gerginliği üzerinden kendisine bir siyasi rant çıkarmayı düşünüyor olabilir mi?

 

Böyle olursa, karşı siyasi rant çıkarma hesapları da devreye girer mi?

 

Yoksa diğer 1 Mayıs kutlamaları, Taksim kutlamasının gölgesinde kalmasın diye bir kıskançlık mı var işin içinde anlamıyorum.

 

Bunların hepsi olası, fakat bu hesapların hiçbirinin toplumsal barışa bir katkısı olmaz.

 

Yani yazık olur.

 

Hâlbuki Taksim kutlamalarının yasaklandığı 1 Mayıs 2008’de çıkan çatışmalar sonucunda konu AİHM’e taşınmış, Mahkeme, yaptığı inceleme sonucunda Toplantı ve Gösteri Yapma Hakkı’nın “gösterinin yapılacağı yeri belirlemeyi de kapsadığı” yönünde bir karar alarak yürütmeyi mahkûm etmişti.

 

Buna rağmen yine de ben bilirim ve benim dediğim olacak dayatması var karşımızda.

 

Bu, kabul edilemez bir zorlama ve hukuk devletinde yeri olmayan bir dayatmanın adı.

 

Şimdi herkese görev düşüyor.

 

Örneğin geçtiğimiz günlerde AB Karma İstişare Komitesi (KİK) üyeleri (TOBBTİSKTürk-İşTESKHak-İşKamu-SenMemur-Sen) Başbakan ve muhalefet parti liderlerini ziyaret ederek siyasi tansiyonun düşürülmesi ve kendilerince gerçek gündeme dönülmesi konusunda ricada bulundular.

 

Şimdi görülüyor ki, Sayın Başbakan yapılan bu ricayı pek umursamış gözükmüyor. O zaman AB KİK üyeleri tekrar Başbakan’ı ziyaret ederek, Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılmasını ve mevcut tansiyonun düşürülmesini tekrar etmeleri gerekiyor.

 

Bu yapılmadığı zaman ise tüm muhalefet partilerinin ve sendikal konfederasyonların 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını açıklayarak, yapılmak istenen hukuksuzluğa, keyfiliğe ve dayatmalara karşı toplumsal talebi ortaya koymaları, hem kendi kurumsal ve hem de toplumsal sorumluluklarının meşru bir örneği olacaktır.

 

Bu böyle yapılırsa toplumsal ve siyasi tansiyon düşürülür.

 

Aksi hâlde 1 Mayıs gerginliği üzerinden yaşanacak olaylardan, bu sorumluluğu yerine getirmeyenler, doğal olarak sorumsuz davrananlarla birlikte sorumlu olacaklardır.